Yurt Gazetesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yurt Gazetesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Kasım 2013 Çarşamba
VELİ KÜÇÜK'Ü ANLATAN İLK KİTAP
ERGENEKON davasının en çok tartışılan isimlerinde emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ü anlatan ilk kitabı usta Gazeteci Hikmet Çiçek kaleme aldı. Kaynak Yayınları'ndan çıkan ve bugün raflardaki yerini alan "Ben Veli Küçük" kitabında Veli Küçük ile ilgili birçok bilinmeyene yer veriliyor.
Kitapta, uzun yıllardır tartışılan JİTEM'le ilgili ayrıntılı bilgiler yer alıyor. Gazeteci Hikmet Çiçek'in, Ergenekon davası dosyasına Emniyet, Genel Kurtmay, MİT ve birçok devlet kurumundan gelen evraklara yer verdiği; tanık ifadelerini tek tek inceleyerek hazırladığı kitapta Veli Küçük'ün dününe ve bugününe ışık tutuyor.
30 Eylül 2013 Pazartesi
'Cemaat İsterse' Çağdaş'ı alır!

VATAN GAZETESİ muhabiri Çağdaş Ulus, KCK basın davasında hedef alınmasını ve cezaevinde yaşadıklarını kitaplaştırdı. Gazeteci Ulus'un "Cemaat isterse" adlı kitabı raflardaki yerini aldı.
VATAN GAZETESİ muhabiri Çağdaş Ulus, tutuklu kaldığı 268 günü "Cemaat İsterse" adlı kitabında anlattı. Gazeteci Çağdaş Ulus, Fırat Haber Ajansı'nda çalışan bir kişiyle yaptığı haber amaçlı görüşme nedeniyle, KCK basın davasında örgüt üyeliği iddiasıyla tutuklanmıştı. Yaptığı bir haber nedeniyle tutuklanmadan günler önce evinin önüne araçla gelen bazı kişilerin kendisine pusu kurduğunu anlatan Ulus, olay gecesi tesadüfen pusudan kurtulduğunu ve polislerin de buna göz yumduğunu yazdı.
18 Temmuz 2013 Perşembe
İSYAN MAKAMI
İSYAN Makamı, yaşadığımız ateşli günlerin önemli bir sanat eylemidir. Yapıt, Türkiye'nin ve mazlum milletlerin verdiği özgürleşme mücadelesinin tutanakları, toplumsal direnişin isyan makamında bir başkaldırışıdır. Lirik gerçekçi ya da Cahit Külebinin söylemiyle "devrimci romantik Hüseyin Haydar" bu kitabıyla toplumcu şair duruşunu bir kez daha ortaya koyuyor. Toplumsal mücadelenin coşkusunu, şiirin diri sesiyle tarihin içinden yükseltiyor... Ülkeler derin bunalım dönemlerinde, en çok şairlere gereksinim duyar. Mücadeleci şiirimizin sözcülüğünü üstlenen şair, sızlayan, yakınan, kaçkın şiir döneminin bittiğini bir kez daha ortaya koyuyor.
28 Haziran 2013 Cuma
Balyoz'aileleri hasreti kitaplaştırdı

8 baba-kızın hikayesinin anlatıldığı kitap KAYNAK YAYINLARI'ndan çıktı.
YARGITAY Cumhuriyet Başsavcılığında geçtiğimiz gün, 256 sanığın cezasını onanmasının, 67 sanığın mahkûmiyet kararının ve 38 sanığın beraat kararının bozulmasını istediği Balyoz Davası sanıklarından 8 babanın kızlarıyla hikayesi kitaplaştırıldı.
Psikolog Pelin Çınar ve gazeteci Burak Bilge'nin hazırladığı'Babamı Beklerken'isimli kitabın basın tanıtımına katılan Kurmay Albay Hasan Basri Aslan'ın 13 yaşındaki milli buz patencisi kızı Melis, "Herkese anlatıyorum. Çünkü benim utanacak bir şeyim yok. Tam tersine çok gururluyum. Çünkü neden orada olduğu belli. Ve herkes de bunu biliyor. Orada babamın çok yakın arkadaşları var. Babam var. Çoğunu çok yakından tanıyorum. Hiçbiri böyle şeyler yapacak insanlar değil. O yüzden, hani işte babam tutuklu ama, asla utanmıyorum" dedi.
