Rüştü Onur - Mektubun Avucumda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rüştü Onur - Mektubun Avucumda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Aralık 2013 Pazartesi
TIĞ'DAN YENİ KİTAP
Devrek Bölge Haber Gazetesi imtiyaz sahibi, şair-yazar İbrahim Tığ’ın, Rüştü Onur’un yaşamını, sanatı ve eserlerini konu alan “Rüştü Onur” kitabı Kaynak Yayınları, 8 yıldır çeşitli sanat ve edebiyat dergilerinde yayınlanan şiirlerini ise, “Sarı Aylar” adıyla bu ay sonunda piyasaya çıkıyor.
2010 yılında hazırladığı ve Kurgu Yayınları arasında çıkan “Rüştü Onur/Yaşamı-Sanatı ve Eserleri” kitabı üzerine geniş bir çalışma yapan Tığ’ın “Rüştü Onur” isimli kitabı, bu ay sonunda Kaynak Yayınları arasında piyasaya çıkacak.
29 Nisan 2013 Pazartesi
Rüştü Onur'un Mektupları
Salâh Birsel'in " Rüştü Onur'a Mektup " u içimi ürpertti: " Rüştü, merhaba. 50 yıl geçti. Ama yine / gönüllerdesin. Şiir adamı olarak yaşadın. / Şiir adamı olarak aramızdasın. / Bakışlarının sıcaklığı hâlâ dünyamızın üstünde. / Güneşli gündüzlerde. Ayaydınlık gecelerdi. / Sokaklardan boyuna insanlar geçiyor. / Sen de görüyorsun. Şapkalar, potinler. / Ama biz seni anımsıyoruz. Seni anımsıyoruz. / Yok yok 50 yıl geçmedi. Dün akşam / seninle yine Beşiktaş'ta değil miydik? "
Sevgili ustamız Salâh Birsel, biz de dün akşam yine Çatalçeşme'deki son evinizde değil miydik?
Ben bir de Sahaflar Çarşısı'ndaydım, 1960'lara dönüp. Arslan Kaynardağ'ın Elif Kitabevi'nden Yedi tepe Yayınlan'nın iki güzel kitabını ediniyor dum: Sizin hazırladığınız Rüştü Onur ve Necati Cumalı'nın emeği Muzaffer Tayyip Cumalı ve siz olmasaydınız, biz onları tanımaya çıktık... İkisinin de şiirlerini çok sevdim. İkisinin de yaşamlarını merak ettim.
KAYNAK YAYINLARI unutulmayacak bir kitap yayımladı: Mektubun Avcumda. Rüştü Onur'un " Mediha " sına yazılmış mektuplar, şairin kaleminden. Çoğu kez " Mediha " hitabıyla başlıyor, bir iki kez " Sevgili yavrum ". Yirmi iki yaşında romancı kudretiyle yazılmış mektuplar. Leylâ Şahinle İbrahim Tığ'ın yayına hazırladığı bu mektuplar sayesinde Rüştü Onur'un ve Mediha'nın trajik yaşamlannı okuyorum. Leylâ Şahin'le İbrahim Tığ'a gönül borcu duymamız gerektiğine inanıyorum. Bu mektuplar Zonguldak'tan İstanbul / Beşiktaş'a bir roman yansıtıyor. Yirminci yüzyılın sonuyla birlikte roman sanatının çok değiştiğini, çok başkalaştığını düşünenlerdenim. İşte bu mektuplar da bir roman, hem de'sahici'bir roman. 1940'ların asıl dünyasını, asıl duyuşunu, düşünüşünü bu içli mektuplar sayesinde anlıyorsunuz. Aşkı ve vere mi de. Mektupları Mediha'nın kız kardeşi, " Türk tiyatrosuna emek vermiş " Sabahat Sessiz yıllarca saklamış. Kaynak Yayınlan şimdi okurla buluş turuyor. Yetmiş yıl geçmiş aradan.
Ama tuhaf bir şey oluyor: Bu mektupların iç tenliği geçen zamanı geri getiriyor. Sanki şimdi yaşanıyor. Hepsi olup bitmiş bir serüven sanki şimdi ilk kez yaşanıyor. Ben bu duyguyu Rüştü Onur'un şiirlerinde de kaç kez yakaladım. Sanki bu şiirler bugün de nefes alıyor... " Ne tesadüf bu satırları nişanımızın tam haf tasında yazıyorum. Geçen hafta bugün ve tam bu vakitler şu oda ne kadar mesut bir nişanlanmaya sahne olmuştu. Zavallı teyze ne tarafa koşacağını bilemiyordu. Annene çok çok selâm Mediha. Ellerinden öperim. " Bu nişan evlilikle noktalanacak. Kıpkısa bir evlilik. Zonguldak'tan İstanbul'a gelmiş Rüştü Onur, Beşiktaş'ta mevve sebze satıyor. Mediha ölecek, ün beş gün sonra da Rüştü Onur. Acı bir roman akışında değilse, nedir? Oysa edebiyat tarihlerimiz, nasıl bir yanılgıysa, bu soydan romanları hep küçiımsemiş. " Verem edebiyatı " denmiş, bir terim arayışı değil, merhametsiz bir alay. Gerçek yaşamda olup bitenleri görememiş edebiyat tarihlerimizin çoğu. Kibir dolu bilgiç lik, kof bir entelektüalizm adına verem edebiyatını hor görmüş. Kim bilir kaç evde acısı yaşanmıştı... Mediha Hanım ve Rüştü Onur sadece ikisi. Mektubun Avcumda'yı mutlaka okuyun; sağır duyarlıktan kurtulacaksınız.
-----------------------------------------------------------------------------
Açık Tanık Silivri Nöbet Çadırı Kitabını
%25 İNDİRİMLİ Satın Almak için Tıklayın;
Rüştü Onur - Mektubun Avcumda
1 Nisan 2013 Pazartesi
Bir Şair Yaşamıştı Zonguldak'ta: Rüştü Onur
KAYNAK YAYINLARI'NDAN ÇIKAN " RÜŞTÜ ONUR- MEKTUBUN AVUCUMDA " HAZİN BİR YAŞAM SÜREN, YAŞADIĞI GİBİ DE ÖLEN ŞAİRİN BİLİNMEYEN MEKTUP VE ŞİİRLERİNİ İÇERİYOR.
Rüştü Onur hakkında bir şeyler yazmak, çok uzun zamandır aklımdaydı. Bu niyetin tohumları, yukarıdaki şiiri okuduğum anda serpilmişti yüreğime. Şairin edebiyat öğretmeni Behçet Necatigil'in, öğrencisinin ardından yazdığı ve her okuduğumda bir yumrunun boğazıma takıldığını hissettiğim bu şiir karşıma M " Bir şair yaşamıştı Zonguldak'ta Adı Rüştü Onurdu Bilseydi hatırlanacağını ölümünden sonra Memnun olurdu?'çıktığında, ne Yılmaz Erdoğan'ın Rüştü Onur'un hayatından esinlenerek bir film çekeceği haberi sızmıştı magazin sütunlarına ne de Türkiye'nin (Şiir sevdalıları dışında tabii.) Rüştü Onur gibi " kırık bir hikâyeden " haberi vardı. Bu şiire, 1956 basımı bir kitapta rast gelmiştim. Mazinin " en şiirci " yayınevi Yeditepe'den çıkan " Rüştü Onur- Şiirleri, Yazıları, Kendisi İçin Yazılanlar " adlı bu kitap, Salâh Birsel'in editörlüğünde hazırlanmıştı. Birsel, sonradan dost olacakları genç şairi, 1940 yılında tanımıştı. Şöyle anlatıyordu, dostunu: " Uzunca boyluydu. Esmer, yağız bir yüzü vardı. Sevgisine hiçbir sınır çizmemişti. Onu, bol bol dağıtıyordu... Aklı fikri dünyanın öbür sokaklarında, öbür şehirlerindeydi... Sessizdi. Kendi içinde yaşar, kimseyi kırmak istemezdi. Ölümü de dünyadakileri fazla tedirgin etmemek isteğinden doğmuş olmalıdır. Şiirleriyle Tanrı'yı tedirgin ettiğine inanır, kendini bağışlaması için Tanrı'ya yalvarırdı. " Rüştü Onur, " dışarıya taşmak, Zonguldak'tan uzanmak, kendi varlığından öteki varlıklara ses ulaştırabilmek " arzusuyla yanıp tutuşan bir taşra şairiydi. 1920 yılında, bir köy öğretmeninin oğlu olarak dün yaya gelmişti. Zonguldak'taki Çelikel Lisesi'nde okurken, o zamanlar " ince hastalık " denen vereme yakalandı. Hastalık, lise eğitimini tamamlamasına izin vermeyince, o da okuldan ayrılıp maliye varidat memur muavini oldu. 1941 yılında hastalığı şiddetlenen Rüştü Onur, önce üç ay Zonguldak'ta hastanede, sonra da 1941 yılının son ve 1942 yılının ilk iki ayında Heybeliada'daki sanartoryuma yatar. Çıktığında, yedi kilo almış, hastalığın etkilerini üstünden atmıştır. Ancak Zonguldak'a dönüşünün ardından, yeniden rahatsızlanır ve Heybeliada'ya döner. Bu dönüşünde, hayatının aşkıyla, tifo hastalığı yüzünden aynı hastanede tedavi gören Mediha Sessiz ile tanışır. 1942 yılının Mayıs ayında nişanlanırlar ve sonbaharda, Onur, nişanlısının İstanbul'daki evine taşınır. Beraber yaşadıkları o kısa dönemde, Onur, evlerinin bulunduğu Leyla Sokağı'nda manavcılık yapar. Sunay Akın, kitabında kullanmak üzere bir fotoğrafına bile ulaşamayınca; onun için şöyle yazar, bir kitabında: " Evindeki hasta karısına yiyecek alabilmek için tezgahmdaki yeşil salata, turp ve tereleri bir an önce satma telaşındaki her onurlu satıcının yüzü, Rüştü'nün fotoğrafıdır. " Mediha Sessiz, tifo tedavisinden hayata tutunmasına yetecek kadar güçlü çıkmadığı için, 12 Kasım 1942'de hayatını kaybeder. Nişanlanmalarının üstünden daha altı ay bile geçmemiştir. Rüştü Onur'un, belki Mediha Hanım'ın aksine hayata tutunacak gücü vardır ama artık bunun için bir nedeni kalmamıştır. Onur, sağlık geçmişine sahip birinin asla yapmaması gereken bir şeyi yapmayı başlar. Her akşam içmektedir artık. Bu antitedavi, uzun sürmez. 1 Aralık 1942'yi 2 Aralık 1942'ye bağlayan gece; Beşiktaş'taki Leyla Sokağı'ndaki evinde, ciğerlerinden fazla kan gelmesiyle, boğularak ölür, Rüştü Onur. Salâh Birsel'e yazdığı bir mektupta, " Ölecek adam değilim ben! " diye yazan Rüştü Onur, ölmüştür. Yılmaz Erdoğan'ın filmi " Kelebeğin Rüyası ", işte böyle bir adamın hikâyesini anlatmaktaydı. KAYNAK YAYINLARI'ndan çıkan " Mektubun Avucumda " kitabında ise, Rüştü Onur'un bugüne kadar gün yüzüne çıkmayan mektuplarıyla başlıyor. Çoğunluğu Mediha Sessiz'e yazılmış olan bu mektuplar, bugüne dek Mediha Hanım'ın kız kardeşi Sabahat Sessiz tarafından muhafaza edilmiş. Kitaptaki belgeler arasında; Onur'un fotoğrafları, evlilik cüzdanı ve Onur'un el yazısıyla kaleme aldığı çeşitli dokümanlar da var. Sonra yine el yazısıyla yazdığı şiirler karşımıza çıkıyor, şairin. Son olarak da ünlü isimlerin Rüştü Onur için yazdıkları. Film de, kitap da Rüştü Onur'u yeniden hatırlattığı için değerli çalışmalar. Kim bilir, şimdi belki Rüştü Onur, unutulmadığını görüyor ve memnun memnun tebessüm ediyordur bir yerlerde. Ve elinden tuttuğu Mediha Hanım'ın gözlerinin içine bakıp şiirler okuyordur, ona.
