Aydınlık Kitap Eki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aydınlık Kitap Eki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Temmuz 2014 Cuma
‘Pratik olarak en iyi Türk’
Abdullah Öcalan’ın 1999 yılında yakalandıktan sonra İmralı’daki sorgusu sırasında söyledikleri, 16–24 Aralık 2013 tarihleri arasında Aydınlık’ta dizi yazı olmuştu. Şimdi de kitaplaştırılmış bulunuyor. Kitap, İşçi Partisi Genel Sekreteri Hasan Basri Özbey tarafından yayına hazırlandı. Kitapta bütün çıplaklığı ile ortaya konan Abdullah Öcalan portresi son derece önemlidir ve ülkemizin halen yaşamakta olduğu sıkıntılı süreci anlamak açısından öğreticidir.
16 Mayıs 2014 Cuma
SOYKIRIM İDDİALARI MALTA'DA DENİZE DÖKÜLDÜ
Tarihimizde "Malta Sürgünü" olarak adlandınlan olay, aslında önde gelen ittihatçıların "toplu Ermeni kıyımı" suçlamasıyla yargılanmasıdır. Malta'da tutukladıktan 145 kişiyi suçlayamayan ingiliz makamlarının, sonunda "esir değişimi" ile alıkoyduktan kişileri serbest bırakmaları, iddiaların kofluğu anlamına gelmektedir.
Gazeteci-yazar-siyasetçi Uluç Gürkan'ın 'özgün İngiliz belgeleri'ne dayanarak kaleme aldığı "Malta Yargılaması" kitabı 1920'lerin başında Malta'da yaşananları hatırlatmanın ve tartışmanın çok ötesinde, başlı başına bir savunmadır; hatta karşı iddianame de denebilir. Gürkan, İngiliz belgelerine dayanarak, Ermeni lobisinin 'uluslararası yargılama' talebini gerçekten de hem ıskartaya çıkarıyor hem de Türkiye'nin yaklaşık yüz yıl önce lehine çıkmış olan ve elini güçlendiren bir uluslararası yargı kararını hepimize bir kez daha hatırlatıyor.
13 Mayıs 2014 Salı
Türkiye’nin ‘Kürdistan’ deja-vu’su
Bugün bölgede yaşananlar gelecekte, temelden sarsılacağımız acılara fısıldıyor gibi… Bu tarifini yapamadığımız acıları engellemek için de kendilerini ahtapot gibi sarmış emperyalizmin ve onun hempalarının
oynadığı oyunlara Kürtlerimizin dâhil olmaması… Emperyalist güçler bugün Kürtleri Ortadoğu’da bir asker gibi kullanılmaya hazırlanıyor.
12 Mayıs 2014 Pazartesi
Ütopya Platon’la başlamaz, sömürüyle başlar
Ütopyayla devrimin arasında kopmaz bir bağ vardır. Her ütopya aynı zamanda devrimi kışkırtır. Her devrim ütopyaya ihtiyaç duyar. Ütopyası olmayan bir devrim olmamıştır.Devrime gitmeyen ütopyanın da esamesi okunmaz. Dolayısıyla her ütopyacı da eninde sonunda devrimcidir. Bugün Türkiye’nin de büyük ütopyacılara ihtiyacı vardır.
Geçtiğimiz günlerde kitapçılara “Türk Ütopyaları” adıyla bir inceleme kitabı girdi. Gerçek-ten merak uyandıran bu incelemede “Türklerin ütopyası var mıdır” sorusuna oldukça kapsamlı
bir yanıt veriyor Sadık Usta. Ütopyalar konusunda 20 yıldır araştırma ve incelemelerde bulunan Usta, ortaya atılan pek çok teze karşı ilginç açıklamalarda bulunuyor. Biz de bahar ayının güzel havalarına güvenip Gülhane Parkı’nda Sadık Usta ile ütopya kavramı üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.