-------------------------------------------------------------
|
21 Haziran 2013 Cuma
Ergenekon Tertibinde Gizli Tanıklar

Ergenekon davasının en önemli dayanağı gizli tanıklardır. Bu tertibi hazırlayanlar, Ergenekon davası kapsamında 60 gizli tanık topladılar ama bunlardan sadece 311 dinlendi. Gizli tanık ifadeleri esas olmak üzere 281. duruşmanın sonunda savcı, mütalaasında sanıkların 64'ü hakkında ağırlaştırılmış müebbet, 96'sı hakkında 7.515 yıl hapis cezası istedi. Gizli tanıklar içinde mesleği olan, eli ekmek tutan bir kişi bile yok! Aralarında koyun hırsızı da var, oto hırsızı da! Kız kardeşinin kızını satan da var, "gayrimeşru âlemde" tanınmak için çabalayan da!
-------------------------------------------------------------
Ergenekon Tertibinde Gizli Tanıklar Kitabını %25 İNDİRİMLİ Satın Almak için Tıklayın;
10 Mayıs 2013 Cuma
Tümamiral Semih Çetin'in kitabına ikinci soruşturma
GENELKURMAY Başkanlığı Askeri Savcılığı, Balyoz davasında 18 yıl hapis cezasına çarptırılan Donanma Komutanlığı Kurmay Başkanı Tümamiral Semih Çetin'in "Bir İhanetin Öyküsü Hasdal'da Bir Amiral" başlıklı kitabı hakkında soruşturma başlattı. Askeri Savcılık, kitabın yayınevi KAYNAK YAYINLARI'na gönderdiği yazıda kitabın hangi tarihte piyasaya sürüldüğünü sordu. Tümamiral Çetin'in kitabı raflardaki yerini alır almaz Askeri Savcılık acilen kitabın kendilerine ulaştırılmasını istemişti. Tümamiral Çetin kitabında Ergenekon ve Balyoz davası nedeniyle Gölcük'teki Donanma Komutanlığfnda yapılan aramalara ilişkin ayrıntılı bilgiler vermişti. Deniz Kuvvetleri'nin ikinci adamı olan Donanma Komutanı Nusret Güner'in istifasına ilişkin ayrıntılı bilgiler de kitapta yer almış ve gündem yaratmıştı.
-------------------------------------------------------------
29 Nisan 2013 Pazartesi
Tarihe açık tanık olmaya var mısınız?
Bir egemenin tarihi vardır, bir de onu devirip kendi gerçeğini yazanların tarihi. Gazeteci Füsun İkikardeş, " Açık Tanık Silivri " adlı kitabında işte o insanların hem simgesel hem basbayağı gerçek karargâhının hikâyesini aktarıyor.
GİZLİ tanık, ıslak imza, operasyon, dalga, " Osmanım ", sehven, sahte delil, telefon dinlemesi, korku imparatorluğu, Ergenekoncu, yeniden kurulacak cumhuriyet... Türkiye, toplumsal sözcük dağarına son 6 yılda bu ve benzeri pek çok sözcük ve deyiş katta. Çoğumuz bu sürece ya basından ya esnaf muhabbetin den ya da yaşayarak tanık olduk. Peki, son bir tanıklığa var mısınız? 8 Nisan sizin gününüz! Gerçeğin tarihini yazanların hikâyesinin elbette bir karargâhı var. Üstelik daha şimdiden orası hak kında başucu kitabı bile var. " Açık Tanık Silivri Nöbet Çadırı " öyle CUlerden, gizli tanık ifadelerinden, polislerin sinkaflı ses kayıtlarından, tutanaklardan söz etmiyor. Silivri Cezaevi önünde " Özel Görevli Mahkemeler Kapatılsın, yurtseverler serbest bırakılsın " talebiyle 9 Eylül 2011'de iki çadırla başlayan sizin nöbetinizden söz ediyor.
