Sözcü Gazetesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sözcü Gazetesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Ekim 2015 Salı
SONER YALÇIN: ENERJİ KORİDORU
İşte…
Bu karışık süreçleri anlayabilmek için kılavuza ihtiyacımız var.
SÖZCÜ gibi bağımsız gazeteler.
Mehmet Ali Güller gibi bağımsız gazeteciler.
Ortadoğu konusundaki yazılarıyla tanınan meslektaşım Mehmet Ali Güller, Kaynak Yayınları’ndan “Suriye’nin Sevr’i: Amerikan Koridoru” adlı kitabını tavsiye ederim.
Güller yeni kitabında hem beş yıldır Suriye’de yaşananlara ışık tutuyor; hem de Rusya’nın müdahalesiyle artık doğrudan Atlantik ile Avrasya’nın çarpışmasına dönüşen süreci inceliyor.
30 Ekim 2013 Çarşamba
AKP bir daha seçilirse Cumhuriyet yok olur!
"Cumhuriyetin Annesi" Nam-ı diğer 'Son Sümer Kraliçesi' Muazzez İlmiye Çığ, Cumhuriyeti, Atatürk'ü ve Atatürk'e olan bağlılığı anlattı. Çığ, bugün kutladığımız Türkiye'nin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı için çarpıcı itiraflarda bulundu...
99 yaşında dalyaya bir adım kala koca çınar Çığ , giyimi, kuşamı, makyajı, dışarı çıkarken takmayı ihmal etmediği şapkası yazdığı kitapları, samimi konuşmalarıyla, İstanbul kadar görkemli.Babası ilimle uğraşsın diye adını İlmiye koymuş, nitekim bu aydın ailenin çocuğu olan Muazzez İlmiye Çığ babasının dileklerini yerine getirerek Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli Sümerolog olmuş.
24 Ekim 2013 Perşembe
Gezi şehidi anısına şiir kitabı
Hatay‘da polisin attığı gaz fişeği ile başından vurularak hayatını kaybeden Gezi Direnişi‘nin şehidi Abdullah Cömert için “Abdocan Ölümden Başka Her Şey Olacak” adıyla bir şiir kitabı çıktı. Kitabın geliri Abdullah Cömert’in adını taşıyacak okulun yapımına harcanacak. Ağabey Zafer Cömert‘in çağrısıyla memleketin her köşesinde Abdullah, için şiirler yazıldı. Zafer Cömert ve şair Cezmi Ersöz tarafından incelenen şiirler 1 ayda toparlandı. Kitapta şiirlerin yanısıra Abdullah Cömert’in daha önce yayınlanmamış fotoğrafları da yer alıyor. Kaynak Yayınları’ndan çıkan “Abdocan Ölümden Başka Her Şey Olacak” kitabının ilk baskısı tamamlandı ve kitap raflardaki yerini aldı.
2 Ekim 2013 Çarşamba
GÜZEL KİTAPLAR

CEMAAT İSTERSE
Genç gazeteci Çağdaş Ulus 27 yaşında. Haber peşinde koşarken günün birinde KCK davasından tutuklandı, boş yere 10 ay hapis yattı. Cezaevinde tuvalet temizletmek istediler, olaylar çıktı. Çağdaş, kitabında başına gelenleri ve cezaevi yaşamını anlatıyor: "Cemaat isterse."
23 Eylül 2013 Pazartesi
TUTUKLAMANIN PERDE ARKASI

Gazeteci Çağdaş Ulus 268 günlük tutukluluğunda yaşadıklarını "Cemaat İsterse" adlı kitapta topladı. Dava sürecindeki belgelerin de bulunduğu kitapta bir cinayetin peşinde koşan Ulus'un Cemaat tarafından nasıl içeri atıldığı anlatılıyor.
10 Ağustos 2013 Cumartesi
OKTAY YILDIRIM VE MUSTAFA BALBAY KİTAPLARI

Sevgili okuyucularım, elime üç gün önce iki ilginç kitap ulaştı.
Bunları sizlere mutlaka tanıtmam gerekiyor. İlkinin yazarı, Ergenekon davasında 33 yıl hapis cezası alan emekli Astsubay Oktay Yıldırım.
Kitabında 2006 yılındaki Danıştay baskınını anlatıyor. Tümü belgeli ve mahkeme tutanaklarından oluşuyor.
Alparslan Arslan isimli katil ve ekibi Danıştay'ı nasıl bastı? Baskından önce ve sonra neler oldu? Ergenekon davasında -Danıştay baskınıyla ilgili olarak- kimler nasıl yargılandı?
31 Temmuz 2013 Çarşamba
HİKMET ÇİÇEK VE GİZLİ TANIK ADALETİ!

11 Temmuz 2013 Perşembe
DARBECİ (!) KURMAY ALBAYIN KİTABI

Sevgili okuyucularım, burada sizlere bazen kitap tanıtımları yapıyorum. Nedeni gayet basit:
O kitaplar bize çok şey anlatıyor, bilmediklerimizi öğretiyor, önümüze yeni ve aydınlık, bazen de birilerini utandırması gereken kapılar açıyor.