22 Mart 2013 Cuma
BAŞKAN SEMERCI'DEN ANLAMLI BAĞIŞ
Devrek Belediye Başkanlığı şairyazar İbrahim Tığ, son kitabı " Rüştü Onur / Mektubun Avucumda " adlı kitabını Devrek'teki tüm okullara dağıtılması amacıyla İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne bağışta bulundu. 4 Devrekli şair Rüştü Onurdun eşi Mediha Sessiz'e yazdığı mektupları 70 yıl sonra gün yüzüne çıkararak kitaplaştıran İbrahim Tığ'ın bu eseri KAYNAK YAYINLARI arasında çıktı. İbrahim Tığ'ın Devrek, Zonguldak ve Türk edebiyatına önemli bir eser kazandırdığın dile getiren Devrek Belediye Başkanı Mustafa Semerci, " İbrahim sadece gazeteciliğiyle değil, sanatsal yönüyle de büyük işlere imza atıyor. Devrekli şairimiz Rüştü Onur'u gündeme taşıyan bu önemli çalışmasından dolayı kendisini kutluyorum.'Rüştü Onur / Mektubun Avucumda'isimli kitabını 4 Devrek'teki tüm okullarımızın kütüphaneler ine bağışlamanın mutluluğu içindeyim. İstiyorum ki, çocuklarımızın, gençlerimizin de şairimiz Rüştü Onur'u iyi tanısınlar, onun eserlerini okusunlar ve ona sahip çıksınlar. Bizden önceki belediye başkanımız sayın Özcan Ulupınar Devrek kültür ve sanatına ne kadar sahip çıktıyla bizler de onun devam ettirdiği bu yolu takip ederek ilçemizin sanatsal ve kültürel değerlerine önem veriyor ve sahip çıkıyoruz. Biliyoruz ki, aydınlanmanın yolu eğitim ve kültürden geçiyor. Bu amaçla bu değerli eseri okullarımıza bağışlamaktan son derece mutluyum " diye konuştu. Devrek İlçe Milli Eğitim Müdürü Abdullah Turan da, Başkan Semerci'ye böyle * bir anlamlı bağışından dolayı teşekkür ederek; " Belediye olarak kurumumuza bağışladığınız bu kitapları okullarımıza ulaştırdık. Başkanımızın bu duyarlı ve örnek davranışı bizleri ziyadesiyle memnun etti ve kendisine teşekkür ediyorum " dedi. Kitap Devrek'te bulunan 29 okula ulaştırıldı.
18 Mart 2013 Pazartesi
Zonguldak'ın Üç Şaiiri
KELEBEĞİN Rüyası filmi seyreden herkesi etkiledi. Bu filmin gücünün bir yanı şiirin gücünden doğmuş dersek pek abartmış olmayız, ikinci Dünya Savaşı yılları Türk Edebiyatının Zonguldak'a güldüğü bir dönem olmuş, üç genç şair (hepsi Zonguldak doğumlu olmasa da) " Zonguldaklı genç şairler " olarak anılmıştır. Orhan Veli bu üç arkadaşı bir arada anar: " Son yıllarda Zonguldak üç büyük istidat yetiştirdi: Biri Rüştü Onur, biri Kemal Uluser; biri de Muzaffer Tayyip. Bu ne biçim kader! Üçüde arka arkaya öldüler. " Rüştü Onur (3 Ağustos 1920, Devrek- Aralık 1942 İstanbul), Muzaffer Tay yip Uslu (İstanbul, 19223 Temmuz 1946, Zonguldak), Garip anlayışına bağlı şairlerdir. Kemal Uluser (1914 / 1915 Kastamonu1944 Zonguldak) ise başlangıçta şiir yazsa da sonradan denemeler yazmıştır. Ataç'ın nesir konusunda ümitli olduğu bir yazardır. Dil konusunda da yaratıcıdır. " Yaşantı " sözcüğünü o bulmuştur. Bu şairler için başlangıçtan bugüne yazılan kitapları hatırlatayım: Şimdilik, Muzaffer Tayyip Uslu, Şiirler, A. R. Incealemdaroğlu B. 1945 (Genişletilmiş 2. baskı, YKY, 2013) Salâh Birsel, Rüştü Onur, hayat hikâyesi, şiirleri, mektupları, yazıları, hakkında yazılanlar, 1956, Yapı kredi Yayınları Necati Cumalı, Muzaffer Tayyip Uslu, hayat hikâyesi, şiirleri, mektupları, yazıları, hakkında yazılanlar, 1956 Dede Şeyh, Tbrun Şair Devreklİ Rüştü Onur, Kadir Tuncer, TUSAK, 2001 İbrahim Tığ, Rüştü Onur, Yaşamı, Sanatı, Eserleri, Araştırma2010 Metin Köse, Göl Dağı, Roman, Doğan Kitap, 2012 Hikmet Bila, Kömür Kara, Senaryo, MorPa, 2012 İrfan Yalçın, İlkyaz Ölümleri, Belgesel anlatı, Cumhuriyet Kitapları, 2013 Bilinmeyen Mektupları ve Şiirleri, Rüştü Onur / Mektubun Avucum da, Hazırlayanlar: Leyla Şahin, ibra him Tığ, Önsöz Yılmaz Erdoğan, Araştırma, KAYNAK YAYINLARI, 2013 Zonguldaklı genç şairlerin ve şiir heveslilerinin bir şansı da Mehmet Çelikel Lisesi'nin Edebiyat Öğretmeni Behçet Necatigil'dir.
Rüştü ve Mediha; biz aşkınıza aşık olduk!
'Kelebeğin Rüyası' adlı filmde hayatı anlatılan şair Rüştü Onur'un şiirleri kitap oldu, kısa sürede altı baskı yaptı. Filmin yönetmeni Yılmaz Erdoğan kitabın önsözüne "Rüştü ve Meliha; aşkınıza aşık olduk. Bu film, gecikmiş düğün hediyesi olsun" diye yazdı.
Yılmaz Erdoğan'ın yönettiği 'Kelebeğin Rüyası' filminin baş karakterlerinden şair Rüştü Onur'un şiirleri yeniden kitap oldu. 'Bilinmeyen Mektupları ve Şiirleri/Rüştü Onur/ Mektubun Avcumda' adıyla 20 Şubat'ta Kaynak Yayınları'ndan piyasaya çıkan kitap, kısa sürede altı baskı yaptı.
"ARTIK EBEDİYEN AKRABAYIZ"
Gördüğü ilgi sebebiyle yayınevi yetkililerini bile şaşırtan kitapta, Yılmaz Erdoğan'ın el yazısıyla yazdığı bir önsöz de bulunuyor. Erdoğan'ın önsözünde şunlar yazıyor: "Sizinle yedi yıl önce başlayan öykümüz şimdi bir film oldu ve ben size bu mektubu, filmin galasından bir hafta önce yazıyorum. Mektuplara ve şiirlere sığdırılmış kısa ömrünüz ve büyük aşkınız için yapılan bu filmde çalışan tüm arkadaşlarımın size selamı var. Siz ve biz; artık ebediyen akrabayız. Şimdi mektuplarınızın kitaplaştığını görmek gurur verici ama daha da önemlisi Rüştü ve Mediha; biz size, aşkınıza aşık olduk. Belki de sizden özür diliyoruz bu film yoluyla. Mektubuma son verirken; 'Kelebeğin Rüyası' filmini de, genç çiftimize çok gecikmiş bir düğün hediyesi olarak kabul etmenizi diliyorum. Sizi çok seviyorum. Arkadaşınız Yılmaz..."
AVRUPA'NIN EN İYİ YÖNETMENLERİNDEN
'Kelebeğin Rüyası' filminde rol alan Kıvanç Tatlıtuğ, Alman sitesi TIK Online'a konuştu. Tatlıtuğ, filmin yönetmeni Yılmaz Erdoğan'a hayranlığını bir kez daha dile getirdi: "Yılmaz Erdoğan benim için, Avrupa ve Türkiye'deki en yetenekli yönetmenlerden biri. Bu hikayeyi ilk gördüğümde 'Kesinlikle bunu yapacağım' dedim. Biz; güzel bir dünya, güzel bir rüya yarattık. Herkesten rüyamıza dahil olmasını istiyoruz."
Kelebeğin Kanatları
Mediha evliliklerinin ikinci ayı dolmadan, ölür. Rüştü Onur hayata küser. 20 gün sonra 1 Aralık 1942'de Şair Leyla Sokağı'nda, ciğerlerinden gelen kanla boğulur...
Zonguldak güzel bir kenttir. Denizi, yeşilliği yan yana maviyle yeşilin uyumu içindedir. Özellikle "Fener" denen semtin manzarası güzel, evleri bakımlıdır. Kömür madenlerinin Fransızların yönetiminde olduğu dö-nemden kalma eski kilisesi, kulübü, mühendis evleri bu semttedir. Bugün kilise bir kantine dönüştürülmüştür.
Bu güzel şehirde yürürken şehrin ortasında bir anıta rastlarsınız, bir madenci heykeline. Kömür maden-lerinin yerin kaç yüz metre altında olduğunu öğrenirsiniz. Sonra ayağı-nızı yere basarken tedirgin olmaya başlarsınız.
Zonguldak'a ilk gittiğimde arka-daşlar izin alıp Adnan Özyalçıner'le beni madene indirmeselerdi ben bu tedirginlikten kurtulamazdım.
Zonguldak'ta yaşamak, nabzı ma-denlerde atmak demektir. Bir kelebek ömrü yaşamış üç şairin, (öğretmen olarak bu şehre atanmış Necatigil ile birlikte dört) bu şehirde nasıl tedirgin olduklarını anlamak zor değil.
Ayrıca İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türkiye'de hemen her iş dalında "mükellefiyet" (zorunlu çalışma) var. İnsanların kömür ocaklarına zorunlu olarak bazen de zorla gönderilişinin adı "Ücretli İş Mükellefiyeti"dir. Bir bürosu vardır: Ereğli Kömür İşletmeleri İş Mükellefiyeti Dairesi. Tarımda da, devlete belli miktarda buğday, hayvan ürünü verilmesi gerekiyor. (Halk dilinde mükellefiyet yan alaylı dille anlatılır: "Mükellefin urganı/Terli olur yorganı/ Mükelleften kurtulan / Cifte kessin kurbanı".)
Anlatacağımız öyküdeki şairlerden biri bu büroda çalışmaktadır: Muzaffer Tayyip Uslu (1922-1946). Öteki şair, Ereğli Kömür İşletmelerinde çalışır: Rüştü Onur (1920-1942).
Bu şairlerin ikisinin odakta olduğu Kelebeğin Rüyası filminin senaryo yazan ve yönetmeni Yılmaz Erdoğan bu şairlerden biriyle sevgilisinin oluşturduğu kelebek kanatlarından bir çifte mektup yazmış:
Sevgili Rüştü ve Mediha,
(...)$imdi gerçek öykünüzü öğrendikten ve bir düş bahçesinde yeniden yaşadıktan sonra hepimiz şapkamızın altında sessiz ve ağlamaklıyız.
Sizin hüznünüz bizi ağlatıyor, ama üzmüyor.
Umutlu bir keder... Pamukçukların ve şehirlerin kıymetini hatırlayan bir keder(...)
Sizi seviyorum.
Sizi çok seviyorum.
Arkadaşınız Yılmaz..."
'Kemal'den mektup aldım'
Mektup, Mektubun Avcumda: Bilinmeyen Mektupları ve Şiirleri
kitabının başında yer alıyor.
Bir şehir için iki şair elbette azdır. Okulun öğretmeni Behçet Necatilgil de misafir sayılır. Uslu'yla Onur'dan biraz büyük bir şair daha vardır: Kemal Uluser (1914/15-1944). (Kemal doğduğu Kastamonu'nun ünlü Sepet- çioğlu ailesindendir. Ama yoksuldur.)