28 Mart 2014 Cuma
Ölüm bile durur saygıyla
100 YAŞINDA FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA GÜNLÜĞÜ
Dağlarca, adeta “Beni sen yaşat” diye Ertan Mısırlı’’ya çocukluğundan başlayarak hayatının önemli dönemeçlerine ilişkin çarpıcı bilgiler vermiş. Özgün belgeler, mektuplar, fotoğraflar ve ilk kez yayımlanan
şiirler emanet etmiş. Okur bu kitapla, büyük şair hakkında bilinmeyen birçok şey öğreniyor.
Doğumunun 100. yılında, “Fazıl Hüsnü Dağlarca Günlüğü”; “Ölümsüzler Günü” kitabıyla ünlü,”Eski Islık” kitabının şairi,”ölüme sözlü, hayata nişanlı bir kuşaktan geliyorum.” diyen, Ertan Mısırlı’nın kaleminden çıktı. Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde kendi başına bir akım olarak görülen ve saf şiir içinde değerlendirilen Fazıl Hüsnü Dağlarca, kendi içinde çoğalan tanım ve izleklerle olağanüstü bir şiir dünyası kuran şairimizdir. Dağlarca, şiir birikimi açısından bütün bir değişim ve etkiler antolojisi gibidir.
7 Mart 2014 Cuma
Kültürel birikim hayatın birikimidir
Ahmet Yıldız’ın “Nizamülmülk’ün Öldürülüşü” adlı yeni hikâye kitabı, umarım, gözden kaçmaz. Çünkü bu
hikâyeleriyle bir insan önerisi getiriyor. Bu insan, ulusunu seven, tarihsel kökenini merak eden ve araştıran, insana kasteden politik yanlışların doğrudan üstüne yürüyen; bilinçli bir yaşam militanıdır.
Türkiye’nin ‘paralel’le imtihanı
ABD içindeki bu paralel yapının en yakın müttefiki elbette İsrail’deki aşırı sağcı Likud
partisiydi. ABD politikalarını belirleyecek kadar etkin görevlerde bulunan birçok kişi ya doğrudan Likud ile ilişkili ya da ZOA, JİNSA gibi siyonist örgütlerdendiler. Bu arada yeri gelmişken, JİNSA’dan cesaret madalyası alan tek Müslüman’ın Tayyip Erdoğan olduğunu
belirtmeliyim. Ve Fethullah Gülen’in ABD’de oturma izni alması için ona kefil olan Abromowitz, Edelman, Fuller gibi isimlerin de bu Neo-con kliğinden olduklarını.
13 Aralık 2013 Cuma
UYGARLIĞA ADINI VEREN HALK: UYGURLAR
Sinciang Uygur Özerk Bölgesi Türklerin tarihi ana yurdu, beşiğidir. Bu tarih hakkında da ne yazık ki az şey biliyoruz. Öte yandan ABD’nin bütün dünyada uyguladığı “böl-yönet” politikası uyarınca Çin’in Sinciang Uygur Bölgesi de, bölücülüğün emperyalizm ve yerel gericilikle ittifakından dolayı acı çekiyor. Türkiye’de bir bölüm milliyetçiler kendi ülkemizin bölünmesine karşı feryat ederken Çin Halk Cumhuriyeti’nin ABD çıkarları uğruna bölünmesine destek olduklarında ne denli ilkesiz, gerici ve işbirlikçi konumuna düştüklerini de göremiyorlar. Sinciang Uygur Tarihi, yalnız tarihi geçmişi aydınlatmakla kalmayıp bugüne de ışık tutan, mutlaka okunması gerekli çok önemli bir bilimsel çalışma.
9 Aralık 2013 Pazartesi
BİRKEN BİN OLMAK
“Tebeşir
dairesinin öyküsünü dinleyenler,
Şu
eski türküyü de etsinler ezber:
Sahiplik
için bir şeye,
Ona
yararlı olmak gerek!
Bebeğe
iyi bakan ananındır bebek!”
Bertholt
Brecht, Kafkas Tebeşir Dairesi
Bir
Şeftali Bin Şeftali, Kaynak Yayınları’nın hazırladığı 12
kitaplık Samed Behrengi Dizisi’nin dördüncü kitabı. Kitap,
Deniz Üçbaşaran’ın çizgileriyle hayat buluyor.
2 Aralık 2013 Pazartesi
ASLINDA VELİ KÜÇÜK KİM?