Kurmay Albay Mustafa Önsel bir darbeci!.. Hiç utanıp sıkılmadan Tayyip hükümetini yıkmaya kalkıştı, Balyoz sanığı oldu ve silah arkadaşları gibi o da yargılanıp 18 yıl hapis cezası aldı!
Önsel tutuklu olduğu Hasdal askeri cezaevinde dört dörtlük bir kitap yazmış.
18 Haziran 2013 Salı
Babalarına Hasret Kalan Yaşamlar!

Ağlatan hikayeler
Kaynak Yayınları'ndan çıkan 'Babamı Beklerken' kitabı, 8 asker kızının biricik kahramanlarına, babalarına hasret yaşamlarını anlatıyor. Gazeteci Burak Bilge ve Psikolog Pelin Çınar'ın kaleminden çıkan kitapta birbirinden duygusal öyküler yer alıyor.
Bugün Babalar Günü... Herkes babalarına sarılarak belki de minik bir hediye vererek bu günü kutlayacak. Ama bazıları hariç... Kaynak Yayınları'ndan çıkan "Babamı Beklerken isimli kitapta bunu anlatıyor. Gazeteci Burak Bilge ve Psikolog Pelin Çınar'ın kaleme aldığı kitapta Balyoz Davası'ndan tutuklanan 8 asker ve kızının yaşadıkları anlatılıyor. O öykülerden biri de MHP Milletvekili emekli Korgeneral Engin Alan ile kızı Tülin'in duygusal anıları... İşte Tülin'in ağzından kahraman babası:
O benim sırdaşımdı
"Emekli olduğunda onunla sürekli opera, bale ve tiyatroya giderdik. Babam klasik müziğe bayılır. Operayı ve sinemayı çok sever. Kimseye anlatmadığım şeyleri babama anlatırdım. O benim sırdaşım ve arkadaşımdı. Başım sıkıştığında hep onu arardım. Şimdi ise bunları çok özlüyorum. Mutluluk tablomuz, Balyoz operasyonları ile son buldu."
-------------------------------------------------------------
14 Mayıs 2013 Salı
Balyoz'un kitabını yazan amirale soruşturma açıldı
GENELKURMAY, Balyoz davasında tutuldu Tümamiral Ali Semih Çetin hakkında da açıklama yaptı. Çetin'in, "Bir İhanetin Öyküsü, Hasdal'da Bir Amiral" adlı kitabında amiri konumundaki bir personele yönelik hakaret unsurları içerdiği değerlendirilen beyanları nedeniyle Askeri Ceza Kanunu'na göre "Amire hakaret" suçunu işlediği iddiasıyla askeri savcılık tarafından soruşturma başlatıldığı belirtildi.
-------------------------------------------------------------
3 Mayıs 2013 Cuma
Üniformamız kefenimizdi ama hain dediler, yazıklar olsun!
Kardak kahramanı SÖZCÜ’ye konuştu
Üniformamız kefenimizdi ama hain dediler, yazıklar olsun!
Balyoz’dan 16 yıl ceza alan Kardak kahramanı SÖZCÜ’ye konuştu
PKK’lılar elini kolunu sallayarak dolaşıyor… Kardak’a bayrak diken SAT komandosu Albay Ali Türkşen’in ise Poyrazköy Davası’nda da iki kez müebbet hapsi isteniyor…
‘Cebinizedeki elektronik eşyaları çıkarın, lütfen. Çantanızı kilitli dolaba bırakabilirsiniz.’
‘Not defterimi alabilir miyim, bir de kalem?’
‘Tabii alabilirsiniz.’
Hasdal Askeri Ceza ve Tutukevi’ndeyim… İki tarafı yemyeşil bir yoldan askeri araçla bir, bilemedin iki kilometre gittiğimiz yolun sonunda böyle karşıladılar bizi…
Yakın arkadaş, eş, dost salı ve perşembe günleri görüşebiliyor. Kurallar ne gerektiriyorsa yerine getirip birbirini tanıyan onlarca insanla beraber görüş için beklemeye başladım…
Birçoğu asker, onlar da benim gibi görüşe gelmişler, silah arkadaşlarına moral vermek için… Kalabalık olduğu için 4’erli gruplar halinde girdik içeri…
Yaklaşık 1.5 saatin sonunda sağ elimde telefon, camın ardındaki Ali Türkşen’le konuşmaya başladım…
‘Not defterimi alabilir miyim, bir de kalem?’
‘Tabii alabilirsiniz.’
