Sözcü Gazetesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sözcü Gazetesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ekim 2015 Salı

SONER YALÇIN: ENERJİ KORİDORU


İşte…
Bu karışık süreçleri anlayabilmek için kılavuza ihtiyacımız var.
SÖZCÜ gibi bağımsız gazeteler.
Mehmet Ali Güller gibi bağımsız gazeteciler.
Ortadoğu konusundaki yazılarıyla tanınan meslektaşım Mehmet Ali Güller, Kaynak Yayınları’ndan “Suriye’nin Sevr’i: Amerikan Koridoru” adlı kitabını tavsiye ederim.
Güller yeni kitabında hem beş yıldır Suriye’de yaşananlara ışık tutuyor; hem de Rusya’nın müdahalesiyle artık doğrudan Atlantik ile Avrasya’nın çarpışmasına dönüşen süreci inceliyor.

30 Ekim 2013 Çarşamba

AKP bir daha seçilirse Cumhuriyet yok olur!



"Cumhuriyetin Annesi" Nam-ı diğer 'Son Sümer Kraliçesi' Muazzez İlmiye Çığ, Cumhuriyeti, Atatürk'ü ve Atatürk'e olan bağlılığı anlattı. Çığ, bugün kutladığımız Türkiye'nin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı için çarpıcı itiraflarda bulundu...

99 yaşında dalyaya bir adım kala koca çınar Çığ , giyimi, kuşamı, makyajı, dışarı çıkarken takmayı ihmal etmediği şapkası yazdığı kitapları, samimi konuşmalarıyla, İstanbul kadar görkemli.Babası ilimle uğraşsın diye adını İlmiye koymuş, nitekim bu aydın ailenin çocuğu olan Muazzez İlmiye Çığ babasının dileklerini yerine getirerek Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli Sümerolog olmuş.

24 Ekim 2013 Perşembe

Gezi şehidi anısına şiir kitabı


Hatay‘da polisin attığı gaz fişeği ile başından vurularak hayatını kaybeden Gezi Direnişi‘nin şehidi Abdullah Cömert için “Abdocan Ölümden Başka Her Şey Olacak” adıyla bir şiir kitabı çıktı. Kitabın geliri Abdullah Cömert’in adını taşıyacak okulun yapımına harcanacak. Ağabey Zafer Cömert‘in çağrısıyla memleketin her köşesinde Abdullah, için şiirler yazıldı. Zafer Cömert ve şair Cezmi Ersöz tarafından incelenen şiirler 1 ayda toparlandı. Kitapta şiirlerin yanısıra Abdullah Cömert’in daha önce yayınlanmamış fotoğrafları da yer alıyor. Kaynak Yayınları’ndan çıkan “Abdocan Ölümden Başka Her Şey Olacak” kitabının ilk baskısı tamamlandı ve kitap raflardaki yerini aldı.

2 Ekim 2013 Çarşamba

GÜZEL KİTAPLAR


CEMAAT İSTERSE
Genç gazeteci Çağdaş Ulus 27 yaşında. Haber peşinde koşarken günün birinde KCK davasından tutuklandı, boş yere 10 ay hapis yattı. Cezaevinde tuvalet temizletmek istediler, olaylar çıktı. Çağdaş, kitabında başına gelenleri ve cezaevi yaşamını anlatıyor: "Cemaat isterse."

23 Eylül 2013 Pazartesi

TUTUKLAMANIN PERDE ARKASI



Gazeteci Çağdaş Ulus 268 günlük tutukluluğunda yaşadıklarını "Cemaat İsterse" adlı kitapta topladı. Dava sürecindeki belgelerin de bulunduğu kitapta bir cinayetin peşinde koşan Ulus'un Cemaat tarafından nasıl içeri atıldığı anlatılıyor.

10 Ağustos 2013 Cumartesi

OKTAY YILDIRIM VE MUSTAFA BALBAY KİTAPLARI


Sevgili okuyucularım, elime üç gün önce iki ilginç kitap ulaştı.

Bunları sizlere mutlaka tanıtmam gerekiyor. İlkinin yazarı, Ergenekon davasında 33 yıl hapis cezası alan emekli Astsubay Oktay Yıldırım.

Kitabında 2006 yılındaki Danıştay baskınını anlatıyor. Tümü belgeli ve mahkeme tutanaklarından oluşuyor.

Alparslan Arslan isimli katil ve ekibi Danıştay'ı nasıl bastı? Baskından önce ve sonra neler oldu? Ergenekon davasında -Danıştay baskınıyla ilgili olarak- kimler nasıl yargılandı?

31 Temmuz 2013 Çarşamba

HİKMET ÇİÇEK VE GİZLİ TANIK ADALETİ!