Gerçeğin tarihini yazanların hikâyesinin elbette bir karargâhı var. Üstelik daha şimdiden orası hakkında başucu kitabı bile var. "Açık Tanık Silivri Nöbet Çadırı" öyle CD'lerden, gizli tanık ifadelerinden, polislerin sinkaflı ses kayıtlarından, tutanaklardan söz etmiyor. Silivri Cezaevi önünde "Özel Görevli Mahkemeler Kapatılsın, yurtseverler serbest bırakılsın" talebiyle 9 Eylül 2011'de iki çadırla başlayan sizin nöbetinizden söz ediyor.
AÇIK TANIK
Gazeteci Füsun İkikardeş, Silivri Nöbet Çadın'nda yaptığı gözlemlerini ve günlerce aylarca çadırda nöbet tutan vatan nöbetçileriyle yaptığı röportajlan kitaplaştırdı. İkikardeş; Kaynak Yayınlan'ndan şubat ayında çıkan kitabında 500 günü aşkın süredir yaz kış nöbet tutulan ça-dırın kuruluş ve bugüne geliş hikâyesini anlatıyor. Buna kendilerinin deyimiyle "vatan nöbeti" tutan yurttaşların çadırdaki aru defterinden notlan ve çadıra desteğe gelen ünlü sanatçı, sendikacı, hukukçu, siyasetçi, bilim adamı, köylü, işçi, öğretmen ve öğrencilerin mesajlarını da eklenmiş. Aynca çadırın hemen karşısında yatan yurtseverlerin
mektuplan da yer alıyor. İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, CHP Milletvekili Mustafa Balbay, emekli Jandarma Kıdemli Albay Hasan Atilla Uğur, gazeteci Deniz Yıldınm ve Tuncay Özkan'ın mektuplan bunlardan bazılan.
GELECEĞİ YAZANLAR
Gelelim sizin hikâyenize... Yazar, altına yılındaki Ergenekon Davası ve Silivri Cezaevi hakkında hem hukuksal hem insani yaşam (!) gerçeklerini kitabın ilk iki bölümünde özetlemiş. Kitap daha sonra geleceğin gerçeğini yazacak olanların, Silivri'de 7/24 vatan nöbeti tutan yurttaşların hikâyesine geçmiş. Nitekim bunun işareti gibi üçüncü bölümün başlığı şöyle: "Orası Mahkemeyse Burası da Çadır!" açık tanık olmaya var mısın
Bir egemenin tarihi vardır, bir de onu devirip kendi gerçeğini yazanların tarihi. Gazeteci Füsun İkikardeş, "AçıkTanık Silivri"adlı kitabında işte o insanların hem simgesel hem basbayağı gerçek karargâhının hikâyesini aktarıyor.
F Tipi tecridini kıracak ve Amerikan tertibine karşı direnişin simgesi olacak bir yöntem aranır. İşçi Partisi, tutuklu komutanların ailelerinden oluşan Vardiya Bizde Platformu, ADD temsilcileri; Silivri Cezaevi'nin tam karşısına 9 Eylül'de çadır kurma karan alır. 2011'de başlayan nöbet; İzmir, Tekirdağ, Van, Hatay, Denizli, Trabzon, Maraş, Mersin, Muğla ve memleketin her yerinden yurttaş-larla bugünkü noktaya ulaşır. Bat-taniyesi, odunu, kömürü, benzini, sebze-meyvesi, yatağı yorganı, ak-çesi ve duasıyla Anadolu halkı bü-yütür bu eylemi. Tıpkı Kuvayı Milliye'deki gibi millet nesi varsa ondan getirir, gönderir. Bomboş bir arazi üstüne kurulan barınma çadırı, yemek çadırı, tuvaleti, elektriği, temizliği, mutfağı, yağmura çamura karşı zeminin iyileştirilmesi işte bu halkın, kancalar misali yaptığı işlerden sadece bazılan.