Hasdal Askeri Ceza ve Tutukevi’ndeyim… İki tarafı yemyeşil bir yoldan askeri araçla bir, bilemedin iki kilometre gittiğimiz yolun sonunda böyle karşıladılar bizi…
Yakın arkadaş, eş, dost salı ve perşembe günleri görüşebiliyor. Kurallar ne gerektiriyorsa yerine getirip birbirini tanıyan onlarca insanla beraber görüş için beklemeye başladım…
Birçoğu asker, onlar da benim gibi görüşe gelmişler, silah arkadaşlarına moral vermek için… Kalabalık olduğu için 4’erli gruplar halinde girdik içeri…
Yaklaşık 1.5 saatin sonunda sağ elimde telefon, camın ardındaki Ali Türkşen’le konuşmaya başladım…
17 yıl önce Kardak krizinde görev alan SAT (Su Altı Taaruz) Komandosu Deniz Üsteğmen Ali Türkşen… Şimdi tutuklu Deniz Kurmay Albay Ali Türkşen…
‘Bak şimdi neredeyim’
Değişmişsiniz?
Saçlar dökülünce sakal bıraktım… İyiyim ama… Spor yapıyorum.
Yeni kitabınız hayırlı olsun… Kardak’ta Kahraman Hasdal’da Esir…
Öyle ya… Önceden pazara bile çıktığımda kendi kendime “Oğlum Ali, bu ülkenin refahında, huzurunda senin de payın var” derdim. Daha bir dik yürürdüm… Ama şimdi bak neredeyim, neredeyiz… Ve neyle suçlanıyoruz… Kahramandık ama artık bizim için hain diyorlar…
Kaç gün oldu?
Bugün 806 gün oldu… 21 Nisan 2009 sabahında Tuzla’ya güle oynaya gittim. Öğrencilerimle dalış yapacaktım… Kısmet olmadı…
‘Böyle şey romanda olmaz’
Nasıl geçiyor günleriniz?
Bizim koğuşa her gün 5 gazete geliyor. Sözcü, Cumhuriyet, Aydınlık, Vatan bir de Hürriyet… Gazeteleri okuyup haberleri kesiyorum… Arşiv yapıyorum… Dosya dosya arşivimiz oldu… Bir de kitap okuyoruz bol bol… Edebi romanlar…
‘Bak şimdi neredeyim’
Değişmişsiniz?
Saçlar dökülünce sakal bıraktım… İyiyim ama… Spor yapıyorum.
Yeni kitabınız hayırlı olsun… Kardak’ta Kahraman Hasdal’da Esir…
Öyle ya… Önceden pazara bile çıktığımda kendi kendime “Oğlum Ali, bu ülkenin refahında, huzurunda senin de payın var” derdim. Daha bir dik yürürdüm… Ama şimdi bak neredeyim, neredeyiz… Ve neyle suçlanıyoruz… Kahramandık ama artık bizim için hain diyorlar…
Kaç gün oldu?
Bugün 806 gün oldu… 21 Nisan 2009 sabahında Tuzla’ya güle oynaya gittim. Öğrencilerimle dalış yapacaktım… Kısmet olmadı…
‘Böyle şey romanda olmaz’
Nasıl geçiyor günleriniz?
Bizim koğuşa her gün 5 gazete geliyor. Sözcü, Cumhuriyet, Aydınlık, Vatan bir de Hürriyet… Gazeteleri okuyup haberleri kesiyorum… Arşiv yapıyorum… Dosya dosya arşivimiz oldu… Bir de kitap okuyoruz bol bol… Edebi romanlar…
Balyoz iddianamesini okudunuz mu?
Tamamını okumadım… Yalnızca kendimi ilgilendiren bölümüne baktım… 900 sayfa… Onun hepsini okuyacağıma kitap okurum daha iyi…
Neden?
Anlatılanlardan polisiye roman bile olmaz ama yaşadıklarımıza bakın, başımıza gelenlere…
‘Haberleri izlemiyorum’
Peki ya televizyon?
Bizim koğuşta haber izlenmiyor, belki günde yarım saat bakıyoruz haberlere… İşler Güçler’i izliyoruz… Haberlere dayanamıyoruz… Yaşananlara inanamıyoruz çünkü… T.C’yi kaldırıyorlar, Türk Bayrağı’na izin vermiyorlar…
Siz Kardak krizinde Türk Bayrağı’nı kayalıklara diken SAT ekibindeydiniz. O günler geliyor mu aklınıza? Ne düşünüyorsunuz? (Düşünüyor… Kelimelerini özenle seçiyor… Önüne bakıyor bir süre sonra bir anda kaldırıyor başını, sesi de değişti…)
Biz ölmek için yemin etmiştik, hapiste yatmak için değil. Bizim üniformamız kefenimizdi…
Bunun için miydi? 15 yıl sonra bana terörist dediler… Öyle ağırıma gidiyor ki… Yüreğim yanıyor, ruhum, içim almıyor… Yazıklar olsun…
Özlemleriniz var mı? (Düşünüyor.)
Var… Biliyor musunuz en çok denizi özledim… Deniz kokusunu… Dalmayı… (Eliyle göstererek anlatıyor…) Böyle dalınca tuzlu su burnunuza kaçar… İşte onu çok özledim… Tuzlu suyun burnuma kaçmasını…
Kısmetse çıkınca yaparsınız belki?
Çıkınca mı? İki müebbet bir 16 yıl… Kısmet…
‘Burada hayal yok’
Neden, umudunuz yok mu?