     SEVGİLİ okuyucularım, Balyoz davası bitti, çok sayıda komutan ve birkaç sivil memur en ağır hapis cezalarına çarptırıldı. Cezalar haksızdı... Cezalar sadece belli yerlerde ve poliste üretilen düzmece bilgisayar belgelerine göre verildi. Bu belgelerin hiçbirinde imza yok. Hepsi de muhbir vatandaşlar tarafından yapılan sözde ihbarlarla gündeme getirilen hayali yazışmalar. Balyoz sanıkları bu dava hakkında muhteşem kitaplar yazdılar, dört dörtlük belgeler açıkladılar, üzerlerinden sürdürülen siyasi oyunu kanıtladılar...

11 Temmuz 2013 Perşembe

DARBECİ (!) KURMAY ALBAYIN KİTABI


     Sevgili okuyucularım, burada sizlere bazen kitap tanıtımları yapıyorum. Nedeni gayet basit:
O kitaplar bize çok şey anlatıyor, bilmediklerimizi öğretiyor, önümüze yeni ve aydınlık, bazen de birilerini utandırması gereken kapılar açıyor.
Kurmay Albay Mustafa Önsel bir darbeci!.. Hiç utanıp sıkılmadan Tayyip hükümetini yıkmaya kalkıştı, Balyoz sanığı oldu ve silah arkadaşları gibi o da yargılanıp 18 yıl hapis cezası aldı!
Önsel tutuklu olduğu Hasdal askeri cezaevinde dört dörtlük bir kitap yazmış.

18 Haziran 2013 Salı

Babalarına Hasret Kalan Yaşamlar!



Ağlatan hikayeler
Kaynak Yayınları'ndan çıkan 'Babamı Beklerken' kitabı, 8 asker kızının biricik kahramanlarına, babalarına hasret yaşamlarını anlatıyor. Gazeteci Burak Bilge ve Psikolog Pelin Çınar'ın kaleminden çıkan kitapta birbirinden duygusal öyküler yer alıyor.

Bugün Babalar Günü... Herkes babalarına sarılarak belki de minik bir hediye vererek bu günü kutlayacak. Ama bazıları hariç... Kaynak Yayınları'ndan çıkan "Babamı Beklerken isimli kitapta bunu anlatıyor. Gazeteci Burak Bilge ve Psikolog Pelin Çınar'ın kaleme aldığı kitapta Balyoz Davası'ndan tutuklanan 8 asker ve kızının yaşadıkları anlatılıyor. O öykülerden biri de MHP Milletvekili emekli Korgeneral Engin Alan ile kızı Tülin'in duygusal anıları... İşte Tülin'in ağzından kahraman babası:

O benim sırdaşımdı
"Emekli olduğunda onunla sürekli opera, bale ve tiyatroya giderdik. Babam klasik müziğe bayılır. Operayı ve sinemayı çok sever. Kimseye anlatmadığım şeyleri babama anlatırdım. O benim sırdaşım ve arkadaşımdı. Başım sıkıştığında hep onu arardım. Şimdi ise bunları çok özlüyorum. Mutluluk tablomuz, Balyoz operasyonları ile son buldu."


-------------------------------------------------------------
Babamı Beklerken Kitabını %25 İNDİRİMLİ Satın Almak için Tıklayın;



14 Mayıs 2013 Salı

Balyoz'un kitabını yazan amirale soruşturma açıldı




GENELKURMAY, Balyoz davasında tutuldu Tümamiral Ali Semih Çetin hakkında da açıklama yaptı. Çetin'in, "Bir İhanetin Öyküsü, Hasdal'da Bir Amiral" adlı kitabında amiri konumundaki bir personele yönelik hakaret unsurları içerdiği değerlendirilen beyanları nedeniyle Askeri Ceza Kanunu'na göre "Amire hakaret" suçunu işlediği iddiasıyla askeri savcılık tarafından soruşturma başlatıldığı belirtildi.


-------------------------------------------------------------
Bir İhanetin Öyküsü Kitabını %25 İNDİRİMLİ Satın Almak için Tıklayın;



3 Mayıs 2013 Cuma

Üniformamız kefenimizdi ama hain dediler, yazıklar olsun!



Kardak kahramanı SÖZCÜ’ye konuştu



Üniformamız kefenimizdi ama hain dediler, yazıklar olsun!