Veli Küçük'ün bu zamana kadar hiç yayımlanmamış fotoğraflarının bulunduğu bir albümü de içinde barındıran kitap MİT- asker- siyaset üçleminde oldukça çarpıcı ilişkileri gözler önüne seriyor. Sonuç olarak PKK ile mücadele eden Veli Küçük'ten ud çalan Veli Küçük'e kadar her yönüyle bir portre sergileniyor.
Yıllardır faili meçhuller denince onun adını duyduk, Susurluk davasında gene onun adını öne sürdüler, Jitem'i onun kurduğunu, Hizbullah'ı PKK'ya karşı onun oluşturduğu iddialarını ortaya attılar ve şimdi de Ergenekon davasında "örgüt yöneticisi" suçlamasıyla en yüksek cezayı verdiler. İnsanların aklında gerçekten sırlarla dolu bir Veli Küçük tablosu oluştu yada oluşturuldu. Kimdi Veli Küçük, gerçekten bu kadar karanlık çemberin ortasında bir suçlu muydu, yoksa iftiralara uğrayan bir yurtsever miydi. Hep siyasi güç odaklarının sunumlarıyla karşılaştık bu zamana kadar. Ancak Veli Küçük konuşmayı seçmedi. Türkiye'nin hemen hemen her yerinde önemli askeri yöneticilikte bulunmuş olan Küçük, belki de ilk kez bu kadar nesnel olarak Hikmet Çiçek'in kaleminden KAYNAK YAYINLARI tarafından "Ben Veli Küçük" kitabıyla ulaşıyor bizlere.
"HEP BİRLİKTE KOCAMAN BİR HAYYAM ATEŞİ YAKALIM"
Müzisyen Ekrem Ataer, "Ömer Hayyam" adlı albüm/kitabında Türk yazar ve düşünürlerini bir araya getirdi. İki yıllık çok yoğun bir çalışmanın ardından geçtiğimiz haftalarda, içerisinde şarkıları barındıran cd ile birlikte kitap Kaynak Yayınları tarafından okurlarla buluşturuldu. Biz de bu önemli derlemenin mimarı Ekrem Ataer'le bir söyleşi gerçekleştirdik.
22 Kasım 2013 Cuma
Laik, yurtsever, sosyalist ve Türk olmanın getirisi ise hep zindan
“Eli birazcık kalem tutan, ağzı birazcık laf yapan herkesi internetin yazar yapması gülünüp geçilecek bir şey değil. Okumuşun cahilleştirilmesinin günümüzdeki en etkili aracı internet. Facebook ve twitter’ı en yoğun kullananlar en az okuyanlardır dikkat edilirse...”
Ne güzel bir kitap adı Padalya. Başlıklar ve ara başlıklar da öyle. Kitabın üst başlığı Edip Cansever’in bir dizesi zaten: “İnsan yaşadığı yere benzer.” Tarihsel materyalist bir ilkenin, insan ve çevre diyalektiğinin şiirle anlatımı olduğunu anımsatıyorsun. Nâzım’sa bunu, “Memleketin hali gibi halimiz” dizesinde ima etmişti. Buluş ve edada şiirden ödünç alma tavrı gizli tüm yazılarda. Kitaptaki ilk yazı da, Cemal Süreya’nın “Kurt” şiirinin ilk dizeleriyle açılıyor. Ama şiirin sonu olağanüstü: “Kurt altı yavru doğurur / Köpek olur bunların biri”. Süreya,
25 Ekim 2013 Cuma
İçeriği bilmek biçimi bilmeye yeter mi
“The Sanat Çağı”, sanatın Altın Çağı’na bir tepki olarak, kapitalist ilişikler sonucu ortaya çıkıyor ve asıl olanın yerine aşağılık bir kopya olarak sanatı kirletiyor, soylu olanı, kibirli, bayağı, ticari kaygılarla üretilen, banal, rüküş ve sıkıcı hâle dönüştürüyor.