Ne zaman ki kendimi ailemle bir pazar kahvaltısında evimde, dostlarımı da yanımdayken görürüm o zaman “tamam” derim. Burada hayal yok, gerçekler var…
Herkes mi böyle?
“Bayrampaşa Ben Fazla Kalmayacağım” diye bir film vardı… Bizimki de o hesap… Her gün yeni bir uğultu dolanıyor içeride… Yeni Anayasa’da çıkacakmışız… Yok yok, mayıs diyorlar… Olmadı haziran… Anlayacağınız, bizi bezdirip, “Biz çıkalım da ne olursa olsun” dedirtmeye çalışıyorlar… Hem buradan çıkınca hiçbirimizin hayatı aynı olmayacak…
Nasıl?
Kader birliği yapmak gerekirken burada bile bölündük biz… Buradan çıkınca herkes başka yerlere dağılır… Kimse kimseyi görmez bile… Hepimizi böldüler… Bu ülkede yaşayanların tek ortak noktası Türkçe konuşmak oldu… O yüzden burdakilerden kimse bir şey beklemesin…
Asker ağlar mı?
Ağlar, ağlamaz mı? Ha, ama kimse halimize ağladık filan sanmasın… Biz iyiyiz çok şükür, ağlanacak bir halimiz de yok. Ağladık evet… Poyrazköy duruşmasında Levent Bektaş’ın “Bir daha dünyaya gelsem yine SAT komandosu olurum… Ama bu ülkede olmam” sözlerine hepimiz ağladık… Bir de… (Duruyor, kesiyor konuşmasını…)
Evet bir de?
Bir de hani şu PKK’lıları Habur’da karşıladılar, kucakladılar ya onları… İşte o zaman ağladık…
‘Atatürk bize bol geldi’
Barış sürecini konuşuyor musunuz, arkadaşlarınızla?
Hiç konuşmuyoruz. Her şey başka tarafa gidiyor çünkü. Biliyor musunuz, Atatürk bu ülkeye bol geldi, büyük geldi. Biz Atatürk’ü taşıyamadık…
Ya aileniz?
İki oğlum var… Biri Amerika’da… 3 yılda 3 saat görebildim… Diğeri burada… 11 yaşında, tikleri başlamış… Psikoloğa gidiyor. Özlüyormuş beni… Annesi bak ağabeyin daha zor durumda diye telkin ediyormuş… O da; “Babam benim hayatımdan bir anda çıktı gitti…” diyormuş… Üzülüyorum… En kötü şey ne biliyor musunuz?
Ne?
Ailenizi koruyamamak… Burada o kadar çok insan var ki ana babasıyla helalleşemeyen… Bir de anasının, babasının cenazesine cezaevi arabasıyla gidip, cenaze namazına katılan…
Süremiz doldu… O kadar kalabalık ki herkes sıra bekliyor konuşabilmek için… Artık gitmeliyim…
Selin Hanım… Bir şey diyeceğim… İnşallah bu ülkede insanlar elini kolunu sallayarak silahla sokakta dolaşmaz… Unutmasınlar, her şeyin bir karşılığı vardır… Çekilmeye karşı ne vermiş olabilirler?
Tamamını okumadım… Yalnızca kendimi ilgilendiren bölümüne baktım… 900 sayfa… Onun hepsini okuyacağıma kitap okurum daha iyi…
Neden?
Anlatılanlardan polisiye roman bile olmaz ama yaşadıklarımıza bakın, başımıza gelenlere…
‘Haberleri izlemiyorum’
Peki ya televizyon?
Bizim koğuşta haber izlenmiyor, belki günde yarım saat bakıyoruz haberlere… İşler Güçler’i izliyoruz… Haberlere dayanamıyoruz… Yaşananlara inanamıyoruz çünkü… T.C’yi kaldırıyorlar, Türk Bayrağı’na izin vermiyorlar…
Siz Kardak krizinde Türk Bayrağı’nı kayalıklara diken SAT ekibindeydiniz. O günler geliyor mu aklınıza? Ne düşünüyorsunuz? (Düşünüyor… Kelimelerini özenle seçiyor… Önüne bakıyor bir süre sonra bir anda kaldırıyor başını, sesi de değişti…)
Biz ölmek için yemin etmiştik, hapiste yatmak için değil. Bizim üniformamız kefenimizdi…
Bunun için miydi? 15 yıl sonra bana terörist dediler… Öyle ağırıma gidiyor ki… Yüreğim yanıyor, ruhum, içim almıyor… Yazıklar olsun…
Özlemleriniz var mı? (Düşünüyor.)
Var… Biliyor musunuz en çok denizi özledim… Deniz kokusunu… Dalmayı… (Eliyle göstererek anlatıyor…) Böyle dalınca tuzlu su burnunuza kaçar… İşte onu çok özledim… Tuzlu suyun burnuma kaçmasını…
Kısmetse çıkınca yaparsınız belki?