KARARGAH
Eylem, gün gelir birilerini rahatsız eder. Çadırın bulunduğu kiralık şahıs arazisinin kamulaştınlmasın- dan sonra çadır eylemcilerinden alanı boşaltmalan istenir. 2012'nin Ocak ayında, iki günlük sürede yeni bir yer bulunur ve kışın ortasında taşınılır. Çadırın yeni yeri, artık cezaevi lojmanlannın karşısıdır. Füsun İkikardeş, dondurucu tipide gece üçlere kadar çadırların, kömür çuvallarının, araç gereçlerin nasıl taşındığını anlatırken; kendinizi bir an o soğukta cephede mermi taşıyan Anadolu .köylüsü yerine koya-bilirsiniz.
500 günde 30 bin kişinin ayn ayn nöbet tuttuğu Silivri Çadın'nın etkisi, adının ötesine geçer. Levent Kırca, Tarık Akan, Suzan Aksoy, Muazzez İlmiye Çığ, Server Tanilli, Kemal Kılıçdaroğlu ve CHFli Milletvekilleri, eski TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk, eski bakanlar, Melih Aşık, Can Ataklı, Yalçın Doğan, Ertuğrul Özkök gibi gazeteciler ve sendikalar için Silivri'deki Duruşma Salonu'ndan önce uğranacak adres burası olur. Tahliye edilen Soner Yalçın, Müyesser Yıldız gibi tutuklu gazeteciler de çıktıklarında ailelerinden sonra buradaki vatan nöbetçileriyle kucaklaşır. Başlarda bir başına kalmış tutuklu komutanlan her duruşma gününde bu nöbetçiler bayraklarla karşılar ve sonra yine Hasdal'a uğurlar. Görüş gününde tutuklu yakınlarını görmeye gelenler, görüşten önce ve sonra bu çadırdadır. Bu umut kapısının etkisi, ulusal ve uluslararası kamuoyuna, vicdanlara öyle uzanır ki; The New York Times bile şöyle yazmıştır: "Her şeyin bittiğini sanıyorduk, meğer bitmemiş."
Ne duruyorsunuz.'
Yazar, 21. yüzyılın büyük direnişine güç ve esin veren nöbet çadırım ve duruşma salonundan bilin-meyen kareleri, diyaloglan çok açık ve akıcı bir üslupla anlatmış. Hayatın içinden öyküleyici bir dil yeğlemiş. Birçok yerde göremeyeceğiniz fotoğraflar da, kitabı renklendiriyor.
-----------------------------------------------------------------------------
Açık Tanık Silivri Nöbet Çadırı Kitabını
%25 İNDİRİMLİ Satın Almak için Tıklayın;
28 Nisan 2013 Pazar
Derin Suskunluklarda Binlerce Kayayı Yerinden Oynatan Şiirler!
Yurt Gazetesi Kültür Eki
Arife Kalender'in Hüseyin Haydar ile röportajı...
Doğu Tabletleri ni okuduktan sonra, hiç kimse, dünyaya dönüp bir şey olmamış gibi, bana ne " diyemez!
Sevgili Hüseyin Haydar, uzun bir aradan sonra yeni kitapların yayınlanır yayınlanmaz, 2012'de üç önemli ödülü birden kazandın: Yunus Nadi, Ahmet Necdet ve TROYA Şiir Ödülü. Şair için ödülün anlamı nedir?
Sadece şair için değil, öbür tüm sanatçılar için de amacını bulmuş her ödülün etkisi olumludur, desteklenmelidir. Amacına ulaşmış demem, verinin ile alanın hedeflerine uygun olsun. Hedefine ulaşan ödülleri, günümüzün fazlaca gürültülü ortamın da, şiire dikkat çekmesi bakımından olumlu buluyorum. Ancak, Türkiye'de ödül kurumlannın belli bir yozlaşmayı yaşadığını, tartışılması gerektiğini vurgulamak isterim.
NEDEN DOĞU?
Sorularımı sondan başa doğru yöneltmek istiyorum. Neden'Doğu'?
Bunun pek çok açıklaması var. Öncelikle diyebilirim ki, Doğu ve Batı kavramlan adına ağır bedeller ekleyen bir ülkenin şairiyiz. Yüzyıllar süren karanlık bir dönemi büyük bir devrimle aşarken Batı'ya yaklaştık. Bu önemliydi, ama çok geçmeden Batı'mn özüne değil biçimine saplalemi etkin.