Balyoz’dan 16 yıl ceza alan Kardak kahramanı SÖZCÜ’ye konuştu
PKK’lılar elini kolunu sallayarak dolaşıyor… Kardak’a bayrak diken SAT komandosu Albay Ali Türkşen’in ise Poyrazköy Davası’nda da iki kez müebbet hapsi isteniyor…
‘Ce­bi­ni­ze­de­ki elek­tro­nik eş­ya­la­rı çı­ka­rın, lüt­fen. Çan­ta­nı­zı ki­lit­li do­laba bı­ra­ka­bi­lir­si­niz.’
‘Not def­te­ri­mi ala­bi­lir mi­yim, bir de ka­lem?’
‘Ta­bi­i ala­bi­lir­si­niz.’
Has­dal As­ke­ri Ce­za ve Tu­tu­ke­vi­’n­de­yim… İki ta­ra­fı yem­ye­şil bir yol­dan as­ke­ri araç­la bir, bi­le­me­din iki ki­lo­met­re git­ti­ği­miz yo­lun so­nun­da böy­le kar­şı­la­dı­lar bi­zi…
Ya­kın ar­ka­daş, eş, dost sa­lı ve per­şem­be gün­le­ri gö­rü­şe­bi­li­yor. Ku­ral­lar ne ge­rek­ti­ri­yor­sa ye­ri­ne getirip bir­bi­ri­ni ta­nı­yan on­lar­ca in­san­la be­ra­ber gö­rüş için bek­le­me­ye baş­la­dım…
Bir­ço­ğu as­ker, on­lar da be­nim gi­bi gö­rü­şe gel­miş­ler, si­lah ar­ka­daş­la­rı­na mo­ral ver­mek için… Ka­la­ba­lık ol­du­ğu için 4’er­li grup­lar ha­lin­de gir­dik içe­ri…
Yak­la­şık 1.5 saa­tin so­nun­da sağ elim­de te­le­fon, ca­mın ar­dın­da­ki Ali Türk­şe­n’­le ko­nuş­ma­ya baş­la­dım…

17 yıl ön­ce Kar­dak kri­zin­de gö­rev alan SAT (Su Al­tı Taa­ruz) Ko­man­do­su De­niz Üs­teğ­men Ali Türkşen… Şim­di tu­tuk­lu De­niz Kur­may Al­bay Ali Türk­şen…
‘Bak şimdi neredeyim’
De­ğiş­miş­si­niz?
Saç­lar dö­kü­lün­ce sa­kal bı­rak­tım… İyi­yim ama… Spor ya­pı­yo­rum.
Ye­ni ki­ta­bı­nız ha­yır­lı ol­sun… Kar­da­k’­ta Kah­ra­man Has­da­l’­da Esir…
Öy­le ya… Ön­ce­den pa­za­ra bi­le çık­tı­ğım­da ken­di ken­di­me “Oğ­lum Ali, bu ül­ke­nin re­fa­hın­da, hu­zu­run­da se­nin de pa­yın va­r” der­dim. Da­ha bir dik yü­rür­düm… Ama şim­di bak ne­re­de­yim, ne­re­de­yiz… Ve ney­le suç­la­nı­yo­ruz… Kah­ra­man­dık ama ar­tık bi­zim için ha­in di­yor­lar…
Kaç gün ol­du?
Bu­gün 806 gün ol­du… 21 Ni­san 2009 sa­ba­hın­da Tuz­la­’ya gü­le oy­na­ya git­tim. Öğ­ren­ci­le­rim­le da­lış yapa­cak­tım… Kıs­met ol­ma­dı…
‘Böyle şey romanda olmaz’
Na­sıl ge­çi­yor gün­le­ri­niz?
Bi­zim ko­ğu­şa her gün 5 ga­ze­te ge­li­yor. Söz­cü, Cum­hu­ri­yet, Ay­dın­lık, Va­tan bir de Hür­ri­yet… Ga­ze­te­le­ri oku­yup ha­ber­le­ri ke­si­yo­rum… Ar­şiv ya­pı­yo­rum… Dos­ya dos­ya ar­şi­vi­miz ol­du… Bir de ki­tap oku­yo­ruz bol bol… Ede­bi ro­man­lar…