11 Ekim 2013 Cuma
Köle Ruhlular Ne Laik Olabilir, Ne Demokrat
Karanlık izin verdikçe büyür
Özdemir İnce’yi okurken ülkemizin yaşadığı buhranın temelinde akıl tutulması olduğunu daha net anlıyoruz. Ama o karanlığa gömülmenin saptanmasıyla yetinmiyor. Devrimci bir Cumhuriyetçinin bilinciyle ışık da tutuyor. Aydın olma tam da bu zorunluluk değil midir?
27 Eylül 2013 Cuma
Adalet Sarayı’nda Pensilvanya’nın ayak sesleri

Sıradan bir trafik kazası haberinin peşinde koşarken bir gün, sabaha karşı evinizin kapısı polisler tarafından
çalınsa ne yapardınız? Alkollü olarak direksiyonuna geçtiği arabasıyla genç bir kadının ölümüne neden olan şahıs, Fethullah Gülen’in finansörlerinden işadamı İhsan Kalkavan’ın yeğeni olunca ve böyle birinin ifşa edilmesine kalkışılınca işler biraz daha karmaşık bir hale gelebiliyor…
20 Eylül 2013 Cuma
ZOR GÜNLER FIRSATTIR / SADIK USTA

1- 32. yayın yılını geride bırakırken "Türk Devrimi'nin Yayınevi" sloganını onurla taşıyan Yayınevimiz, yeni yayın döneminde Türk Devrimi yayımcılığına "ilk kez" yayımlanan eserleri kazandırmaya devam edecek. Bu yayın döneminde, Mahmut Esat Bozkur'un çoğunluğu ilk kez yayımlanan yazı ve konuşmalarım okurla buluşturuyoruz. Mehmet Perinçek ve Arda Odabaşı'nın en son çalışması, "Stambulskie Novosti'de Jön Türk Devrimi" adlı kitabımız da önümüzdeki hafta raflarda yerini alacak.
6 Eylül 2013 Cuma
Balyoz komedyasını ortaya koyan kitap

Son yıllarda dünyanın gelişmiş ülkelerinde var oluşumuzun nedenleri, Mars’ta suyun varlığı, Güneş sistemi dışında kaç gezegen olduğu, uzayın sınırları, iklim değişikliklerinin nedenleri, hücreleri yeniden programlama yöntemleri, öldürücü hastalıkların çareleri aranırken ülkemizde, sabaha karşı yapılan operasyonlarla yurtseverlerin ev ve işyerleri aranıyordu.
4 Eylül 2013 Çarşamba
"ALTIN CÜMLE"NİN DEĞERİ

Doğu Perinçek, 23 Temmuz günlü Aydınlıktaki ROTA'da sıcak selamlarıyla yine çetin bir görev yüklemişti. Bir süre sonra da, Deniz Gezmişle birlikte DÖB'ü (Devrimci Öğrenci Birliği) kuran 1968 öğrenci liderlerinden, şimdiki Muğla Barosu Başkanı Mustafa İlker Gürkan'dan bir mektup aldım. Gürkan'ın mektubuyla Elsasser'in kitabıyla ilgili bu görevi sırtlanmış oldu. Paytaşıyorum; "Seyyit Mezir"
2 Ağustos 2013 Cuma
DOĞU DEVRİMİNİN BATI’DAKİ SEDASI: Jürgen Elsässer

Jürgen Elsässer, sönmüş devrim merkezlerinden, Almanya’dan devrimci bir çığlık koparıyor. Kitabı “Ulusal Devletin Yıkımı ve Sol Tavır” Kaynak Yayınları’ndan yeni çıktı. Elsässer kafası 19. yüzyılda sıkışmış
kalmış “Sol”un Batı’daki ve Almanya’daki ibretlik dönüşümünü tahlil ediyor. “68 kuşağı, emperyalizmi sevmeyi nasıl öğrendi?” sorusuyla; “68 kuşağının mutasyonu”, “pop-solcular ve eğlence nesli”, “hippiler ve yupiler”, sözde cinsel devrim”, “azınlık yaması”, solun küreselleşmesi”, başlıkları altında da Yeni Sol’u yerli yerine oturtuyor. Elsässer işin alfabesinden başlıyor.