Çıkınca mı? İki müebbet bir 16 yıl… Kısmet…
‘Burada hayal yok’
Neden, umudunuz yok mu?
Ne zaman ki kendimi ailemle bir pazar kahvaltısında evimde, dostlarımı da yanımdayken görürüm o zaman “tamam” derim. Burada hayal yok, gerçekler var…
Herkes mi böyle?
“Bayrampaşa Ben Fazla Kalmayacağım” diye bir film vardı… Bizimki de o hesap… Her gün yeni bir uğultu dolanıyor içeride… Yeni Anayasa’da çıkacakmışız… Yok yok, mayıs diyorlar… Olmadı haziran… Anlayacağınız, bizi bezdirip, “Biz çıkalım da ne olursa olsun” dedirtmeye çalışıyorlar… Hem buradan çıkınca hiçbirimizin hayatı aynı olmayacak…
Nasıl?
Kader birliği yapmak gerekirken burada bile bölündük biz… Buradan çıkınca herkes başka yerlere dağılır… Kimse kimseyi görmez bile… Hepimizi böldüler… Bu ülkede yaşayanların tek ortak noktası Türkçe konuşmak oldu… O yüzden burdakilerden kimse bir şey beklemesin…
Asker ağlar mı?
Ağlar, ağlamaz mı? Ha, ama kimse halimize ağladık filan sanmasın… Biz iyiyiz çok şükür, ağlanacak bir halimiz de yok. Ağladık evet… Poyrazköy duruşmasında Levent Bektaş’ın “Bir daha dünyaya gelsem yine SAT komandosu olurum… Ama bu ülkede olmam” sözlerine hepimiz ağladık… Bir de… (Duruyor, kesiyor konuşmasını…)
Evet bir de?
Bir de hani şu PKK’lıları Habur’da karşıladılar, kucakladılar ya onları… İşte o zaman ağladık…
‘Atatürk bize bol geldi’
Barış sürecini konuşuyor musunuz, arkadaşlarınızla?
Hiç konuşmuyoruz. Her şey başka tarafa gidiyor çünkü. Biliyor musunuz, Atatürk bu ülkeye bol geldi, büyük geldi. Biz Atatürk’ü taşıyamadık…
Ya aileniz?
İki oğlum var… Biri Amerika’da… 3 yılda 3 saat görebildim… Diğeri burada… 11 yaşında, tikleri başlamış… Psikoloğa gidiyor. Özlüyormuş beni… Annesi bak ağabeyin daha zor durumda diye telkin ediyormuş… O da; “Babam benim hayatımdan bir anda çıktı gitti…” diyormuş… Üzülüyorum… En kötü şey ne biliyor musunuz?
Ne?
Ailenizi koruyamamak… Burada o kadar çok insan var ki ana babasıyla helalleşemeyen… Bir de anasının, babasının cenazesine cezaevi arabasıyla gidip, cenaze namazına katılan…
Süremiz doldu… O kadar kalabalık ki herkes sıra bekliyor konuşabilmek için… Artık gitmeliyim…
Selin Hanım… Bir şey diyeceğim… İnşallah bu ülkede insanlar elini kolunu sallayarak silahla sokakta dolaşmaz… Unutmasınlar, her şeyin bir karşılığı vardır… Çekilmeye karşı ne vermiş olabilirler?
17 yıl önce tarih yazdılar
Tarih 25 Aralık 1995… Türk bandıralı bir gemi Ege’de Türkiye’ye ait olan Kardak Adası’nda karaya oturdu. Yunanistan, “Kaza benim karasularımda oldu” dedi. Yunan Ordusu, adaya bayrak dikti…
İki ülke arasında kriz yaşandı…
30 Ocak 1996’da SAT komandoları Yunan Donanması’nın arasından geçerek Kardak’a çıktı… Ve adaya Türk Bayrağı dikti… SAT ekibindeki kahramanlardan Türkşen o günü şöyle anlattı:
Hep, helal olsun dedik… Vatana millete helal olsun… Kaybedecek çok şeyim varken arkama bile bakmadım… 31 yaşındaydım, gençtim… Ne karımızı, ne anamızı, ne babamızı düşünmedik… Bugün olsa aynı göreve yine gözüm kapalı giderim… Duygularım hiç değişmedi… Hiçbir şey için pişman değilim. Ben yaptıklarım için değil yapamadıklarım için pişmanım…
‘Kapalı kalınca anladım’
Nedir onlar?
Bir gün buraya gireceğimi bilseydim, daha çok yer gezerdim… Kapalı kalınca anladım ki hayatı daha iyi yaşayabilirmişim… Daha çok yer görürdüm, o zaman burada daha çok şey hatırlardım dışarıya dair…
İki ülke arasında kriz yaşandı…
30 Ocak 1996’da SAT komandoları Yunan Donanması’nın arasından geçerek Kardak’a çıktı… Ve adaya Türk Bayrağı dikti… SAT ekibindeki kahramanlardan Türkşen o günü şöyle anlattı:
Hep, helal olsun dedik… Vatana millete helal olsun… Kaybedecek çok şeyim varken arkama bile bakmadım… 31 yaşındaydım, gençtim… Ne karımızı, ne anamızı, ne babamızı düşünmedik… Bugün olsa aynı göreve yine gözüm kapalı giderim… Duygularım hiç değişmedi… Hiçbir şey için pişman değilim. Ben yaptıklarım için değil yapamadıklarım için pişmanım…
‘Kapalı kalınca anladım’
Nedir onlar?