Bal­yoz id­di­ana­me­si­ni oku­du­nuz mu?
Ta­ma­mı­nı oku­ma­dım… Yal­nız­ca ken­di­mi il­gi­len­di­ren bö­lü­mü­ne bak­tım… 900 say­fa… Onun hep­si­ni oku­ya­ca­ğı­ma ki­tap oku­rum da­ha iyi…
Ne­den?
An­la­tı­lan­lar­dan po­li­si­ye ro­man bi­le ol­maz ama ya­şa­dık­la­rı­mı­za ba­kın, ba­şı­mı­za ge­len­le­re…
‘Haberleri izlemiyorum’
Pe­ki ya te­le­viz­yon?
Bi­zim ko­ğuş­ta ha­ber iz­len­mi­yor, bel­ki gün­de ya­rım sa­at ba­kı­yo­ruz ha­ber­le­re… İş­ler Güç­le­r’­i iz­li­yo­ruz… Ha­ber­le­re da­ya­na­mı­yo­ruz… Ya­şa­nan­la­ra ina­na­mı­yo­ruz çün­kü… T.C’­yi kal­dı­rı­yor­lar, Türk Bay­ra­ğı­’na izin ver­mi­yor­lar…
Siz Kar­dak kri­zin­de Türk Bay­ra­ğı­’nı ka­ya­lık­la­ra di­ken SAT eki­bin­dey­di­niz. O gün­ler ge­li­yor mu ak­lı­nı­za? Ne dü­şü­nü­yor­su­nuz? (Dü­şü­nü­yor… Ke­li­me­le­ri­ni özen­le se­çi­yor… Önü­ne ba­kı­yor bir sü­re son­ra bir anda kal­dı­rı­yor ba­şı­nı, se­si de de­ğiş­ti…)
Biz öl­mek için ye­min et­miş­tik, ha­pis­te yat­mak için de­ğil. Bi­zim üni­for­ma­mız ke­fe­ni­miz­di…
Bu­nun için miy­di? 15 yıl son­ra ba­na te­rö­rist de­di­ler… Öy­le ağı­rı­ma gi­di­yor ki… Yü­re­ğim ya­nı­yor, ruhum, içim al­mı­yor… Ya­zık­lar ol­sun…
Öz­lem­le­ri­niz var mı? (Dü­şü­nü­yor.)
Var… Bi­li­yor mu­su­nuz en çok de­ni­zi öz­le­dim… De­niz ko­ku­su­nu… Dal­ma­yı… (Eliy­le gös­te­re­rek anlatıyor…) Böy­le da­lın­ca tuz­lu su bur­nu­nu­za ka­çar… İşte onu çok öz­le­dim… Tuz­lu su­yun  bu­r­nu­ma kaçması­nı…
Kıs­met­se çı­kın­ca ya­par­sı­nız bel­ki?
Çı­kın­ca mı? İki mü­eb­bet bir 16 yıl… Kıs­met…
‘Burada hayal yok’
Ne­den, umu­du­nuz yok mu?
Ne za­man ki ken­di­mi ai­lem­le bir pa­zar kah­val­tı­sın­da evim­de, dost­la­rı­mı da ya­nım­day­ken gö­rü­rüm o zaman “ta­ma­m” de­rim. Bu­ra­da ha­yal yok, ger­çek­ler var…
Her­kes mi böy­le?
“Bay­ram­pa­şa Ben Faz­la Kal­ma­ya­ca­ğı­m” di­ye bir film var­dı… Bi­zim­ki de o he­sap… Her gün ye­ni bir uğul­tu do­la­nı­yor içe­ri­de… Ye­ni Ana­ya­sa­’da çı­ka­cak­mı­şız… Yok yok, ma­yıs di­yor­lar… Ol­ma­dı ha­zi­ran… An­la­ya­ca­ğı­nız, bi­zi bez­di­rip, “Biz çı­ka­lım da ne olur­sa ol­su­n” de­dirt­me­ye ça­lı­şı­yor­lar… Hem bu­ra­dan çıkın­ca hiç­bi­ri­mi­zin ha­ya­tı ay­nı ol­ma­ya­cak…
Na­sıl?
Ka­der bir­li­ği yap­mak ge­re­kir­ken bu­ra­da bi­le bö­lün­dük biz… Bu­ra­dan çı­kın­ca her­kes baş­ka yer­lere dağı­lır… Kim­se kim­se­yi gör­mez bi­le… He­pi­mi­zi böl­dü­ler… Bu ül­ke­de ya­şa­yan­la­rın tek or­tak nok­ta­sı Türkçe ko­nuş­mak ol­du… O yüz­den bur­da­ki­ler­den kim­se bir şey bek­le­me­sin…
As­ker ağ­lar mı?
Ağ­lar, ağ­la­maz mı? Ha, ama kim­se ha­li­mi­ze ağ­la­dık fi­lan san­ma­sın… Biz iyi­yiz çok şü­kür, ağ­la­na­cak bir ha­li­miz de yok. Ağ­la­dık evet… Poy­raz­köy du­ruş­ma­sın­da Le­vent Bek­ta­ş’­ın “Bir da­ha dün­ya­ya gel­sem yi­ne SAT ko­man­do­su olu­rum… Ama bu ül­ke­de ol­ma­m” söz­le­ri­ne he­pi­miz ağ­la­dık… Bir de… (Du­ru­yor, ke­si­yor ko­nuş­ma­sı­nı…)
Evet bir de?
Bir de ha­ni şu PKK’­lı­la­rı Ha­bu­r’­da kar­şı­la­dı­lar, ku­cak­la­dı­lar ya on­la­rı… İş­te o za­man ağ­la­dık…
‘Atatürk bize bol geldi’
Ba­rış sü­re­ci­ni ko­nu­şu­yor mu­su­nuz, ar­ka­daş­la­rı­nız­la?
Hiç ko­nuş­mu­yo­ruz. Her şey baş­ka ta­ra­fa gi­di­yor çün­kü. Bi­li­yor mu­su­nuz, Ata­türk bu ül­ke­ye bol gel­di, bü­yük gel­di. Biz Ata­tür­k’­ü ta­şı­ya­ma­dık…
Ya ai­le­niz?
İki oğ­lum var… Bi­ri Ame­ri­ka­’da… 3 yıl­da 3 sa­at gö­re­bil­dim… Di­ğe­ri bu­ra­da… 11 ya­şın­da, tik­le­ri başlamış… Psi­ko­lo­ğa gi­di­yor. Öz­lü­yor­muş be­ni… An­ne­si bak ağa­be­yin da­ha zor du­rum­da di­ye tel­kin ediyormuş… O da; “Ba­bam be­nim ha­ya­tım­dan bir an­da çık­tı git­ti…” di­yor­muş… Üzü­lü­yo­rum… En kö­tü şey ne bi­li­yor mu­su­nuz?
Ne?
Ai­le­ni­zi ko­ru­ya­ma­mak… Bu­ra­da o ka­dar çok in­san var ki ana ba­ba­sıy­la he­lal­le­şe­me­yen… Bir de anası­nın, ba­ba­sı­nın ce­na­ze­si­ne ce­za­evi ara­ba­sıy­la gi­dip, ce­na­ze na­ma­zı­na ka­tı­lan…
Sü­re­miz dol­du… O ka­dar ka­la­ba­lık ki her­kes sı­ra bek­li­yor ko­nu­şa­bil­mek için… Ar­tık git­me­li­yim…
Se­lin Ha­nım… Bir şey di­ye­ce­ğim… İn­şal­lah bu ül­ke­de in­san­lar eli­ni ko­lu­nu sal­la­ya­rak si­lah­la so­kak­ta do­laş­maz… Unut­ma­sın­lar, her şe­yin bir kar­şı­lı­ğı var­dır… Çe­kil­me­ye kar­şı ne ver­miş ola­bi­lir­ler?