Salâh Birsel, hazırladığı Rüştü Onur'un Mektupları (Karşı Yayınlan, 1992) Rüştü Onur ile Kemal Uluser'in dostluğunu vurgular: "(Rüştü Onur) Mektuplarında kendisinden çok çevresindekilerden, arkadaşlarından laf açardı. "Kemalle hemen hemen her gün beraberiz", "Kemal'den bugün mektup aldım", "İki sene evvel Kemal'e gönderdiğin bir şiirini hatırlıyorum", "Kemal'e de yazdım", "Kemal de buna bir parça taraftar". Kemal arkadaşı, Kemal kardeşi, Kemal her şeyidir." Kemal Uluser şiirle başladığı edebiyata Ataç'ın beğendiği bir denemeci olarak, "yaşanti" sözcüğünü bulan olarak devam edecektir.
Özetlendiğinde 2. Dünya Savaşı'nın artırdığı yoksulluk, yoksulluğun ağırlaştırdığı tüberküloz ve otuz yaşına ulaşamama ortak yazgılarıdır. Bunlara şiir ve yaşama sevincini eklemek gerekir. Rüştü Onur'la Mediha Sessiz'in sevdası onu ötekilerden ayınr.
Rüştü Onur, 3 Ağustos 1920'de Devrek'te doğdu. Babası bir köy öğretmeniydi. Üç erkek kardeşin en büyüğüdür. Ortaokula Kastamonu'da başladı, Zonguldak Mehmet Çeli- kel Lisesi'nde devam etti, Behçet Necatigil'in öğrencisi oldu. 1938'de tüberküloz yüzünden okula ara verdi Bu özgürlük onu okuldan soğutmuştu. Zonguldak Maliye Varidat Memur Muavini olarak çalışmaya başladı. Üç ay Zonguldak'ta, daha sonra Heybeliada Sanatoryumu'nda tedavi gördü. İyileşti. Zonguldak'a dönmek için bindiği Anafartalar Vapuru'nda Mediha Sessiz'le tanıştı ve âşık oldu. Mediha, Kandilli Kız
Lisesi'ni bitirmiş, Karabük Demir Çelik Fabrikası sınavlarına gir-mişti. Annesi, ablası, kardeşleriyle Karabük'e gidiyordu. Rüştü Onur, onları Zonguldak'ta dayı evinde ağırladı, trene kadar eşlik etti.
Sonra mektuplaşmalar başladı.
Mediha ne olduğu anlaşılamayan bir hastalığa tutuldu. Ağrılar, mide bulantıları. Teşhis konulamıyordu. Sonunda annesi Mediha'yı alıp İstanbul'a gitti. Rüştü Onur da fırsat buldukça İstanbul'da: "Belki bir akşamüstü aklıma eserse, daha doğrusu gece gece vapur güzel olur da benim de cebimde beş on kuruşum ohırsa, ertesi gün İstanbul'dayım demek." 4
Mediha'nın annesi Rüştü'nün iki de bir de gelişini eşine açıklamak zorunda kalır: kökeni Bitlis'teki Serefhanzadeler'e dayanan baba, Rüştü'ye "nikâhınız olsun, sen de bu evin çocuğu ol" der. Rüştü, Beşiktaş'ta Şair Leyla Sokak'a eşinin ailesinin yanına taşınır. Kayınpederinin manav dükkânında çalışır. Ama "onlar erdi muradına" diyemiyoruz; Mediha evliliklerinin ikinci ayı dolmadan, 12 Kasım 1942'de ölür. Hastalığı peritonittir. Rüştü Onur hayata küser. 20 gün sonra 1 Aralık 1942'de Beşiktaş'taki Şair Leyla Sokağı'nda, ciğerlerinden gelen kanla boğulur.
Mediha ile Rüştü Ortaköy mezarlığında yan yana yatmaktadır.
Muzaffer Tayyip Uslu, Rüştü Onur'un tersine İstanbulludur, Fatih'te, 1922'de doğdu. Yakalandığı tüberküloz için sanatoryuma yatması bile para yüzünden sorun oldu. Kimi zaman da aa bir alayın egemen olduğu, ince bir duyarlıkla işlediği şiirlerini 1945'te Şimdilik, adıyla kitaplaştırdı. 3 Temmuz 1946'da Zonguldak'ta öldü. O adını arkadaşına ve Zonguldak'a ekledi.
Mektubun avucumda
Televizyonların, mecburen tek tip yayın yapar hale gelmesiyle, dikkatler yeniden gazetelerin üzerine döndü. Bunun bir nedeni siyasalsa; diğer neden, yönetici ve suyun başındakilerin kaprisi.
O zaman ne oldu biz gazeteciler biraz daha çok hatırı sayılır hale geldik? Boş konuşmak; yazı yazmaya göre biraz daha kolaydır. Hani övünmek gibi olmasın yazı biraz sıkar! Dangıl dungul yazamazsın. Bizim iş; montajda hallederiz kafasıyla da yapılmaz.
Sağını solunu açsan da bir yere kadar. Ha! Sağa sola kıvırabilirsen o başka. Bunun dışında zordur yazı yazmak. Bu zorluk, şu günlerde adeta bir zevk haline geldi.
Çünkü, internetin de devreye girmesiyle okur sayısı ve paylaşım çok üst seviyelerde. Seviye yükselince, medyacıdan ricalar da arttı. Ben şahsen çok memnunum bu durumdan. Çok zarif istekler oluyor. İnsan, "ah keşke yerine getirebilip yazsam" diyor ama her zaman olamıyor. Şahsen ben, her hafta en az 10 farklı kitabın tanıtımına katkı sağlamak için ricada bulunanlardan biriyim.
Bu güne kadar, hakkında olumlu veya olumsuz yazdığım kitap sayısı sıfır. Çünkü, tamamını okuyup bitirmeden de yazılmıyor. Kitabın tamamını bitirince de yazmaktan vazgeçiyorum. Gerçek fikirlerimi yazsam, kırıcı olacağım. Hem yayınevi bozulacak, hem yazar; hem de okumayan insanlara, "İyi ki okumuyorsunuz?" demek gibi bir şey olacak yaptığım.Sinema filmleri desen, o alana hiç el atmıyorum. Çünkü paranın çoğunu başrole yatırıp, yapım içeriği sıfır olan bir çok yerli-yabancı yapıtın nesini yazayım. Allah'tan tiyatrolar müthiş.
Onu kana kana yazıp anlatabiliyorum. Böyle bir tavrım olunca da kaçıyorum işin açığı; o camialardan. Kendim kitap yazınca çok daha iyi anladım ki; o alanda bile bir oligarşi var. Araya birilerini sokamazsan, kitabını kimse dükkan vitrinine koymuyor. Orada da bir egemen güç durumu var.
Hele bir kitabın filmi veya bir filmin kitabı söz konusuysa, hiç bulaşmıyorum. Biri diğeriyle bir türlü aynı kalitede olamıyor. Fakat bu kez durum değişti. Kaynak Yayınları, Rüştü Onur'un kısacık hayatı ve Mediha'ya olan derin aşkını anlatan "Mektubun Avcumda" yıortaya çıkarmış. Bu aşk, Yılmaz Erdoğan'ın "Kelebeğin Rüyası" filmiyle de beyaz perdeye gelmiş. Rüştü Onur; Orhan Veli,Oktay Rifat, Necati Cumalı, Behçet Necatigil ve Melih Cevdet'in kuşağından bir şair. Bir gecede okuyup; utanmasam ağlayacaktım. Hani o an elinde olsa; aynı aşkı istiyor insan. Biraz acılı ama kitabı okurken; başka bir aleme gidip geliyorsun.
Rüştü Onur, 1920'de Zonguldak'ta doğmuş. 22 yıl yaşayan şair, genç yaşına karşın edebiyat dünyasının ilgisini çeken vekendine özgü sesi ve tekniği olan şiirler yazmış.Garip şiiri'nin önemli temsilcilerinden biri olarak kabul ediliyor.
Aşkın, şiirin bu kadar çok zırtapozun diline, mikrofonuna, çenesine ve ayağına düştüğü günlerde. "Arkadaş 20 yıl yaşayım ama böyle yaşayım" diyor insan.
Özellikle, "yeni bir aşka yelken açtı; bilmem kim" diye bahseden yılışık kelebeklere çok ağır gelir bu kitap; aşka aşıkla ise çok lezzetli.
15 Mart 2013 Cuma
Mezarı yaptırsınlar yeter...
Türkiye onu, 'Kelebeğin Rüyası' filminde Rüştü Onur'un doyamadan kaybettiği karısı olarak tanıdı. Mediha Onur'un gerçek hikâyesini, ablası Sabahat Hanım'dan dinledik...
70 yıl boyunca Rüştü Onur’un sevdiğine yazdığı tüm mektupları, el yazısı basılmamış şiirleri, fotoğrafları saklanmış. Hepsi şeffaf dosyalarda tasnif edilerek ayrılmış. Ve vakti geldiğine inanıldığında da ortaya çıkarılmış. Bunları yapan, bu belgelerin bugüne kalmasını sağlayan Mediha Sessiz’in kız kardeşi Sabahat Sessiz. Sabahat Hanım, önce film çekildiğini duyduğunda bu belgeleri Yılmaz Erdoğan’a götürmüş. Sonra da bu anıların saklanmasının, gelecek kuşaklara kalmasının en iyi yolunun kitap olarak basılması olacağını düşünüp Kaynak Yayınları’ndan Sadık Usta’ya teslim etmiş.
Şair Rüştü Onur ve büyük aşkı Mediha Sessiz Onur’la birçokları gibi ben de Yılmaz Erdoğan’ın yeni filmi Kelebeğin Rüyası sayesinde tanıştım. İkisinin de 20 ve 22 yaşlarında talihsiz bir biçimde hastalanarak ölmeleri hepimizin içini burktu. Kitabı okudum, ardından da filmi izledim. Hâlâ ne kitaptaki mektuplar ne de film aklımdan çıkıyor. Tabii ki biri kurmaca bir film, diğeri gerçeğin ta kendisi. Bugün 85 yaşında olan Sabahat Hanım’la o günleri konuştuk...
70 yıl sakladığınız Rüştü Onur’un ablanız Mediha Sessiz’e yazdığı mektupları okudum. O günleri, olayların nasıl başladığını anlatır mısınız?
Bakın asıl öykü şöyle: Ben Kandilli Kız Lisesini kazanmıştım, ilk yılımdı. Zaten orta ve liseyi orada bitirdim. O yıl ablam da Beşiktaş Kız Lisesi’ni bitirmişti. Karabük Demir Çelik Fabrikası’nın açtığı memuriyet imtihanına girdi. İmtihanı kazanınca babam anneme “Sen al çocukları git, ben gelemem” dedi. Biz sabah Anafarta Vapuru’na bindik. Ertesi gün orda olacağız. Vapurda Rüştü Onur’la tanışıyorlar. Düşünün o süre zarfında arkadaşlık yapıyorlar. Rüştü Enişte yanımıza da geldi. Anneme “Teyze ben Zonguldaklıyım. Dayım da burada yaşıyor, götüreyim ona, dinlenin birkaç saat. Ben sizi sonra Karabük’e yolcu ederim” dedi. Biz de yorgunduk, gittik oraya. İlk defa büyük kuzineyi orada görmüştüm. Sonra Karabük’e gittik.
Ve bu arada büyük aşk başlamış…
Evet, sonra ablama sürekli mektuplar gelmeye başladı. Zaten kendi de geldi. Bu arada ablam Karabük’te hastalandı. Ben küçüktüm ama hatırlıyorum, işten gelir, “Karnım çok ağrıyor” derdi. Ve yemek yiyemiyordu. Ben tabii İstanbul ’da okuyorum. Tam olarak ne zaman bilmiyorum midesi bulanıyor, karnı ağrıyor. Hastanede yattı bir süre. Fakat orada “Bizim yapacağımız bir şey yok ciğerlerinden olabilir bu şikâyetler. Seni Heybeliada Sanatoryumuna yollayalım, zaten İstanbullusun” diyorlar. Ama orada da dört- beş gün kaldı. Zaten eniştem de bir ciğer hastalığı geçirmiş daha önce, orada yatmış. Ama doktorlar orada da “Sizin kızınızın ciğerlerle ilgili hiçbir sorunu yok” deyip çıkarıyorlar ablamı. Bütün mesele karında diyorlar. Apandisiti patlamış, iltihap bütün vücuduna yayılmış.