Tespitiniz doğru. Bir şairi güçlü kılacak hemen her şey Anadolu sandığının içinde var. Yeter ki kapağını açabilelim ve alçak gönüllülükle o değer biçilemez varlıklara uzanabilelim. Anadolu maddi kültür öğeleri nin olduğu kadar manevi kültür öğelerinin de en yoğun olduğu halkların yaşam alanı. Burada çok derin bir insanlık tarihi ile insanlığın binlerce yılda yarattığı söz varlıkları katmanlar halinde, iç içe. Ancak bizim modern şiirimizin bunun hakkını tam olarak verdiğini söyleyebilir miyiz? Benim çabamın belki burada bir anlamı olabilir.
TAZE BELLEK
Şiir kahramanlann oldukça fazla. 'Kuddusi Okkır'ın son sözleri, Bugün Nusret Sanem'i Düşündüm, Balaban Usta Yazıtı, Türkan Saylan Türküsü, Halit Refiğ için 24 Kare'vb... bir çok portre var kitaplarında. Kişiler ve yerler şürlerinde çok yer tutuyor. Bu tavrında unutulan değerleri canlı ve taze tutma kaygısı olabilir mi?
Otuz iki yıl önce yayınlanan ilk kitabım Acı Türkücü'deki şiirleri Toplumsal sorunlar esasında " büyük insanlığın " sorunlarıdır. Bizim mücadelemiz bugün bir milli devrim aşamasıyla sürüyorsa bu büyük insanlığın gelip dayandığı bir yerdir nıp kaldık. Taklitçiliğe düştük... Kendi özümüze yabancılaştık. Öyle ki kendini kendi halkına değil de Batıya sevdirme çabasına düşen şairle rimizin sayısı az değildir. Bu yanlışlıkla Doğu'da yaşayan varlıklarımızı unuttuk İkincisi, devrimci bir amaçla bakarsak, devrin çıkışının şimdi Doğu'da olduğunu görürüz. Doğu mazlumlar coğrafyasıdır ve Doğu bugün, insanlığa söyleyecek sözlerle doludur. Ben de gücümü bu gizil kaynaktan aldığımı sanıyorum. Batı ise aydınlanma gücünü tüketmiştir. Söyleyecek sözü ne yazık ki kalma mıştır. Elbette bir Türk şairi olarak Doğu ile devrimci, aydınlanmaca Ba tı'mn kültür iklimini birlikte içime çekiyorum, ama Söz Doğu'dadır! Söz hakkı Doğu'nundur!. Genel olarak, bir önceki kitabın 'Zor Günlerin Şiirleri'nde de'Doğu Tabletleri'nde de destan söy oluşturan tutumum neyse bugün de aşağı yukarı ayru. Gerçeğin yakıcı yüzü. Hep olgulardan hareket ettim. Olaylardan değil. Olaylar eğer olgu düzeyine yükselebilmişse şiirsel bir alanın açılması söz konusu olur. O günlerde katledilen arkadaşlann (Şa hin Avdın, Kerim Yaman, Osman Kaptan, 1 Mayıs Katliamında öldü rülenler, Dokuz TİFlinin katli, MTA'lı Mahmuf un pusuya düşürü lüşü vb.) gerçekliği ve oluşan ruhbilimsel durum şiirin derin saydamın dan yansıtıldı. Yüceltilmiş devrimci romantizmle bağımsızlık mücadele sinin değişik boyutlarıyla buluşup imgelerde dile gelişi... Yine bugünkü gibi kitlelere korku salan " müesses nizam " a kafa tutuş... Yaşadığı dö nemde olayların ortasındaki şairin işi salt yaşananı yansıtmak değil, yaşa nan sürece katılıp kanayarak, oradan yazmak. Böylesine bir somut ger çeklikten doğuyor insan karakterleri. Yapmak istediğim onlan tek başına birey olarak yaşatmanın ötesinde, onlar aracılığıyla toplumsal özün na sıl ortaya çıktığına işaret etmek. I
UZUN TARİH
Doğu Tabletleri'uzun dizeli, her şiirde farklı temanm işlendiği yoğun şiirlerden oluşuyor. Bir ulu sun uzun tarihi olarak da bakarsak...