17 yıl önce tarih yazdılar
Ta­rih 25 Ara­lık 1995… Türk ban­dı­ra­lı bir ge­mi Ege­’de Tür­ki­ye­’ye ait olan Kar­dak Ada­sı­’n­da ka­ra­ya otur­du. Yu­na­nis­tan, “Ka­za be­nim ka­ra­su­la­rım­da ol­du­” de­di. Yu­nan Or­du­su, ada­ya bay­rak dik­ti…
İki ül­ke ara­sın­da kriz ya­şan­dı…
30 Ocak 1996’da SAT ko­man­do­la­rı Yu­nan Do­nan­ma­sı­’nın ara­sın­dan ge­çe­rek Kar­da­k’­a çık­tı… Ve ada­ya Türk Bay­ra­ğı dik­ti… SAT eki­bin­de­ki kah­ra­man­lar­dan Türk­şen o gü­nü şöy­le an­lat­tı:
Hep, he­lal ol­sun de­dik… Va­ta­na mil­le­te he­lal ol­sun… Kay­be­de­cek çok şe­yim var­ken ar­ka­ma bi­le bak­ma­dım… 31 ya­şın­day­dım, genç­tim… Ne ka­rı­mı­zı, ne ana­mı­zı, ne ba­ba­mı­zı dü­şün­me­dik… Bu­gün ol­sa ay­nı gö­re­ve yi­ne gö­züm ka­pa­lı gi­de­rim… Duy­gu­la­rım hiç de­ğiş­me­di… Hiç­bir şey için piş­man deği­lim. Ben yap­tık­la­rım için de­ğil ya­pa­ma­dık­la­rım için piş­ma­nım…
‘Kapalı kalınca anladım’
Ne­dir on­lar?
Bir gün bu­ra­ya gi­re­ce­ği­mi bil­sey­dim, da­ha çok yer ge­zer­dim… Ka­pa­lı ka­lın­ca an­la­dım ki ha­ya­tı da­ha iyi ya­şa­ya­bi­lir­mi­şim… Da­ha çok yer gö­rür­düm, o za­man bu­ra­da da­ha çok şey ha­tır­lar­dım dı­şa­rı­ya dair…




Selin KÖK / SÖZCÜ
Kaynak: Sözcü Gazetesi
-------------------------------------------------------------
Kardak'ta Kahraman Hasdal'da Esir Kitabını %25 İNDİRİMLİ Satın Almak için Tıklayın;
Kardak'ta Kahraman

26 Nisan 2013 Cuma

ÇOK GÜZEL KİTAPLAR BUNLAR


     Bir Balyoz kitabı daha Hasdal Askeri Cezaevi'nde yazılmış . Deniz Kurmay Albay, SAT komandosu Ali Türkşen'in kitabı : "Kardak'ta Kahraman , Hasdal'da Esir ." (Kaynak Yayınları .) 1996 yılındaki Kardak krizinde Yunan askerleriyle vuruşmak için sabaha karşı adalara çıkan bir SAT komandosunun başına açılan işler... ABD-AKP-F tipi cemaat işbirliğinde gerçekleşen tutuklanma süreci , sonrası ve hapishane yaşamı. 16 yıl hapis cezası alan Türkşen kendisinin ve denizci arkadaşlannın başına gelenleri anlatıyor, bazı üniformalı hainlerin isimlerini veriyor, yaşananları ABD-AKP-Fethullahçı polis ve yargı komplosu olarak tanımlıyor .