Bu arada evlendiler galiba?
Evet, eve gelip gidiyor bize. Babam da “Bu çocuk madem bu kadar eve girip çıkıyor bari nikah olsun, sonra iyileşince düğün yaparız” dedi.
Rüştü Onur ablanızı kaybettikten sonra ne yaptı, sizinle mi yaşadı?
Ben Kandilli Kız Lisesi’nde leyliyim. Bizde kırkı çıkmadan önce akrabalar kalır, yengemler filan bizde. Ben de hafta sonları eve çıkıyorum, eniştem o kadar üzgün ki. Bir akşam gece yarısı uyanmış, “Ben çok fenayım” dedikten sonra düşüp kendini kaybediyor, ağzından kan boşanıyor, yengemler filan koşuyor ama hiçbir şey yapamıyorlar.
Şair arkadaşı Muzaffer Tayyip Uslu’yu tanır mıydınız?
Tanımaz mıyım, en yakın arkadaşıydı, bizim eve de birkaç kez gelmişti. Behçet Necatigil’i o günlerden tanımam, daha sonra tanışmıştım. Kültür Sarayı’nın yandığı dönemde.
Sizin de tiyatroyla bir ilişkiniz var değil mi?
Ben İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü’nden emekli oldum. İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun ilk açıldığında sekreter olarak çalışmaya başladım.
Kelebeğin Rüyasını izleyince ne hissettiniz? Tabii film sizin anlattıklarınızdan, kitaptaki mektuplardan farklı…
Yılmaz Erdoğan dosyadan ve benden haberdar olur olmaz beni aldırdı. Dosyayı olduğu gibi ilk defa ona götürdüm. Annemi babamı, fotoğrafları gördükçe ‘tüh’ diyordu. Belki duymuşsunuzdur çünkü annem için Çingene, babam için de başka şey demişler, idadi mezunudur. Dedem Bitlisli, Şerefhanzadelerdenmiş. 17 yaşında kaçıp İstanbul’a geliyor. Berberlik, dişçilik öğreniyor. Çingene de olurdu hiç mühim değil… Bu bir belgesel değil, tabii ki farklı olabilir ama evimiz de öyle değildi. En çok ona üzüldüm. Apartmanımız 12 daireliydi. Zaten ilk yapıldığında Kırmızı Tuğla Apartmanı denirmiş. Adı sonradan Mahmutbey olmuş. Bizim evimiz dört oda, bir salon ve mutfaktı. Filmdeki evle ilgisi yoktu. Baktım baktım filmi izlerken neden yaptılar böyle anlamadım.
Sizin manavınız mı vardı?
Evet, apartmanın altı ana caddeye dönen yeri dükkân gibi yapıldı. Babam erkenden gider mal alırdı. Daha önce babamın peynirci dükkânı vardı. Şimdi şarküteri deniyor.
Filmi beğendiniz mi?
Beğenmez miyim, beğendim, galasına gittim. Ben Devlet Tiyatrosu’nda çalışırken ne galalar oldu. Televizyonlarda da seyrediyoruz ama ben böyle bir gala daha önce görmedim. Çok çalıştı, çok emek sarf etti Yılmaz Bey. Muazzam bir çalışma.
‘Mektubun Avucum’da sadece Rüştü Onur’un Mediha Hanım’a yazdığı mektuplar var, ablanızın yazdıklarını bulamadınız mı?
Devrek’teki ailesini zaten hiç görmedik. Yanında özel eşyalarını pek getirmemişti gelirken. Hüseyin ve Saffet isimli iki kardeşi vardı. Saffet Onur da Devlet Tiyatrosu sanatçısıydı. Biz onunla yıllarca beraber çalıştık. Evlendi, bir kızı ve oğlu oldu. Zaten ben bunları ablamın ölümünden sonra okumaya başladım ve okudukça da sakladım. Hatta bir ara Saffet geldi, “Bir kitap yazacağım, abimin mektuplarına bakabilir miyim” dedi. Birkaç tanesini aldı.
Filmi izleyince çocukluğunuza dönmüş gibi oldunuz mu?
Çok ağladım, ablamın yaşarken, okula giderkenki hallerini, Rüştü Enişte’nin ölümünden sonra ağlamalarını bildiğim için zaten hep o günleri hatırladım. Yoksa evimizin, Şair Leyla Sokağı’nın filmdekiyle hiç ilgisi yok. Ben hoş gördüm, eğer bir belgesel olarak yapsaydı o zaman insan hazmedemezdi. Hatta kardeşim “Benim babam poturlu muydu, İstanbul efendisiydi” dedi.
Film bittikten sonra hiç görüştünüz mü?
Yılmaz Bey’in yardımcısı Pelin var. çağırdılar gittim. Pek oralı olmadım. Oturduk konuşurken “Sabahat Hanım herhangi bir faydamız olur mu?” diye tekrar tekrar soruyor. “Yalnız mezarını yaptırın” dedim. “Biz zaten bu işi üstlendik” dediler. Zaten ben beton yaptırmıştım ama çatlamış. Çünkü Devrek Belediyesi’nden, İş Bankası’ndan filan da çok teklifler geldi, onlar da mezarını Devrek’e taşımak istemişler. Olur mu? Mezarın yeri burası. Mezarları yapıldıktan sonra isimleri yazılsın, eniştemin taşına şiirlerinden bir dize yazılsın, şanına şöhretine uygun bakımı yapılsın bana yeter. Çünkü Rüştü Onur, on yıl daha yaşayabilseydi çok büyük bir şair olacaktı…
Rüştü ile Muzaffer'in Hikayesi
Rüştü ile Muzaffer'in hikâyesi İkisinin de yeni kitabı var elimde: Rüştü Onur'un mektup ve şiirlerinden oluşan'Mektubun Avcumda'ile Muzaffer Tayyip Uslu dan'Şimdilik'.'Kelebeğin Rüyası'adlı filme konu olan'genç yaşta ölmüş'bu iki şair, hayat ve insan sevgisiyle dolu...
Sevin Okyay
Yılmaz Erdoğan'ın filmi'Kelebeğin Rüyası'için yazdığım bir yazıya da aynı başlığı koymuştum. Ama o film de benim için her şeyden önce buydu işte: Rüştü ile Muzaffer'in hikâyesi. Erdoğan yıllarca uğraşmış, bu projeyi gerçekleştirmiş, onların hikâyesini beyazperdeye ustaca ve severek yansıtmış. Çünkü o da bir şair ve her şeyden önce bir şiir okuru, şiir seven biri. Ben şair değilim ama gençlik yıllarımda çok sevdiğim, vakitsiz ölümlerine çok üzüldüğüm bu iki şairin kadrinin kıymetinin bilinmeyişine de çok yanardım. Bana hep, İstanbul'dan uzakta, Zonguldak'ta olmanın ve ince hastalığın ceremesini çektiler gibi gelirdi. En hasından yoksulluk da varmış meğer. O sıralarda Zonguldak'ta öğretmenlik yapan büyük bir şairin, Behçet Necatigil'in Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu'ya bu kadar emek verdiğini, destek olduğunu ise bilmiyordum.
ANTOLOJİLER VARDI
Yaşı tutan biri olarak, onların şiirleri bana yabancı değil. Eskiden, özellikle kıyıdaköşede kalmış şairleri tanımamızı sağlayan şiir antolojileri vardı ve elbette her dem mevcut'Varlık'. Ama 1942 doğumlu biri olarak, ben onların şiirlerini, daha sonraki anmalar dışında, dergilerde okuyamadım. Antolojilerde karşıma çıkmışlardır. Neredeyse benimle yaşıt olan Garip akımı şairlerini (özellikle Orhan Veli'yi) çok seven, onu gönlüne yakın bulan bir yeniyetme olarak. Rüştü ile Mustafa'nın şiirlerini de sevmiştim. Sade, duru, insana dair, biraz birbirini andıran şiirlerdir. Çok yakın arkadaşlar, şiire âşık genç şairler oldukları, kısacık ömürlerinde benzer koşullarda yaşadıkları için belki. Ya da paylaşılan bir duyarlılık söz konusu.
'ÖLDÜ, DİYEMİYORUM'
Muzaffer Tayyip Uslu'nın 1945 tarihli, YKY'den bu yıl çıkan'Şimdilik'adlı kitabında, şiirleri dışında birkaç yazı da var. İlki, arkadaşı Rüştü için. Muzaffer 1922 doğumlu, 1946'da ölmüş. Ondan iki yaş büyük olan Rüştü ise, 1942'de, yirmi iki yaşındayken. Muzaffer, İ942'de'Ocak'gazetesindeki Rüştü'ye Dair yazısına, " Rüştü ölmüş... " diye başlıyor. " Öldü diyemiyorum. Bundan bir ay önce İstanbul sokaklarında kol kola gezdiğim, birkaç gün evvel de yakında bir şiir kitabının çıkacağını müjdeleyen mektubunu aldığım Rüştü'nün bu vakitsiz ölümüne kendimi inandırmak kolay olmayacak.
ÖNCE ÖKSÜRÜVERDİM
Ne var ki,'Kan'şiirinde apansız söylediği gibi o da ömründen gün çalmaktadır: " Önce öksürüverdim / Öksürüverdim hafiften. / Derken ağzımdan kan geldi / Bir ikindi üstü durup dururken. " Meseleyi " o saat " anlar ama iş de işten geçmiştir. " Şöyle bir etrafıma baktım, / Baktım ki yaşamak güzeldi hâlâ. " Öyledir elbet, yirmili yaşlarındaki bir şair için. Rüştü de hastalığını bile bile, ölmeyi hiç yakıştırmaz kendine. Bir mektubunda " Ben ölecek adam değilim " der. Gene de her şeye veda eder: " Elveda ey hayat, elveda dünya: / Elveda bahçesinden geçtiklerim. / Elveda kahvesini içtiklerim / Elveda yarım bıraktığım rüya. "
TEK MARİFETLERİ ÖLMEK DEĞİLDİ
Aslında ölümlerinden bu kadar çok bahsedince kendimi onlara haksızlık etmiş gibi hissediyorum. Sanki başka bir nitelikleri yokmuş, tek marifetleri genç yaşta ölmeleriymiş gibi. Oysa hayat sevgisiyle, insan sevgisiyle dopdolu çocuklar, şiir hayatlarının anlamı, hayalleri ise İstanbul'da olmak. Ne yazık ki, oradayken de İki şairin popüler olmasını sağlayan Kelebeğin Rüyası'adlı filmde Rüştü Onur'u (solda) Mert Fırat, Muzaffer Tayyip Uslu'yu da Kıvanç Tatlıtuğ canlandırıyor. Şimdilik Muzaffer Tayyip Uslu Yapı Kredi Yayınları 80 sayfa Mektubum Avucumda Rüştü Onur KAYNAK YAYINLARI 340 sayfa sefasını sürememişler pek. Çakı gibi şık Rüştü de, derbeder Muzaffer de hep orada yaşamayı istemişler. Onları'Şimdilik've Leyla Şahin ile İbrahim Tığ'ın hazırladıkları, Yılmaz Erdoğan'ın önsöz niyetine Rüştü ve (eşi) Mediha'ya bir mektup yazdığı'Rüştü OnurMektubun Avcumda'ile anıyoruz. Rüştü'nün geç tanıdığı, 1942 Ağustos'unda nişanlanıp sonbaharda evlendiği, kırk günlük evliliğin ardından onu tek başına bırakıp giden eşi Mediha. Zaten on beş gün sonra da o " Elveda " demiş. KAYNAK YAYINLARI'ndan çıkan'Mektubun Avcumda', bize Rüştü Onur'un bilinmeyen mektupları ve şiirlerini vaat ediyor. Bu mektuplar, Mediha'ya yazılmış mektuplar, bir âşığın mektupları.