Bir gün buraya gireceğimi bilseydim, daha çok yer gezerdim… Kapalı kalınca anladım ki hayatı daha iyi yaşayabilirmişim… Daha çok yer görürdüm, o zaman burada daha çok şey hatırlardım dışarıya dair…
Selin KÖK / SÖZCÜ
Kaynak: Sözcü Gazetesi
Kaynak: Sözcü Gazetesi
-------------------------------------------------------------
Kardak'ta Kahraman Hasdal'da Esir Kitabını %25 İNDİRİMLİ Satın Almak için Tıklayın;
Kardak'ta Kahraman26 Nisan 2013 Cuma
ÇOK GÜZEL KİTAPLAR BUNLAR
Bir Balyoz kitabı daha Hasdal Askeri Cezaevi'nde yazılmış . Deniz Kurmay Albay, SAT komandosu Ali Türkşen'in kitabı : "Kardak'ta Kahraman , Hasdal'da Esir ." (Kaynak Yayınları .) 1996 yılındaki Kardak krizinde Yunan askerleriyle vuruşmak için sabaha karşı adalara çıkan bir SAT komandosunun başına açılan işler... ABD-AKP-F tipi cemaat işbirliğinde gerçekleşen tutuklanma süreci , sonrası ve hapishane yaşamı. 16 yıl hapis cezası alan Türkşen kendisinin ve denizci arkadaşlannın başına gelenleri anlatıyor, bazı üniformalı hainlerin isimlerini veriyor, yaşananları ABD-AKP-Fethullahçı polis ve yargı komplosu olarak tanımlıyor .
7 Mart 2013 Perşembe
BALYOZ KASETİNİ ERDOĞAN VERDİ!
EMEKLİ Orgeneral Ergin Saygun, Silivri Cezaevi'ndeyken Balyoz Davası'nın kitabını yazmıştı. Kaynak Yayınlarımdan çıkan Türk Ordusuna Balyoz isimli 414 sayfalık kitabın, 200 sayfasını Saygun Paşa yazarken, geri kalanını kızı ve oğlu tamamladı. Türk Ordusu'yla ilgili çarpıcı bilgilerin yer aldığı kitapta Saygun, "Zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Aytaç Yalman ile yaptığım bir görüşmede bana seminerden hemen sonra, bu kasetleri Sayın Başbakan Erdoğan'ın getirip, kendilerine verdiğini söyledi" yazdı.
Kaynak: Sözcü Gazetesi
EMİN ÇÖLAŞAN: BİR İHANETİN ÖYKÜSÜ
SEVGİLİ okuyucularım, bazı kitaplar vardır, ilk satırını okumaya başladığınız zaman, bitirene kadar elinizden bırakamazsınız. Bugün size böyle bir kitabı tanıtmak istiyorum:
"Bir İhanetin Öyküsü. Hasdal'da Bir Amiral." (Kaynak Yayınlan)
Kitabı sizlere sadece bir yazı boyutunda anlatmam mümkün olacak ama çok eksik kalacak.
Sizlerden ricam şudur:
.
Bu kitabı mutlaka, ama mutlaka okumalısınız. Bir tezgahın içyüzünü, silah arkadaşlarına sahip
çıkmaktan bile korkan bazı
komutan-ların
marifetlerini ancak o zaman anlayacaksınız. Tümamiral Semih Çetin
muhteşem bir kitap yazmış. Bir subayın böylesine güçlü bir kaleme ve akıcı üsluba sahip
olması ne kadar güzel.
Tutuklanan Semih Çetin, o sırada Gölcük'te, Cumhuriyet Donanması'nın Kurmay Başkanı olarak görev yapıyordu. Şimdi size kitaptan bazı bölümler aktaracağım. Tırnak içinde siyah harflerle yazılı bölümler amiralin sözleridir:
"...Bir gün alçakça bir iftiraya uğruyorsunuz. Ne olduğunu anlamadan, üzerinize atılan suçun delillerini bile görmeden hapse atılıyorsunuz. Kızıyorsunuz... Ama sizin arkanızda devlet var. Sizin
gördüğünüzü görecek hakimler ve savcılar var. Hakkınızı koruyacak komutanlar var.
Yanılıyorsunuz, hiçbir şey değişmiyor. Kimse umursamıyor. Kınlıyorsunuz. Umudunuz azalıyor. Devlete güveniniz sarsılıyor.
Yıllarca hizmet ettiğiniz devlet size sırtını dönüyor. Bir emriyle gözü kapalı ölüme giderim diye düşündüğünüz komutanlarınız suspus oluyor.