7 Mart 2013 Perşembe

BALYOZ KASETİNİ ERDOĞAN VERDİ!


EMEKLİ Orgeneral Ergin Saygun, Silivri Cezaevi'ndeyken Balyoz Davası'nın kitabını yazmıştı. Kaynak Yayınlarımdan çıkan Türk Ordusuna Balyoz isimli 414 sayfalık kitabın, 200 sayfasını Saygun Paşa yazarken, geri kalanını kızı ve oğlu tamamladı. Türk Ordusu'yla ilgili çarpıcı bilgilerin yer aldığı kitapta Saygun, "Zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Aytaç Yalman ile yaptığım bir görüşmede bana seminerden hemen sonra, bu kasetleri Sayın Başbakan Erdoğan'ın getirip, kendilerine verdiğini söyledi" yazdı.


Kaynak:  Sözcü Gazetesi

EMİN ÇÖLAŞAN: BİR İHANETİN ÖYKÜSÜ


SEVGİLİ okuyucularım, bazı kitaplar vardır, ilk satırını okumaya başladığınız zaman, bitirene kadar elinizden   bırakamazsınız. Bugün size böyle bir kitabı tanıtmak istiyorum:
"Bir İhanetin Öyküsü. Hasdal'da Bir Amiral." (Kaynak Yayınlan)
Kitabın yazarı Tümamiral Semih Çetin Balyoz davasında düzmece belgelerle yargılandı ve 18 yıl hapis cezası aldı. Şimdi öteki "Darbeci (!)" arkadaşlanyla birlikte İstanbul'da Hasdal Askeri Cezaevi* nde yatıyor.
Kitabı sizlere sadece bir yazı boyutunda anlatmam mümkün olacak ama çok eksik kalacak.

Sizlerden ricam şudur:
.
Bu kitabı mutlaka, ama mutlaka okumalısınız. Bir tezgahın içyüzünü, silah arkadaşlarına sahip
çıkmaktan bile korkan bazı
komutan-ların
marifetlerini ancak o zaman anlayacaksınız. Tümamiral Semih Çetin
muhteşem bir kitap yazmış. Bir subayın böylesine güçlü bir kaleme ve akıcı üsluba sahip
olması ne kadar güzel.

Tutuklanan Semih Çetin, o sırada Gölcük'te, Cumhuriyet Donanması'nın Kurmay Başkanı olarak görev yapıyordu. Şimdi size kitaptan bazı bölümler aktaracağım. Tırnak içinde siyah harflerle yazılı bölümler amiralin sözleridir:


"...Bir gün alçakça bir iftiraya uğruyorsunuz. Ne olduğunu anlamadan, üzerinize atılan suçun delillerini bile görmeden hapse atılıyorsunuz. Kızıyorsunuz... Ama sizin arkanızda devlet var. Sizin
gördüğünüzü görecek hakimler ve savcılar var. Hakkınızı koruyacak komutanlar var.
Yanılıyorsunuz, hiçbir şey değişmiyor. Kimse umursamıyor. Kınlıyorsunuz. Umudunuz azalıyor. Devlete güveniniz sarsılıyor.
Yıllarca hizmet ettiğiniz devlet size sırtını dönüyor. Bir emriyle gözü kapalı ölüme giderim diye düşündüğünüz komutanlarınız suspus oluyor.
Medya suskun. İnsanlar sinmiş. Ülkede garip şeyler
oluyor. Üzülüyorsunuz..."
Semih Çetin yaşadıklarını adeta bir anı defterine yazmış, anlatmayı sürdürüyor. O meşhur Beşiktaş Adliyesi'nde savcıya avukatıyla birlikte ifade veriyor:


"Savcı son bombasını patlattı: 'Demokrat Parti zamanında ezan tekrar Arapça okundu diye ihtilal
yaptılar. Ne oldu? Her seferinde halk onları daha güçlü olarak iktidara getirdi... Amiralim siz Yassıada'yı bilir misiniz?'..
1960 ihtilalinde daha doğmamış olan bir savcı, o tarihte henüz iki yaşında olan bir amirale güya geçmişin hesabını soruyordu. Cevap vermedim. Sadece alaycı bir ifadeyle savcının gözlerinin içine baktım ve o müthiş nefreti gördüm.
Bu insanlar bizden nefret ediyordu. Davranışlarından, sözlerinden ve bakışlarından, intikam duygusuyla hareket ettiklerini hissediyordum. 15 yıl önce Türkiye ile Yunanistan'ı savaşın eşiğine getiren bir kriz döneminde gemimizle Kardak bölgesinde görev yaparken, çok yakınımıza sokulan Yunan gemilerindeki subayların gözlerinde gördüğüm nefreti hatırladım.
Bugün Beşiktaş Adliyesi'ndeki gözlerde
ondan çok daha fazlasını
görmüştüm..."
★ ★ ★
Savcıya durumu soruyor. İfadesinden sonra acaba nasıl bir karar verilecek! Savcı yanıt veriyor:
"Diğer savcılarla durumu değerlendireceğiz. Ben tek başıma karar vermiyorum.
Siz buyurun istirahat edin. Biz size sonucu bildiririz diyerek sorgulamayı bitirdi. Odadan dışarıya kendimi zor attım. Kapıda bekleyen (Emir astsubayı) Umut'a savcının bu sözlerini aktardım. Şaşkınlıkla yüzüme bakarak elindeki cep telefonunu işaret etti.
'Komutanım az önce SMS geldi. Televizyonda altyazı geçiyormuş. Tutuklanmak üzere mahkemeye sevk
edilmişsiniz!"
★ * *
Tümamiral Semih Çetin tutuklanmış, öteki subay ve astsubaylarla birlikte Hasdal Askeri Cezaevi nde yatmaktadır:
"Akşam koğuşta otururken Cezaevi Müdürü (albay) elinde bir zarfla içeri girdi. 'Komutanım, az önce Kolordu Komutanı (Korgeneral) geldi, size bir not gönderdi' diyerek elindeki zarfı uzattı. Merakla zarfı açtım ve yüksek sesle okumaya başladım:
'Değerli arkadaşlarım, geçmiş olsun. Sizleri görmek istedim ama izin vermediler. Biliyorsunuz, cezaevinin kuralları var. En kısa zamanda özgürlüğünüze kavuşmanız dileği ile gözlerinizden öpüyorum.'
Gözlerimiz fal taşı gibi açılmıştı. Bu cezaevi 3. Kolordu Komutanlığı'na bağlıydı. Kolordu Komutanı bizimle görüşmek için buraya kadar geldiğini, ancak kendi emrindeki Cezaevi Müdürü'nün bizimle görüşmesine izin vermediğini söylüyordu!
Böyle bir şey söz konusu bile olamazdı. Bir komutan kendi emrindeki bir birliği istediği zaman ziyaret edebilir, isterse en ücra köşesine kadar gezip denetleyebilirdi.
Kolordu Komutam'nın bu davranışı, TSK'nın son yaşananlara rağmen gerçeklerden ne kadar kopuk, büyük resmi görmekten ne kadar uzak olduğunu bir kez daha gözler önüne sermişti.
Bu aymazlık gelecekte daha kötü günler yaşanmasına neden olacaktı.

Cezaevi Müdürü'ne 'Bu mektubu Sayın Komutanımıza geri gönder, kendisine ne demek istediğini anlayamadığımızı söyle' dedim."
İşte size "Güvendiğimiz" Türk Ordusu ndan ve onun komutanlarından acı bir tablo daha! Okurken benim içim sızladı.
★ ★ ★
Aradan uzun bir süre geçmiş, birkaçı dışında çoğu silah arkadaşları ve komuta kademesi, düzmece belgelerle
tutuklanan silah arkadaşlarını, hatta ailelerini arayıp hatırlannı sorma zahmetine bile katlanmıyor.
Söz yine Tümamiral Semih Çetinde:
"Bu durumda olanları üçe ayırıyorum. Ailelerimizi bile aramayan gerçek vefasızlar birinci grubu
oluşturuyordu. Kendilerini olaylardan tamamen soyutlamış, hiçbir şey olmamış gibi yaşamlarına devam ediyorlardı.
Gerçekten suçlu olabileceğimizi düşünenler ise ikinci grupta yer alıyordu. Herhalde bunların zeka düzeyini sorgulamak gerekirdi.
Son grupta ise, herhangi bir şekilde isimleri bizimle birlikte anılırsa kendi başlarının da derde gireceğini düşünen korkaklar yer alıyordu. Bunlar ailelerimizi arıyor, bir ihtiyaçları olup olmadığını soruyor, ama bize bir not göndermekten bile çekiniyordu.
Zaman geçtikçe herkesin çapı, kalitesi ve karakteri belli oluyordu..."
Cumhuriyet Donanması'nın Kurmay Başkanı olan Tümamiral, işte bunları yazıyor. Anlattığı nice olaylar var, inanılır gibi değil.. Ve sonuca varıyor:
"Bu sefil komployu düzenleyenlerin amacı bizleri aşağılamak ve hor görmek. Böylece tüm Silahlı Kuvvetler'i itibarsızlaştırmak, halkın gözünde küçük düşürmek
ve dönüştürmek..."
★ ★ ★
Sevgili okuyucularım, tutuklanıp ceza alanlar sadece Balyoz sanıklan değil.
Deniz Kuvvetleri perişan ediliyor, subay ve astsubayları hakkında inanılmaz davalar açılıyor, insanlar birbiri ardına tutuklanıyor...
Casusluk, şantaj, suikast ve fuhuş!..
Özür dilerim ama aynen yazmak zorundayım, iki orospu bulup onların üzerinden yine düzmece belgelerle davalar açılıyor. Bunların hesabını kim soracak, kime soracak?
Bakınız, iş öyle bir boyuta geldi ki, Cumhuriyet Donanması'nın Komutanı Oramiral Nusret Güner, bu yapılanları ve sergilenen hukuksuzluğu protesto etmek amacıyla şimdi görevinden istifa etmek zorunda kaldı. Deniz Kuvvetleri'nde sadece iki Oramiral var. Kuvvet Komutanı ve Donanma Komutanı. Güner önümüzdeki ağustos ayında Kuvvet Komutanı olacaktı.
Türk Ordusu üzerinde korkunç bir oyun oynanıyor. Bu oyunda özellikle yargı kullanılıyor. Genelkurmay Başkanı Necdet Bey ve öteki komutanlar, oynanan bu oyunu acaba görmüyor mu?