ARTIK'RÜYADA'LAR
Gerçekten de bu mektuplar, 1956'da Yeditepe Yayınları'ndan çıkan, geçen yıl da Sel Yayıncılık'ın bastığı'Rüştü Onur'kitabında yok. Onur'un şiirleri, mektupları ve ardından yazılanlardan oluşan bu kitabı hazırlayan kişi, onun arkadaşı, sık sık mektuplaştığı Salâh Birsel. Necati Cumalı'ya mektupları da var. Orhan Veli'yi, Garipçiler'i nasıl ilgiyle takip ettiğini söylüyor. Öte yandan, Ahmet Hamdi Tanpınar ile Ahmet Haşim'i de seviyor. Bu kitapta ardından yazılanlardan alıntı yapılmamış, tamamı verilmiş. Ancak,'Mektubun Avcumda'da, daha çok sayıda yazıdan alıntı yapılmış. Bir tanesi'Şimdilik'i hazırlayan, Muzaffer Tayyip için de bir önsöz yazan Muzaffer Soysal'ın. İkisini de tanıyan herkes gibi o da, hem ölümlerine yanıyor, hem de onlara öldü demeye dili varmıyor. Sevgiyle bahsediyor, şiirlerini hatırlıyor.'Rüştü OnurMektubun Avcumda', başka bir yerde (benim bilgim dahilinde) olmayan, duygu dolu, samimi Mediha mektupları ile Birsel'in kitabından ayrılıyor. Bilmiyorum siz hangisini tercih edersiniz ama ben şahsen, meslektaşlarına, arkadaşlarına yazdığı mektupları yeğlerim sanki. Belki de öteki mektuplar fazla'mahrem'geldiği içindir. Ama nankörlük de etmeyelim. Soldaki sayfada el yazısıyla, sağda matbaa harfleriyle basılmış bu mektuplar. Rüştü'yü, onun kişiliğini daha iyi tanımamızı da sağlıyor. Yüzlerine gelince, elden bir şey gelmez. Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu artık aklıma hep Yılmaz Erdoğan'ın filmi'Kelebeğin Rüyası'nda onları oynayan Mert Fırat ve Kıvanç Tatlıtuğ'un yüzleriyle gelecek. Onları böyle iyi bir filmle, çok başarılı performanslarla hatırlamamız da bir şans aslında. Onlardan söz ederken, aynı dönemde, aynı yerde yaşamış bir şairi de anmak isterim. Bir tanesi, Rüştü'nün biraderi canberaberi, gene Zonguldaklı, gene şair Kemal Uluser. Üçü arkadaş, Kemal'Kan'şiirini okuyup Muzaffer'i ağlatıyor mesela. Derginin postadan çıktığı günlerde Rüştü ile iskelede dolaşıp'Ahmet Hamdi akşamlan'ile'Sait Faik adamları'nı düşünüyorlar. Rıhtımın oralarda dolaşıyorlar. Tıpkı elleri ceplerinde yağmur altında dolaşan Muzaffer gibi. Kemal, en büyükleri, 1914 ya da 1915 doğumlu. 1930'lu yılların sonu, 40'lann başı. Üçü de şiir kovalıyor, üçü de verem. İrfan Yalçın, iki yıl önce "... Bir araya geldiklerinde konuştukları üç şeyden biri şiir, biri ölüm, biri hayat " demiş. Rüştü ile Muzaffer şu sıralar gene aramızda.
Kelebeğin Kanadında İki Şair
Leyla Şahin: iki turna olup gittikleri yerden iki turna olup döndüler
Rüştü Onur, Muzaffer Tayyip Uslu, Kemal Uluser, Zonguldaklı büyük şair Behçet Necatigil'le şiiri ve arkadaşlığı paylaşmışlardır. Bütün bunlar Rüştü Onur'un şanslarıdır. Elbette Rüştü'nün yetenekli bir genç olması arkadaşlıklarının oluşmasını sağladığı gibi pekişmesini de sağlamıştır GENÇ yaşta dünyamızdan aynlan çok şair var. Bir bölümü yaşamın ağırlığını taşıyamadığı için intihar etmiş, bir bölümü yoksulluk ve yalnızlık sonucu hastalanıp ömrünün baharında terk etmiştir dünyayı. Edebiyatımızın şairler defteri bu anlamda bir hayli kabarık: Rüştü Onur, Muzaffer Tayyip Uslu, Orhan Veli, Cahit Sıtkı Tarana, Nilgün Marmara, İlhami Çiçek, Soysal Ekinci, Zafer Ekin Karabay, Kaan İnce, Cenk Koyuncu, Özge Dirik ilk aklıma gelenler. Buna Sivas'ta yakılardan da ekleyebiliriz. Ne acıdır ki bazan mevcut sistem ve iktidarlar şairi ateşe verebiliyor.
KISA VE TRAJİK
1993 Sivas'ında olduğu gibi. Zonguldaklı şair Rüştü Onur, arkadaşı Muzaffer Tayyip gibi, inci hastalığına yakalanıp 22 yaşında ölmüştür. Rüştü Onur'un şiirlerini ve mektuplannı " Mektubun Avcumda " adı altında kitaplaştırarak (kapak, mizanpaj, iç baskı bağlamında ferah bir çalışma yaparak), unutturmamış olan şair Leyla Şahin'le konuştuk. " Mektubun Avcumda " adlı kitabı İbrahim Tığ ile birlikte hazırladınız. Daha önce Rüştü Onur ile ilgili birkaç çalışma yapıldı. Bunların ilki Salah Birsel'in hazırladığı " Rüştü Onur Kitabı " (1956). Sizin çalışmanızın, ondan ve benzerlerinden aynlan tarafları nelerdir? Rüştü Onur'un hayatı kısa olduğu kadar trajik de bir hayattır. Bu kısa ve trajik hayatın umutlu bir yanı var gene de. Şair İstanbul'a uzanabilmiş ve Türk dilinin has şairleriyle arkadaşlık, dostluk oluşturabilmiştir. Salah Birsel, Necati Cumalı, Oktay Rifat, Behçet Necatigil şairin iletişimde olduğu arkadaşlarıdır. Ayrıca Orhan Veli, M. Cevdet Anday ve 40 Kuşağı'nın pek çok şairi bu gencin farkındadırlar. Günün koşullan gereği bu iletişim daha çok mektuplarla gerçekleşiyor. Behçet Necatigil, şairin Zonguldak'tan lise öğretmeni ve arkadaşıdır.
ARKADAŞLIK
Rüştü Onur, Muzaffer Tayyip Uslu, Kemal Uluser, Zonguldaklı büyük şair Behçet Necatigil'le şiiri ve arkadaşlığı paylaşmışlardır. Bütün bunlar Rüştü Onur'un şanslandır. Elbette Rüştü'nün yetenekli bir genç olması, gündem deki edebiyatı yakından izlemesi, sanat / edebiyat sorunlan üzerine düşünmesi ve yazması, arkadaşlıklannın oluşmasını sağladığı gibi pekişmesini de sağlamıştır. Daha önce Rüştü Onur üzerine yapılan çalışmalar şiirlerinin toplamını, şairlerle olan yazışmalarını ve Rüştü için son yıllar yazan şairlerin de eklenmesiyle oluşan bir bütünü içeriyor. İbrahim iki yıl önce böyle bir çalışma yaptı; " Rüştü Onur " 1 anmamış, bilinmeyen mektuplan içeriyor. 1942'de evlenip yalnızca kırk gün evli kalan bu iki gencin daha uzun yaşamalarına hayat izin vermiyor. Evliliklerinden kırk gün sonra Mediha Hanım Mediha Hanımın ölümünden on beş gün sonra da Rüştü Onur dünyamızdan aynhyorlar. Biri 19, biri 22 yaşındadır! Mektuplann yanı sıra Rüştü'nün daha önce yayımlanmamış şiirlerini, fotoğraflannı da içeriyor Rüştü Onur ile Muzaffer Tayyip Uslu 40 Kuşağı şairlerinden olup, bu geniş yelpazede, ömürlerinin kısa olmasından ötürü kalın bir çizgi oluşturamamışlardır elbette adlı kitap bu alanda kapsamlı bir çalışmadır. " Mektubun Avcumda " ise, Rüştü Onur'un sevdiği kadına yazdığı mektuplardır. Rüştü, İstanbul'dan Zonguldak'a dönerken vapurda Mediha Sessiz'le tanışıyor. Mediha Sessiz Beşiktaş doğumlu ve Beşiktaş'ta yaşayan bir ailenin kızı. Lise sonrası memurluk sınavlanna girip kazanmış ve Karabük Demir Çelik Fabrikası'nda çalışmak üzere Anafartalar vapuruyla Zonguldak'a gitmektedir ailesiyle. »
MEKTUPLAR
Karabük'e Zonguldak'tan karayoluyla geçeceklerdir. Bu yolculuk iki gencin aşkını başlatır. İki turna olup uçarlar Zonguldak'a! Bu yolculuktan sonra başlar mektuplaşmalan. işte " Mektubun Avcumda " şimdiye kadar hiçbir yerde yayım kitap. İlk kez ortaya çıkan bu yeni malzemeler bize şairin hayatı hakkında, şiiri hakkında daha ayrıntılı bilgiler veriyor.? Yılmaz Erdoğan, Rüştü Onur ve arkadaşı Muzaffer Tayyip Uslu'nun hayatını " Kelebeğin Rüyası " adıyla beyaz perdeye aktardı. Kitabın raflarda yerini alması, filmin gösterimi ile eş zamanlı tarihe (22 Şubat'a) denk geldi... Siz Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip gibi iki şairin beyazperdeye aktanlmasını nasıl buldunuz; kitabın ilgi görmesinde etkili oldu mu? Hazırladığımız kitabın Yılmaz Erdoğan'ın filmiyle zaman bakımından örtüşmesi işin ticari boyutudur. Sonuçta bir yayınevi ticari bir kuruluştur ve piyasanın koşullarıyla davranmak durumundadır.
EVRAKLAR
Rüştü Onur'un baldızı yani Mediha Hanımın kız kardeşi Sabahat Sessiz, halen yönetiminde bulunduğum Türkiye Yazarlar Sendikası'nın bürosunda, biz iki şaire dosyayı teslim ettiği gün Kaynak Yayınlan'na gittik. Yayınevi önce kendi şiir dosyalanmı getirdiğimi zannetti (Kerem Tarihi ile Tuz Dağlan). Yayınevinin Genel Yayın Yönetmeni Sadık Usta ve çalışma arkadaştan kitapla ilgili yoğun bir çalışmaya başladılar. Kitap bir hafta içinde hazır oldu; bütün aşamalannı takip ettim. Rüştü Onur gibi hayatın zalim davrandığı genç ve yetenekli bir şairin edebiyat dünyamıza yeniden hatırlatılması söz konusu olduğu gibi, bana güvenmiş olan Sabahat Sessiz Hanıma da bir sorumluluğum vardı; kitabın bütün aşamalannda bulundum. Yılmaz Erdoğan'm " Kelebeğin Rüyası " adlı filmin vizyona girmesiyle kitap raflardaki yerini aldı. Hatırlatmaya gerek yok ama söylememde bir sakınca da yok: Yayınevinin bana verdiği iki nüsha telif sözleşmesine elimi bile sürmedim. Bu telif benim hakkım olamazdı.