Medya suskun. İnsanlar sinmiş. Ülkede garip şeyler
oluyor. Üzülüyorsunuz..."
Semih Çetin yaşadıklarını adeta bir anı defterine yazmış, anlatmayı sürdürüyor. O meşhur Beşiktaş Adliyesi'nde savcıya avukatıyla birlikte ifade veriyor:
"Savcı son bombasını patlattı: 'Demokrat Parti zamanında ezan tekrar Arapça okundu diye ihtilal
yaptılar. Ne oldu? Her seferinde halk onları daha güçlü olarak iktidara getirdi... Amiralim siz Yassıada'yı bilir misiniz?'..
1960 ihtilalinde daha doğmamış olan bir savcı, o tarihte henüz iki yaşında olan bir amirale güya geçmişin hesabını soruyordu. Cevap vermedim. Sadece alaycı bir ifadeyle savcının gözlerinin içine baktım ve o müthiş nefreti gördüm.
Bu insanlar bizden nefret ediyordu. Davranışlarından, sözlerinden ve bakışlarından, intikam duygusuyla hareket ettiklerini hissediyordum. 15 yıl önce Türkiye ile Yunanistan'ı savaşın eşiğine getiren bir kriz döneminde gemimizle Kardak bölgesinde görev yaparken, çok yakınımıza sokulan Yunan gemilerindeki subayların gözlerinde gördüğüm nefreti hatırladım.
Bugün Beşiktaş Adliyesi'ndeki gözlerde
ondan çok daha fazlasını
görmüştüm..."
★ ★ ★
Savcıya durumu soruyor. İfadesinden sonra acaba nasıl bir karar verilecek! Savcı yanıt veriyor:
"Diğer savcılarla durumu değerlendireceğiz. Ben tek başıma karar vermiyorum.
Siz buyurun istirahat edin. Biz size sonucu bildiririz diyerek sorgulamayı bitirdi. Odadan dışarıya kendimi zor attım. Kapıda bekleyen (Emir astsubayı) Umut'a savcının bu sözlerini aktardım. Şaşkınlıkla yüzüme bakarak elindeki cep telefonunu işaret etti.
'Komutanım az önce SMS geldi. Televizyonda altyazı geçiyormuş. Tutuklanmak üzere mahkemeye sevk
edilmişsiniz!"
★ * *
Tümamiral Semih Çetin tutuklanmış, öteki subay ve astsubaylarla birlikte Hasdal Askeri Cezaevi nde yatmaktadır:
"Akşam koğuşta otururken Cezaevi Müdürü (albay) elinde bir zarfla içeri girdi. 'Komutanım, az önce Kolordu Komutanı (Korgeneral) geldi, size bir not gönderdi' diyerek elindeki zarfı uzattı. Merakla zarfı açtım ve yüksek sesle okumaya başladım:
'Değerli arkadaşlarım, geçmiş olsun. Sizleri görmek istedim ama izin vermediler. Biliyorsunuz, cezaevinin kuralları var. En kısa zamanda özgürlüğünüze kavuşmanız dileği ile gözlerinizden öpüyorum.'
Gözlerimiz fal taşı gibi açılmıştı. Bu cezaevi 3. Kolordu Komutanlığı'na bağlıydı. Kolordu Komutanı bizimle görüşmek için buraya kadar geldiğini, ancak kendi emrindeki Cezaevi Müdürü'nün bizimle görüşmesine izin vermediğini söylüyordu!
Böyle bir şey söz konusu bile olamazdı. Bir komutan kendi emrindeki bir birliği istediği zaman ziyaret edebilir, isterse en ücra köşesine kadar gezip denetleyebilirdi.
Kolordu Komutam'nın bu davranışı, TSK'nın son yaşananlara rağmen gerçeklerden ne kadar kopuk, büyük resmi görmekten ne kadar uzak olduğunu bir kez daha gözler önüne sermişti.
Bu aymazlık gelecekte daha kötü günler yaşanmasına neden olacaktı.
Cezaevi Müdürü'ne 'Bu mektubu Sayın Komutanımıza geri gönder, kendisine ne demek istediğini anlayamadığımızı söyle' dedim."
İşte size "Güvendiğimiz" Türk Ordusu ndan ve onun komutanlarından acı bir tablo daha! Okurken benim içim sızladı.
★ ★ ★
Aradan uzun bir süre geçmiş, birkaçı dışında çoğu silah arkadaşları ve komuta kademesi, düzmece belgelerle
tutuklanan silah arkadaşlarını, hatta ailelerini arayıp hatırlannı sorma zahmetine bile katlanmıyor.
Söz yine Tümamiral Semih Çetinde:
"Bu durumda olanları üçe ayırıyorum. Ailelerimizi bile aramayan gerçek vefasızlar birinci grubu
oluşturuyordu. Kendilerini olaylardan tamamen soyutlamış, hiçbir şey olmamış gibi yaşamlarına devam ediyorlardı.
Gerçekten suçlu olabileceğimizi düşünenler ise ikinci grupta yer alıyordu. Herhalde bunların zeka düzeyini sorgulamak gerekirdi.