Bu işin en büyük sorumlusu olan Necdet Bey nerede?
Tümamiral Semih Çetin dört dörtlük bir kitap yazmış. Mutlaka okumanızı rica ediyorum. Gerçek tabloyu ve oynanan tiyatroyu işte o zaman daha iyi göreceksiniz.

Donanma Komutanı istifa etti


Ağustos’ta Deniz Kuvvetleri Komutanı olması beklenen Donanma Komutanı Nusret Güner emekliliğini istedi. Donanma Komutanı Oramiral Nusret güner, Balyoz davasındaki mahkumiyet kararları ve son olarak İzmir’de Casusluk Davası’nın ardından TSK’dan istifa etti. Gelen bilgilere göre istifa, Necdet Özel tarafından kabul edildi.


KASIM’DA İSTİFA ETTİĞİ İDDİA EDİLMİŞTİ
24 Ocak 2013
Oramiral Güner’in istifa ettiği, ancak bu istifanın kuvvet komutanından geri döndüğü iddiası Vatan Gazetesi yazarı Can Ataklı’nın köşesinde yer aldı. Ataklı köşesinde, “Aldığım bilgiye göre Donanma Komutanı Nusret Güner kasım ayında istifa etmiş. Gerekçesi çok basit; Arkadaşlarımız birer birer hapse atılıyor elimizden hiçbir şey gelmiyor, gelmediği gibi bir de biz buna yardım ediyoruz” görüşüne yer verdi.

SAVCILARA HEDİYEYE ÜZÜLMÜŞTÜ

Savcılara kravat hediye edilmesi olayını Balyoz davasında 18 yıl hapis cezasına çarptırılan Donanma Komutanlığı Kurmay Başkanı Tümamiral Semih Çetin, “Bir İhanetin Öyküsü-Hasdal’da Bir Amiral” kitabında anlatmıştı. Kitaptan o bölüm özetle şöyle:
- “Tutanaklar imzalandı. Saat neredeyse gecenin 2’si olmuştu. Üs Komutanı’na savcılarla birlikte Komutanın makamına geçmelerini, benim de birazdan geleceğimi söyledim. Durumu Ankara’ya rapor edecektim. Konuşmamı bitirip dışarı çıktığımda Genel Sekreteri Donanma Komutanlığı amblemli hediye torbalarından biriyle görünce şaşırdım:
- Hayrola, nedir bunlar?
- Kravat komutanım. Donanma Komutanı savcılara hediye edecek.
- Emin misin? Bir yanlışlık olmasın?
- Emir subayı şimdi telefonla söyledi. Komutan emretmiş…
Adeta nutkum tutulmuştu. Kimliği belirsiz bir ihbar mektubu ile gecenin bir yarısı Donanma Karargâhını yerle bir eden savcılara, bugünün anısına denizci motifi taşıyan kravat hediye edecektik. Yapacak bir şey yoktu. Savcılar Komutanın odasındaydı. Tartışmanın bir olanağı yoktu. Donanma Komutanı “Sizi biraz üzdük bu akşam” diyerek gülümseyen savcıya, ‘Gerçekten çok üzüldüm’ diyerek hediyesini takdim ederken sinirden ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.”


Kaynak:  Sözcü Gazetesi - http://sozcu.com.tr/donanma-komutani-istifa-etti.html