ÖNEMLİ
Sabahat Sessiz Hanımefendi varken, Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip için çaba gösteren Zonguldaklılar, Devrekliler varken; benim böyle bir şeyi kabul etmem mümkün dolamaz. Edebiyat dünyamız için önem taşıyan bir çabanın içinde oldum ve sonuçlandırdım. Hepsi bu. Yılmaz Erdoğan'ın filmi kuşatıcı bir çalışma. İçerik olarak, biçim olarak yüksek kalitede bir sinema dilme ulaşmış Yılmaz Erdoğan " Kelebeğin Rüyası " nda. Rüştü Onur'u oynayan Mert Fırat ve Muzaffer Tayyip'i oynayan Kıvanç Tatlıtuğ çok başanlı bir oyunculuk sergilemişler. Behçet Necatigil rolündeki Yılmaz Erdoğan'a övgü bile az kalır! Siz bir oyun yazdınız: " Lirik ve Hüzünlü Bir Hayat: Rüştü Onur ". Şair için yazılmış yazılarınız var. 2011'de Kurgu Yayınlan'ndan çıkan " Rüştü Onur " adlı kitapta bir yazınızı hatırlıyorum.
ŞAİR LEYLA SOKAĞI
Rüştü Onur'u çok uzun yıllardan bu yana düşünmekteyim. Gençlik yıllarımdan aklımda " Şair Leyla Sokağı " adlı şiiri kalmıştı. Bu şiiri Cahit Sıtkı'nın " Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan / Gençliğimi yaşamak istiyorum yeni baştan " dizeleriyle birlikte hatırlarım hep nedense. Ayrıca benim gençliğimin de bir bölümü Beşiktaş'ta geçti. Rüştü Onur'la Muzaffer Tayyip'in genç Karabük'e Zonguldak'tan karayoluyla geçeceklerdir. Bu yolculuk iki gencin aşkını başlatır. İki turna olup uçarlar yaşta ölmeleri bir şair olarak içimde sızı bırakmışür hep. Ama ben onlan ve özellikle Rüştü Onur'u 1990'lann başında düşünmeye başladım daha çok. Hem şair, hem insan, hem kadın, hem de anne olarak onun hayatında içimi sızlatan şeyi daha sonraları kavrayabildim. " Şarkısı Yanm Kalmış Bir Şair " adlı yazımı 1990'lann başında yazdım. " Lirik ve Hüzünlü Bir Hayat: Rüştü Onur " adlı oyunu ise şairin 70. Ölüm Yıldönümü'nde hazırladım.? Yürek yakan şürler ve mektuplar yazmış olan Rüştü Onur, 1940 şiirinin önemli bir şairi. Orhan Veli, Oktay Rifat, Necati Cumalı, Melih Cevdet Anday ve Salah Birsel'le aynı kuşaktan geliyor olmasına rağmen, şiir dünyamızda bugüne kadar önemsenmemiş, değerinin anlaşılamamış olmasını nelere bağlıyorsunuz? 40 Kuşağı şairlerini konuşalım kısaca. 1940 Kuşağı Türk edebiyatında ve Türk şiirinde ayn bir yere ve öneme sahiptir. Diyebilirim ki şair ve şiir yelpazesi en geniş kuşaklardan biridir. Bunu yazılanmda, benimle yapılan daha önceki röportajlarda da belirtmiştim. İçinde yer aldığınız 80 Kuşağı şairleri için de bunu düşünür müsünüz? 80 sonrası yazılan şiirde de geniş bir yelpaze görünüyor. Bu belirlediğiniz yer bana anlamlı geldi. Evet, Türk şiirinde iki geniş yelpaze vardır. Bunlardan biri 40 Kuşağı şiiri ise öbürü 1980'lerin şiiridir. Ama önce 40 Kuşağını konuşalım. Garip hareketi (Birinci Yeni) şairleri şiirimize başka bir soluk başka bir eda getirmişlerdir. Orhan Veli, Melih Cevdet Anday, Oktay Rifat bu hareketin temsilcilerinden olup zaman içinde şiirlerini başk ^ bir yere taşıdıklarını görüyoruz. »
ERKEN ÖLÜM
Orhan Veli erken ölmüştür. Ama onun son dönem şiirlerinde bu evirilmenin bu dönüşümün izlerini görüyoruz. Behçet Necatigil, Salah Birsel, Cahit Külebi, Necati Cumalı, Sabahattin Kudret Aksal, İlhan Berk ve daha pek çok şair kendi başına bir okul gibi varlık göstermişlerdir. Garip hareketinin temsilcileri Orhan Veli, Melih Cevdet, Oktay Rifat'la sınırlı değildir elbette. Cahit Saffet İrgat, Suat Taşer, Orhon Murat Anburnu ve daha pek çok şair Türk dilinin en güzel şiirlerini yazmışlardır. Örneğin Cahit Irgat'ın şiiri önemli bir şiir olup üzerinde düşünülmesi gerekiyor ve henüz bu şiir üzerinde bir çalışma yapılmadı. 40 Kuşağı şairlerinin bir başka kanadı toplumcu, devrimci şairlerin oluşturduğu bir delta var. Enver Gökçe, Ahmed Arif, Niyazi Akınaoğlu, Atilla İlhan, Hasan İzzetin Dinamo, Rıfat İlgaz, Ö. Faruk Toprak ve bu kuşağın daha genç temsilcileri olan Arif Damar (Arif Barikat), Şükran Kurdakul. »
DERİNLİKLİ
Rüştü Onur ile Muzaffer Tayyip Uslu 40 Kuşağı şairlerinden olup, bu geniş yelpazede, ömürlerinin kısa olmasından ötürü kalın bir çizgi oluşturamamışlardır elbette. Düşünün Cemal Süreya ilk kitabını 27 yaşında çıkarıyor. Metin Alhok sanıyorum 40 yaşına yaklaşmışta ilk kitabını çıkardığında. Enver Gökçe'nin Ahmed Arifin kitaplan da öyle. Kendi adıma söyleyeyim yayınlanan ilk şür kitabım " Kırlangıç Yıldızı " Enver Gökçe Şiir Ödülü'nü aldığında 33, kitap yayınlandığında 34 yaşındaydım. Rüştü Önur yalnızca 22 yıl yaşamış bir şair. Bu kitapla Rüştü Onur'u daha derinlikli görebiliyorum. Mediha ile Rüştü bu kitapla aramıza döndüler. İki turna olup gittikleri yerden iki turna olup döndüler!
12 Mart 2013 Salı
Kelebeğin Rüyası iki ayrı kitap oldu yok satıyor!
Zonguldak'ta yaşayan, iki genç şair Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu'nun hayatını konu alan Kelebeğin Rüyası sinemaseverler tarafından ilgiyle karşılanmasının ardından Onur ve Uslu'nun kitapları Kaynak ve Yapı Kredi Yayınları tarafından kitaplaştırıldı.
Zonguldak'ta yaşayan , iki genç şair Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu'nun hayatını konu alan Kelebeğin Rüyası sinemaseverler tarafından ilgiyle karşılandı. Öykünün kahramanlarından Onur ve Uslu yeni modernleşen bu madenci kentinde memuriyetlerini sürdürürken, bir yandan da sanatla, edebiyatla ve en çok da şiirle iç içe yaşarken Belediye Başkanı'nın kızı Suzan'ın Zonguldak'a geri gelmesiyle Rüştü ve Muzaffer'in şiire olan inancı daha da artırır. Henüz liseöğrencisi olan Suzan, çevrenin istememesine rağmen iki gençle yakın arkadaş olur. Fakat 1940'lı yılların vebası olan verem, iki genç insanın da sağlığını git gide tehdit eder. Rüştü ve Muzaffer'in hem kendi gelecekleri, hem de dünyanın gidişatı iyiye değildir…
"Zonguldak üç büyük yetenek yetiştirdi: Biri Rüştü Onur"
Kaynak Yayınları Rüştü Onur'un Mektubun Avcumda - Bilinmeyen Mektupları ve Şiirleri" isimli kitabı okuyucuyla buluşturdu.
Rüştü Onur, 1920'de doğan 1942 yılında ölen Onur, kısacık ömrüne yürek yakan şiirler ve mektuplar sığdırdı.Günışığına çıkmamış mektupları ve şiirleri ilk kez bukitapta bir araya getirildi.
Kitaba Yılmaz Erdoğan bir önsöz de yazdı. Mediha'ya olan derin aşkı, Yılmaz Erdoğan'ın yönettiği ve oynadığı Kelebeğin Rüyası filmiyle de beyaz perdeye de uyarlanan Onur için "Son yıllarda Zonguldak üç büyük yetenek yetiştirdi: Biri Rüştü Onur..." deniliyor.
Kitaba Yılmaz Erdoğan bir önsöz de yazdı. Mediha'ya olan derin aşkı, Yılmaz Erdoğan'ın yönettiği ve oynadığı Kelebeğin Rüyası filmiyle de beyaz perdeye de uyarlanan Onur için "Son yıllarda Zonguldak üç büyük yetenek yetiştirdi: Biri Rüştü Onur..." deniliyor.
Rüştü Onur için Orhan Veli ""Son yıllarda Zonguldak üç büyük yetenek yetiştirdi: Biri Rüştü Onur... Behçet Necatigil "Gamlı gecelerin öncüsü Rüştü, artık hatıralarım arasına geçti." Salâh Birsel "Rüştü Onur'un kısa bir şiir yaşantısı oldu. Her gün sıtma geçirirdi. Şiir sıtması." Oktay Rifat "Rüştü Onur, Türkiye'de geç başlayan bir hareketin bayrağı altında şiir yazıyordu." Cemal Süreya "Rüştü Onur şiirleriyle hayatını, daha doğrusu ölümünü bir arada götürmüş." Doğan Hızlan "O, insan kardeşlerine hep yaşam sevincinden, insancıl duygulardan söz etti" dedi.
Yoksulluğun, ince hastalığın "kısa kestiği", gencecik, naif bir şiir
Muzaffer Tayyip Uslu'nun "Şimdilik (1945)" isimli kitapları da Yapı Kredi Yayınları tarafından basıldı. Zonguldaklı şair Muzaffer Tayyip Uslu'nun yayımlanmış tek şiir kitabı olan "Şimdilik", günümüz şartlarıyla Yapı Kredi Yayınları tarafından tekrar basıldı. "Şair harcıâlem şeylere teşbih ve mecazlarla lâyık olmadığı bir değeri vermek için çabalıyan bir sahtekâr değil, bulanık düşünceleri berraklaştıran hakikat arayıcısıdır."
1946'da henüz yirmi dört yaşındayken, şair arkadaşı Rüştü Onur'la aynı kaderi paylaşarak veremden ölen Muzaffer Tayyip Uslu'nun kısacık yaşamında yayımlanan tek şiir kitabı Şimdilik'in Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan bu yeni baskısında dergilerde yayımlanan şiirleri ve yazıları da yer alıyor. Yoksulluğun, ince hastalığın "kısa kestiği", gencecik, naif bir şiir, yaşamın yaşamak fiiline değer biçen özüyle şimdi okuyucuyu bir kez daha selamlıyor.
1946'da henüz yirmi dört yaşındayken, şair arkadaşı Rüştü Onur'la aynı kaderi paylaşarak veremden ölen Muzaffer Tayyip Uslu'nun kısacık yaşamında yayımlanan tek şiir kitabı Şimdilik'in Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan bu yeni baskısında dergilerde yayımlanan şiirleri ve yazıları da yer alıyor. Yoksulluğun, ince hastalığın "kısa kestiği", gencecik, naif bir şiir, yaşamın yaşamak fiiline değer biçen özüyle şimdi okuyucuyu bir kez daha selamlıyor.
"Sokakların ellerinden öperim
Bana yaşamasını öğretmişlerdi
Dost olsun, düşman olsun
İnsanlara iyi günler dilerim"
Bana yaşamasını öğretmişlerdi
Dost olsun, düşman olsun
İnsanlara iyi günler dilerim"
Kaynak: http://www.haber7.com/kitap/haber/1000583-kelebegin-ruyasi-iki-ayri-kitap-oldu-yok-satiyor
8 Mart 2013 Cuma
Dostlugun Siirsel Guzelligi
Filmi geç gördüm..
Gördükten sonra D&R'a koştum.. "Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu'nun kitapları var mı" diye.. Varmış iyi mi?
"Şimdilik" Muzaffer'in, "Mektubun Avucumda" da Rüştü'nün.. İkisini de aldım ve nefes nefese daldım içlerine..
Şimdilik, 1945'te basılmış ilk..
Muzaffer Tayyib'in ölümünden üç sene sonra..