Son grupta ise, herhangi bir şekilde isimleri bizimle birlikte anılırsa kendi başlarının da derde gireceğini düşünen korkaklar yer alıyordu. Bunlar ailelerimizi arıyor, bir ihtiyaçları olup olmadığını soruyor, ama bize bir not göndermekten bile çekiniyordu.
Zaman geçtikçe herkesin çapı, kalitesi ve karakteri belli oluyordu..."
Cumhuriyet Donanması'nın Kurmay Başkanı olan Tümamiral, işte bunları yazıyor. Anlattığı nice olaylar var, inanılır gibi değil.. Ve sonuca varıyor:
"Bu sefil komployu düzenleyenlerin amacı bizleri aşağılamak ve hor görmek. Böylece tüm Silahlı Kuvvetler'i itibarsızlaştırmak, halkın gözünde küçük düşürmek
ve dönüştürmek..."
★ ★ ★
Sevgili okuyucularım, tutuklanıp ceza alanlar sadece Balyoz sanıklan değil.
Deniz Kuvvetleri perişan ediliyor, subay ve astsubayları hakkında inanılmaz davalar açılıyor, insanlar birbiri ardına tutuklanıyor...
Casusluk, şantaj, suikast ve fuhuş!..
Özür dilerim ama aynen yazmak zorundayım, iki orospu bulup onların üzerinden yine düzmece belgelerle davalar açılıyor. Bunların hesabını kim soracak, kime soracak?
Bakınız, iş öyle bir boyuta geldi ki, Cumhuriyet Donanması'nın Komutanı Oramiral Nusret Güner, bu yapılanları ve sergilenen hukuksuzluğu protesto etmek amacıyla şimdi görevinden istifa etmek zorunda kaldı. Deniz Kuvvetleri'nde sadece iki Oramiral var. Kuvvet Komutanı ve Donanma Komutanı. Güner önümüzdeki ağustos ayında Kuvvet Komutanı olacaktı.
Türk Ordusu üzerinde korkunç bir oyun oynanıyor. Bu oyunda özellikle yargı kullanılıyor. Genelkurmay Başkanı Necdet Bey ve öteki komutanlar, oynanan bu oyunu acaba görmüyor mu?
Bu işin en büyük sorumlusu olan Necdet Bey nerede?
Tümamiral Semih Çetin dört dörtlük bir kitap yazmış. Mutlaka okumanızı rica ediyorum. Gerçek tabloyu ve oynanan tiyatroyu işte o zaman daha iyi göreceksiniz.
Donanma Komutanı istifa etti
Ağustos’ta Deniz Kuvvetleri Komutanı olması beklenen Donanma Komutanı Nusret Güner emekliliğini istedi. Donanma Komutanı Oramiral Nusret güner, Balyoz davasındaki mahkumiyet kararları ve son olarak İzmir’de Casusluk Davası’nın ardından TSK’dan istifa etti. Gelen bilgilere göre istifa, Necdet Özel tarafından kabul edildi.
KASIM’DA İSTİFA ETTİĞİ İDDİA EDİLMİŞTİ
| 24 Ocak 2013 |
SAVCILARA HEDİYEYE ÜZÜLMÜŞTÜ
Savcılara kravat hediye edilmesi olayını Balyoz davasında 18 yıl hapis cezasına çarptırılan Donanma Komutanlığı Kurmay Başkanı Tümamiral Semih Çetin, “Bir İhanetin Öyküsü-Hasdal’da Bir Amiral” kitabında anlatmıştı. Kitaptan o bölüm özetle şöyle:
- “Tutanaklar imzalandı. Saat neredeyse gecenin 2’si olmuştu. Üs Komutanı’na savcılarla birlikte Komutanın makamına geçmelerini, benim de birazdan geleceğimi söyledim. Durumu Ankara’ya rapor edecektim. Konuşmamı bitirip dışarı çıktığımda Genel Sekreteri Donanma Komutanlığı amblemli hediye torbalarından biriyle görünce şaşırdım:
- Hayrola, nedir bunlar?
- Kravat komutanım. Donanma Komutanı savcılara hediye edecek.
- Emin misin? Bir yanlışlık olmasın?
- Emir subayı şimdi telefonla söyledi. Komutan emretmiş…
Adeta nutkum tutulmuştu. Kimliği belirsiz bir ihbar mektubu ile gecenin bir yarısı Donanma Karargâhını yerle bir eden savcılara, bugünün anısına denizci motifi taşıyan kravat hediye edecektik. Yapacak bir şey yoktu. Savcılar Komutanın odasındaydı. Tartışmanın bir olanağı yoktu. Donanma Komutanı “Sizi biraz üzdük bu akşam” diyerek gülümseyen savcıya, ‘Gerçekten çok üzüldüm’ diyerek hediyesini takdim ederken sinirden ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.”
Kaynak: Sözcü Gazetesi - http://sozcu.com.tr/donanma-komutani-istifa-etti.html
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