BİLİMSEL SOSYALİZM VE YENİ SOL
“Proletarya, her şeyden önce siyasal hakimiyeti fethetmek, ulusal sınıf durumuna yükselmek, kendisi ulusu oluşturmak zorunda olduğundan zaten ulusaldır; ama kesinlikle sözcüğün burjuva anlamında değil. İşçi sınıfı, kendini ulusal olarak kurduğu devlet gücünü (iktidarı) elemi geçirecek? Günümüzde Minsk’in batısında bu cümlesi inançla tekrarlayacak bir solcu bulmak neredeyse imkânsızdır. Bu cümle Karl Marx ve Friedrich Engels’ e aittir ve Komünist Manifesto’da yazmaktadır.” Solun, işçi sınıfından, ulusal devletten, vatandan
kopuşunun ve Yeni Sol’a dönüşümünün hazin hikayesini anlatıyor Elsässer. “Yeni Sol’un ideolojik kabulleri, kapitalizmin değişimine eşlik eden hoş bir müziktir” diyor.
NEO SOL’UN KÜLTÜR LİSTESİ
Jürgen Elsässer’in Joseph Heath Andrew Potter’den yaptığı alıntı devrimci gençlik açısından öğreticidir. Aynen aktarıyorum: “Son elli yılda yakıcı bir etkiye sahip olanlardan bazıları şunlardır: Sigara, erkeklerin saçlarını uzatmaları, kısa saçlı kadınlar, sakal, bıyık, mini etek, bikini, eroin, caz, rock, punk, reggae, rap, dövme, koltuk altı kılları, grafiti, sörf, motosiklet, piercing, dar boyun bağları, sutyen takmamak, eşcinsellik,
marihuana, yırtık kıyafetler, saç jölesi, mohikan saç kesimi, afrolook, doğum kontrolü, postmodernizm, ekose pantolon, organik sebze, bağcıklı botlar, ırklar arası cinsellik. Günümüzde bu sayılanların hepsini (koltuk altı kıllar ve organik sebze dışında) bir Britney Spears video klibinde görmek mümkündür.” Bu arada değinmeden geçemeyeceğim. Silivri’den genç devrimci arkadaşlarıma mektuplar yazıyorum. Kendilerini
sıktığımın farkındayım. Ancak Neo Sol’un bu kültürel listesiyle devrim yapılmaz. Yapılan karşıdevrim olur.
BİRLİKTE OKUNACAK İKİ KİTAP
Jürgen Elsässer’in ileri sürdüğü teori, Doğu Perinçek’in “Bilimsel Sosyalizm ve Bilim” kitabındaki teoriyle
birebir örtüşmesi bakımından hayli ilginçtir. İki kitap birlikte okunmalıdır. Doğu Perinçek’in kitabının 115. sayfasından başlayan “Vatan Savunması ve Milli Demokratik Devrimler” başlığı altındaki bölüm ve 229. sayfadaki “Yeni Devrimler Çağı” bölümü, Jürgen Elsässer’in görüşleriyle birebir aynıdır. Özetlersek Jürgen Elsässer, Doğu Devrimlerinin Batı’daki sedasıdır. Özellikle devrimci gençlik, TGB kadroları gündemine almalı, okumalı ve tartışmalıdır.
-------------------------------------------------------------
Ulusal Devletin Yıkımı ve Sol Tavır Kitabını %25 İNDİRİMLİ Satın Almak için Tıklayın;
19 Temmuz 2013 Cuma
Kör Kuyularda Su Kesen Şiir

Çağdaş yazınımızda roman, öykü önemli türlerdir ama ana damar, kuşkusuz şiirdir. Ozanlarımızın tümü bu ana damardan beslense de: ne acıdır ki pek az ozanın bu damarın gelişip güçlenmesi için gayret gösterdikleri de bilinen bir gerçektir. Hep yakınır dururuz. Güzel dizeler çok, güzel şiir pek az, diye, Gülten Akın'ın "Hayattan giderek uzaklaştı şiirimiz" saptamasında olduğu gibi yaşamdan kopmuş sözler, yıllardır yinelenen söz öbekleri, alışılmış sesler, sıradanlık yaratır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