Ve 2013'te basılmış ikinci defa.. Şubat ayında.. Film vizyona girince..
Mektubun Ardında'sı, Rüştü Onur'un, 1 Şubat 2013'te basılmış ilk. Rüştü'nün ölümünden 70 yıl sonra.. Film sayesinde..
Hem de nasıl "Sayesinde.."
Şubat ayının sonunda, yani benim aldığım gün, kitabın üzerinde "Beşinci baskı" yazıyordu..
Bir ayda beş baskı, 70 yıldır unutulan şair için..
Rüştü görüyor mudur yukarlarda acaba, şiirlerinin baskı üzerine baskı yaptığını..
Anlayın filmin nasıl etkili olduğunu.. Güzel olmasa, bir şiir kitabına hem de bir ayda beş baskı yaptırır mı?.. Filmden çıkan kitapçıya koşmuş demek, benim gibi..
Bir gecede döndürdüm ikisinin de sayfalarını..
Varlık Dergisi'nde yayınlanan o şiiri de buldum.. Meğer filmde dinlediğimiz üç satırdan ibaret değilmiş.. Üç satırı daha varmış..
"Bir güzele Güzelliğini söylemek isterdim
Aynalardan evvel
Bir güzelle Yaşamak isterdim Güzel güzel.."
Varlık Dergisi 1 Haziran 1941 de yayınlamış tamamını..
Hangi kitapta mı buldum?.
Şimdilik'te.. Muzaffer'in yani, şiir..
Filmde, ölüm döşeğindeki sevgili arkadaşı Rüştü'ye "Senin şiirini seçti, biliyor musun" diyen Muzaffer'in aslında şiir..
Dedim ya..
Dostluğun şiiri Kelebeğin Rüyası..
Gidin ve tadına varın..
Böylesi bir dostluk için ölesiye yaşamanın tadına varın!..
Gördükten sonra D&R'a koştum.. "Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu'nun kitapları var mı" diye.. Varmış iyi mi?
"Şimdilik" Muzaffer'in, "Mektubun Avucumda" da Rüştü'nün.. İkisini de aldım ve nefes nefese daldım içlerine..
Şimdilik, 1945'te basılmış ilk..
Muzaffer Tayyib'in ölümünden üç sene sonra..
Ve 2013'te basılmış ikinci defa.. Şubat ayında.. Film vizyona girince..
Mektubun Ardında'sı, Rüştü Onur'un, 1 Şubat 2013'te basılmış ilk. Rüştü'nün ölümünden 70 yıl sonra.. Film sayesinde..
Hem de nasıl "Sayesinde.."
Şubat ayının sonunda, yani benim aldığım gün, kitabın üzerinde "Beşinci baskı" yazıyordu..
Bir ayda beş baskı, 70 yıldır unutulan şair için..
Rüştü görüyor mudur yukarlarda acaba, şiirlerinin baskı üzerine baskı yaptığını..
Anlayın filmin nasıl etkili olduğunu.. Güzel olmasa, bir şiir kitabına hem de bir ayda beş baskı yaptırır mı?.. Filmden çıkan kitapçıya koşmuş demek, benim gibi..
Bir gecede döndürdüm ikisinin de sayfalarını..
Varlık Dergisi'nde yayınlanan o şiiri de buldum.. Meğer filmde dinlediğimiz üç satırdan ibaret değilmiş.. Üç satırı daha varmış..
"Bir güzele Güzelliğini söylemek isterdim
Aynalardan evvel
Bir güzelle Yaşamak isterdim Güzel güzel.."
Varlık Dergisi 1 Haziran 1941 de yayınlamış tamamını..
Hangi kitapta mı buldum?.
Şimdilik'te.. Muzaffer'in yani, şiir..
Filmde, ölüm döşeğindeki sevgili arkadaşı Rüştü'ye "Senin şiirini seçti, biliyor musun" diyen Muzaffer'in aslında şiir..
Dedim ya..
Dostluğun şiiri Kelebeğin Rüyası..
Gidin ve tadına varın..
Böylesi bir dostluk için ölesiye yaşamanın tadına varın!..
KELEBEK ÖMÜRLÜ SAIRDEN YÜREK SIZLATAN DIZELER...
Rüştü Onur, 1920'de doğmuş 1942 yılında ölmüş. Kısacık bir ömür... Ama yürek yakan mektuplar ve şiirler yazmış. Rüştü Onur'un kısacık hayatı ve Mediha'ya olan derin aşkı, Yılmaz Erdoğan'ın yönettiği ve oynadığı Kelebeğin Rüyası filmiyle de bugünlerde beyaz perdede. Önsözünü Yılmaz Erdoğan'ın yazdığı, " Mektubun Avcumda " adlı kitapta Rüştü Onur'un karısına yazdığı hususi mektuplarının yanı sıra bilinmeyen aile arşivinde kalmış şiirleri ve özel fotoğraflarının tamamı da yer alıyor. Orhan Veli, Oktay Rifat, Necati Cumalı, Behçet Necatigil ve Melih Cevdet'in kuşağından olan Rüştü Onur, 1920'de Zonguldak'ta doğdu. 22 yıllık kısacık ömründe Rüştü Onur, genç yaşına rağmen edebiyat dünyasının ilgisini çeken ve kendine özgü sesi ve tekniği olan şiirler yazdı. Rüştü Onur, " Garip şiiri'nin önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilmektedir. O, Zonguldak'ta yaşamış şairler olan Muzaffer Tayyip Uslu ve Kemal Uluser'le birlik bi'inmeyen mektııp'an ve şiirleri Rüştli Onur simge adlardan biri olarak görülür. Babası Mehmet Onur adında bir köy öğretmenidir. İlköğretimini Devrek'te okur, liseye önce Kastamonu'da başlar sonra da Zonguldak'ta bitirir. 1938 yılında " ince hastalığa " (verem) tutulduğu için o yıl okuyamaz. 1941 yılının başında Rüştü Onur'un hastalığı yeniden şiddetlenir. Üç ay Zonguldak'ta hastanede kalır. Bu arada Heybeliada sanatoryumuna da başvurur. 1941 yılının son ayı ile 1942 yılının ilk iki ayını Heybeliada'da geçirir. 1942 Mart ayında sanatoryumdan çıktığında 7 kilo almış ve hastalığı yenmiştir. Tekrar Zonguldak'a döner. İstanbul'dan Zonguldak'a giderken Anafartalar Vapuru'nda Mediha Sessiz adında güzel bir kızla tanışır. Mediha'ya aşkının ifadesi olan duygulu mektuplar ve şiirler yazar. Önce nişanlanırlar sonra da 1942 yılında evlenerek, Beşiktaş'ta Mediha'nın evine yerleşirler. Ne yazık ki bir talihsizlik sonucu Mediha bir karın zarı iltihabı geçirir ve 12 Kasım 1942'de yaşamını yitirir. Bu ölüm Rüştü Onur'a çok fazla gelir. Eşinin ardından adeta canına kıyarcasına hayatına boş verir. Ve sevdiği karısının vefatından sonra ancak iki hafta dayanabilir. 2 Aralık 1942'yi Beşiktaş'ta Şair Leyla Sokağı'ııdaki evinde ciğerlerinden fazla kan gelmesi nedeniyle boğularak ölür. Halen Ortaköy mezarlığında " Boğazın lacivert sularına bakan " bir sırtta eşiyle yan yana yatmaktadır. Verem kurbanı bir genç şair Kelebeğin Rüyası filminde Kıvanç Tatlıtuğ'un canlandırdığı Zonguldaklı şair Muzaffer Tayyip Uslu'nun yayımlanmış tek şiir kitabı olan " Şimdilik ", günümüz şartlarıyla Yapı Kredi Yayınları tarafından tekrar basıldı. Kitapta Muzaffer Tayyip Uslu'nun hayat hikayesi ve kendisinden önce veremden ölen şair arkadaşı Rüştü Onur'un ölümü hakkında yazdığı yazıya da yer veriliyor. 1946'da henüz 24 yaşındayken, şair arkadaşı Rüştü Onur'la aynı kaderi paylaşarak veremden ölen Muzaffer Tayyip Uslu'nun kısacık hayatında yayımlanan tek şiir kitabı Muzaffer Tayyip Uslu Şimdilik. " Şimdilik " in bu yeni baskısında dergilerde yayımlanan şiirleri ve yazıları da yer alıyor. Yoksulluğun, ince hastalığın " kısa kestiği ", gencecik, naif bir şiir, yaşamın yaşamak fiiline değer biçen özüyle şimdi bizi bir kez daha selamlıyor: " Şair harcıâlem şeylere teşbih ve mecazlarla lâyık olmadığı bir değeri vermek için çabalıyan bir sahtekâr değil, bulanık düşünceleri berraklaştıran hakikat arayıcısıdır. Sokakların ellerinden öperim / Bana yaşamasını öğretmişlerdi / Dost olsun, düşman olsun / İnsanlara iyi günler dilerim... "Kaynak: Yeniçağ Gazetesi
GÜNDEMiN SAiRLERi
Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu kitapları Gündemin şairleri Kültür Servisi- Yılmaz Erdoğan'ın şu sıralar gösterimde olan filmi " Kelebeğin Rüyası ", genç yaşta veremden ölen Zonguldaklı şairler Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu'yu yeniden hatırlamak, onları tanımayanları şiirleriyle buluşturmak için iyi bir fırsat. Uslu'nun şimdiye kadar yayımlanmış tek şiir kitabı olan " Şimdilik ", Yapı Kredi Yayınları tarafından tekrar basılarak okurla buluşuyor. 1946'da henüz 24 yaşındayken veremden ölen Uslu'nun kitabının bu yeni baskısında dergilerde yayımlanan şiirleri ve yazıları da yer alıyor. Ayrıca Rüştü Onur'un mektuplarının, şiirlerinin ve resimlerinin ilk kez bir araya geldiği, Yılmaz Erdoğan'ın da önsözüyle katkıda bulunduğu " Rüştü Onur: Mektubun Avcumda " isimli kitap da KAYNAK YAYINLARI tarafından yayına hazırlandı. Cumhuriyet Kitapları'ndan çıkan İrfan Yalçın ın " İlkyaz Ölümleri " isimli kitabı ise Onur ve Uslu'nun yanı sıra, yine veremden ölen dönemin bir diğer Zonguldaklı yazarı Kemal Uluser'in yaşamlarını belgesel roman türünde anlatıyor.Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi
BILSEYDI HATIRLANACAGINI...
Rüştü ölmüş. Demek ki ben artık, 'Rüştü'gelirse şöyle yaparız, böyle yaparız', diye hülyalara dalamayacağım. Demek artık bu şehrin caddelerinde dolaştığımız ve yeni yazdığımız şiirleri birbirimize okumak için deliler gibi sokaklara düştüğümüz günler; bulutu bulut, ağacı ağaç, denizi deniz olarak seyrettiğimiz saatler, sırf şiirden bahsederek sabahladığımız geceler birer hâtıra oldu. Rüştü ölmüş... Ve ben daha şimdiden insanları yorulmadan sokakları yorulan bu küçük şehirde yalnızlığımı hissetmeye başladım. " Bu sözler 22 yaşında veremden hayatını kaybeden şair Rüştü Onur'un ardından yazılmış. En yakın arkadaşlarından birinin, yine şair Muzaffer Tayyip Uslu'nun kaleminden... Haberi yok ki, o da 2 sene sonra aynı illetten vefat edecek. Onları buluşturan şehir Cumhuriyetin ilk yeni ili Zonguldak. 1930'lu, 40'lı yıllardan bahsediyoruz. Yokluk var, ülke fakir. Rüştü Onur, Devrek'li bir köy öğretmeninin oğlu. Şiire, yazıya âşık. Lisede vereme yakalanıyor. Bir süre okumaya ara veriyor, iyileşir gibi olunca yine devam. Fakat bu sefer de ısınamıyor, bırakıyor okulu. Muzaffer Tayyip Uslu'ysa babasının işi vesilesiyle Zonguldak'ta. Kökeni Arnavut. 53 Harbinde Üsküdar'a yerleşmişler. Fakat komiser babanın peşinden önce Mersin'e, oradan Zonguldak'a geçiyorlar... " Ve bir gün Mersin'e veda ettik. / Beş sene, tam beş sene sonra / Annem, ben ve küçük kardeşim / Hepimizde bir yığın hatıra / Bir gün, Mersin'e veda ettik... " Ne iyi ki iki şair de acıyı, sevinci, o sırada yaşadıkları her neyse onu en gerçekçi dille kaleme almayı seçmiş. TÜRKİYE TAŞ KÖMÜRÜ KURUMUNDA ÇALIŞIYORLAR Bu, hem o dönem sık başvurulmayan bir yöntem olduğu için onları farklı kılmış hem de bu sayede o kısacık hayatlarında neler olup bittiğine dair ipucu toplayabiliyoruz. İkisi de Zonguldak'ta memuriyet yapıyor. O zamanki adıyla EKAÎ olarak bilinen Türkiye Taş Kömürü Kurumu'nda çalışıyorlar. Beri yandan da deli gibi yazıyorlar. Başlarında Mehmet Çelikel Lisesi'ndeyken onlara hocalık yapan Behçet Necatigil. İstiyorlar ki adları duyulsun. Dönemin en önemli edebiyat dergilerinden Varlık'a şiirlerini yolluyorlar. Yayınlandığı da oluyor yayınlanmadığı da. Ama pes etmek yok. O kalem ellerinden hiç düşmüyor. Rüştü Onur'un o dönem arkadaşı Salah Birsel'e yolladığı bir mektup var. " Ben ölecek adam değilim " diyor orada. İlk başlarda hastalığını pek de ciddiye almıyor zaten. Verem; teşhis konurken altında aşk, hüzün, acı aranan yegâne hastalık. Yalnız işin şöyle ciddi bir boyutu da var ki; o dönem madende çalışanların çoğunda bu illete rastlanıyor. Rüştü Onur da onlardan biri, hastalığı yine ilerliyor. 1942'de Heybeliada Senatoryumu'na gönderiliyor. 4 ayda 7 kilo alıyor. Hiç fena değil. İyileşecek. Daha Zonguldak'a İbrahim Tığ'ın " Rüştü Onur / Bilinmeyen mektupları ve Şiirleri " adlı kitabı Kaynak Yayın ları'ndan çıktı. Vasiyet ettiği dergi yayında Behçet Necatigil'in Rüştü Onur için yazdığı bir şiir var. " Bir şair yaşamıştı Zonguldak'ta / Adı Rüştü Onur'du / Bilseydi hatırlanacağını / Ölümünden sonra / Memnun olurdu " diyor. Rüştü Onur'un Devrek'te doğduğu evin bulunduğu sokağa adını vermişler. Devrek Cumhuriyet Alanı'nda bir büstü var. 9 sene önce Rüştü Onur Sanat ve Kültür Derneği kuruldu. Ve en önemlisi de şairin " Bir dergi çıkarmak istiyorum. İsmi Şehir olsun " sözünü vasiyet kabul eden şair ibrahim Tığ, 1994'ten beri Zonguldak'ta bu dergiyi yayınlıyor. Bu yazıya kaynak olan pek çok bilgiyi de kendisinden aldım. Muzaffer Uslu sanki hiç yaşamamış İsterdim ki Muzaffer Tayyip Uslu'yu da böyle uzun uzun anlatayım. Ama ona ait bilgi o kadar az ki. 1945te yazdıklarını " Şimdilerde " adlı bir kitapta toplamış. Yakında yeniden yayımlanacak. Kendisinden 3 yaş büyük ağabeyi hâlâ hayatta. 3 yaş küçük kardeşiyse 14 yıl önce vefat etmiş. Ailede, ona ait bir fotoğraf bile yok. Bu iki şairin hikâyesini konu alan Kelebeğin Rüyası filminde onu Kıvanç Tatlıtuğ canlandırıyor. Belki de çoğumuzun aklına Muzaffer Tayyip elendiğinde Kıvanç Tatlıtuğ gibi bir adam gelecek. Buna bir itirazı olmazmış gibi bir his var içimde. Hayat işte, ne garip. Rüştü Onur anısına yayınlanan Şehir Dergisi'nde bu ay, kader arkadaşı Muzaffer Tayyip Uslu'ya dair bir yazı var. Yakın arkadaşı gazeteci Muzaffer Soysal cenazesini anlatmış. " Ama bir cenaze töreni yapıldı ki sormayın. O zamanın valisi, evine bile gitmeye üşenen bir zattı. O gelince bütün hükümet erkanı cenazeye taşındı. Kömür işletmesinin bandosunun arkasından sayısı yirmiyi bulan çelenklerle muazzam bir kalabalığı gören Zonguldaklılar, bir şairin ölümüne şaştılar durdular. Şair ölmesine ölürmüş ama, cenazesi de bir parti reisi gibi kaldırılır mıymış? " Yeğeni Tansev Uslu'nun da bir lafı var. " Amcamdan geriye kalan bir şiir kitabı olduğunu biliyorduk ama bu kadar sahiplenildiğinden haberimiz yoktu " diyor. İnsan hangi şartlarda yaşarsa yaşasın, iyi bir şeyler başardığında bir hatırlayanı çıkıyor galiba. Filmin Londra galasında Yılmaz Erdoğan'a da sordum. " Hiç şüphen olmasın " dedi. " Önlerinde niceleri varken, bu iki şairi seçmek boşa değil. Şiirlerinde yarın mahçup olacakları hiçbir akıma kapılmamışlar... " dönecek. Bindiği Anafartalar Vapuru'nda bir kıza âşık olacak. Kökeni ta Bitlis'teki Şerefhanzadeler'e dayanan bir kıza. Mediha Sessiz'den bahsediyorum. Hikâyesini, kardeşi Sabahat Sessiz, Zonguldak'm yerel gazetesi Bölge Haber'e anlatmış. Hazin aşk öyküsü şöyle: Mediha Sessiz Kandilli Kız Lisesi'nden mezun olur. Karabük Demirçelik Fabrikası'na memur aradıklarını duyar, imtihanlara girer. Kazanır. Gerekli evraklar toparlanır. Baba " İsim var gelemem. Siz gidin " der. Bunun üzerine Mediha Sessiz, annesi, ablası, kardeşleri Şivezat, Sabahat ve Hikmet Anafartalar Vapuru'na binerler. İstikamet Zonguldak. " Çoluk çocuk oldukça kalabalıktık. Bazen beraber geziniyoruz, bazen ablam tek başına dolaşıyor. Velhasıl Zonguldak'a yaklaşıyoruz.'Oturalım'derken ablam genç bir delikanlıyla yanımıza geldi " diye anlatıyor kardeşi. Bahsettiği genç delikanlı Rüştü Onur. " Memnun oldum " demiş anne. Ertesi sabah vapur iskeleye yanaşırken Rüştü ailenin yanına daha sık gelmeye başlamış. Büfeden bir şeyler alıp götürüyormuş. " Zonguldak'ta dayım var. Sizi oraya götüreyim. Biraz nefes alın, sonra gerekli vasıtaya sizi bindiririm " demiş. Kabul etmişler. Rüştü Onur sözünü tutmuş, trene kadar onlara eşlik etmiş. Sonra mektuplaşmalar başlamış. Burada, Türkiye'nin en önemli şairlerinden Salah Birsel'in adım bir kez daha anmadan olmaz. Zira Rüştü Onur'un yazıp çizdiği ne varsa, 1956'da bir kitapta topluyor. Sonrasında bayrağı devralan isim yine Zonguldaklı bir şair ibrahim Tığ. Onun çalışmalarından da bahsedeceğim sonra. Ama hikâye yarım kalmasın... MEDİHA'SI DA AYNI KADERİ PAYLAŞIYOR " Kızım " diye hitap ediyor Mediha'ya. Yalnızlığın ne zor olduğundan tutun da çamaşır yıkadığı için ellerinin parça parça olmasına kadar her şeyi yazıyor. ".... Velhasıl yalnızlık zor şey Mediha. Bunu söylerken sen benim aşçım, çamaşırcım olacaksın demek istemiyorum. Sana sadece bekâr hayatımın gülünç taraflarını anlatıyorum. " Keşke 2 çocuklu mutlu bir sonu olsa bu aşkın. Ama yok işte. Mediha'nın bir gün karın ağrısı tutuyor. Rengi soluyor. Annesi apar topar hastaneye götürüyor. Doktorlar bir şey bulamıyor. Karın ağrıları devam ediyor. Tekrar doktora... " Ağrılarının midenle bir ilgisi yok. Akciğerinle alakalı olabilir. Seni İstanbul'a yollayalım " deniyor. Önce Heybeliada Senatoryumu'na gidiyorlar. (Hatırlarsanız Rüştü Onur aym yerden zaferle ayrılmıştı.) Sıra Mediha'sında. Fakat oradaki cevap da diğerlerinden farklı olmuyor. " Git istirahat et, ağrının ciğerlerinle alakası yok. " Annesi kızını kaptığı gibi İstanbul'a gidiyor. Rüştü Onur da peşlerinden. Kesin olmamakla beraber, o dönem Muzaffer Tayyip Uslu'nun da- IU. J I.- Şair Rüştü Onur ve eşi Mediha Hanım'ın evlilikleri sadece 40 gün sürüyor. Beşiktaş'ta ailesinin yanında olduğu ve Rüştü Onur'un bu gelip gitmeleri sırasında onun evinde kaldığına dair bilgiler de var. Yine o meşhur mektuplardan bir bölüm: " Belki bir akşam üstü aklıma eserse, daha doğrusu gece gece vapur güzel olur da benim de cebimde beş on kuruşum olursa, ertesi gün İstanbul'dayım demek. Sana haber vermeyeceğim. Zaten öyle bir zamanda geleceğim ki o dakikaya kadar bunu ben de düşünmemiş olacağım. Hem ben merasimden hoşlanmam. Bakarsın en ümit etmediğin günde gelivermişim. Daha iyi değil mi? " Öyle tabii ama ya konu komşu duyarsa... Nitekim annesi durumu babasına uçuruyor. Ama iyi niyetle. " Bunlar birbirini çok sevmiş. Çocuk bize gelip gidiyor. Sakın kızma. " Kızmıyor. Kıyamıyor da. " Sürekli gelip gidiyorsun. Zor oluyordur. Gel nikâhınız olsun, sen de bu evin çocuğu ol " diyor hatta. Ve düğün dernek merasimi... Rüştü Onur, Beşiktaş'ta Şair Leyla Sokak'taki Mahmutbey apartmanında eşinin ailesinin yanına taşınıyor. Evin hemen bitişiğinde Mediha'nın babasımn manav dükkânı var. Orada çalışmaya başlıyor. Ama sanmayın ki hayat gayesi içinde şiir unutuldu. O hep var... AĞZI KİLİTLENMİŞ, KAN DOLU... Ama evliliklerinin 40'ıncı günü. Mediha aniden rahatsızlanıyor. Hiçbir şey yiyemiyor, sürekli kusuyor. Dayanılmaz bir ağrı... Bu kadar ipucundan sonra hastalığın ne olduğunu az buçuk anlayanlarınız vardır. Apandisiti patlıyor. İltihap içeriye yayılıyor. Hayatını kaybediyor. Ve Rüştü Onur yıkılıyor... Hikâyenin kalanım da tahmin edebilirsiniz. Yeniden nükseden hastalığı iyice kötüleşir. Sadece 15 gün sonra bir gece, yatağından kalkıp holdeki musluğa ulaşmaya çalışırken fenalaşır. Yere düşer. Ağzı kilitlenmiştir ve kan doludur. Evdekiler seslere uyanıp yanma gelirler. Ama ağzını açmayı akıl edemezler. Böylece o da vefat eder. Eşi Mediha'nın yanına, Ortaköy Mezarlığı'na gömülür. Bitti, bu kadar. Kısacık ömür.Kaynak: Gazete Haber Türk
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