Şiir kitabına, yeterli sayıda şiirin bir arada toplanması olarak bakılıyor. Bu çok yanlış. Çünkü her şiir kitabı bir yapıt adayıdır. Her şiir kitabı, belli bir iddiası olan bir yapıt olarak ortaya çıkmalıdır. O zaman kitap okuyucu yu bir yolculuğa çıkanr. Kitap bitti ğinde okuyucu, artık eski okuyucu olmaktan çıkmış, yenilenmiştir. Örne ğin Doğu Tabletleri'nin okuyucusu Doğu Tabletleri'ni okuyup bitirdikten sonra, dünyaya dönüp hiçbir şey ol mamış gibi " bana ne " diyemez!
NE YAPMALI?
'Zor Günlerin Şiirleri'nde taşlan ve coşkun söylem dikkat çekerken, duygu ve düşüncedeki hareketlilik okuyucuyu uyandırıyor. Konuşma ve hitap dilinin kullanılışı söylemi etkili kılarken; tüm şiirlerindeki iletiyi önceleme isteği görülüyor. Şiirindeki ileti, bildiri konusunda neler söylersin?
Nasıl yapmalı da şair, " çözümü şür gerektiren, " toplumsal soruna el atmalı. Bunu bir toplumsal buyruk olarak algılamalı ve işe koyulmalı. Belki de şairin zor anları sıkça yaşadığı bir durum bu. Doğu Tabletleri de bugünün " çözümü şiir gerektiren " bir sorunu ele alır, ancak çözüm masası tarihin içine kumludur. Zor Günlerin Şiirleri'nde ise sorunun çözümü için masanın bugünün içine kurulması, tarihin bugüne çağrılması sağlanır. Bu açılardan bak tığımızda yukarıda Doğu Tabletleri için ileri sürdüğüm iddiayı Zor Gün lerin Şiirleri için de ileri sürebilirim. Bu şiirleri okuyup bitiren kişi sonun da bir değişime uğradığını kesinlikle fark edecektir.
Yunus Nadi Edebiyat Ödülleri töreninde şairlere genel bir çağrı yaptın?
Evet, o gün, şairleri göreve çağırdım, bugün de çağırıyorum. Şairim, diyen kimse elini taşın altına koymalıdır. İşte o zaman, insanlığa dayatılan esaret taşını kaldırıp atmak için elbirliği yapmış olacağız.
-----------------------------------------------------------------------------
HÜSEYİN HAYDAR KİTAPLARI
%25 İNDİRİMLİ Satın Almak için Tıklayın;
24 Nisan 2013 Çarşamba
TSK’ya operasyonun şeması
Balyoz davasından 16 yıl hapse mahkum edilen Deniz Kurmay Albay Ali Türkşen, “Kardak’ta Kahraman Hasdal’da Esir” adlı yeni kitabında “Balyoz davası”, “Kardak Krizi” ve “TSK içindeki yapılanma” gibi konuları anlattı.
HABER MERKEZİ (Caner Taşpınar)- Balyoz davasından 16 yıl hapse mahkûm edilen Deniz Kurmay Albay Ali Türkşen, Kaynak Yayınları’ndan çıkan “Kardak’ta Kahraman Hasdal’da Esir” adlı yeni kitabında Türk Silahlı Kuvvetleri’ni (TSK) Balyoz davası eliyle hedef aldığını anlattığı “komplo merkezinin şeması”nı çizdi.
Ege Denizi’nde 1996’da yaşanan ‘Kardak Krizi’nde SAT komandosu olarak adaya çıkan Kurmay Albay Ali Türkşen, yeni kitabında “Balyoz davası”, “Kardak Krizi” ve “TSK içindeki yapılanma” gibi konuları ele aldı. Türkşen’in raflardaki yerini alan kitabı şimdiden beş baskı yaptı.
MEKTUPLARA DİKKAT!
SAT Komandosu Ali Türkşen, TSK’daki köstebeklere ulaşmak için öncelikle Balyoz davasındaki ihbar mektuplarını incelenmesi gerektiğine dikkat çekti. İhbar mektuplarını cümle cümle inceleyen Türkşen, kitabında şunları yazdı: “TSK'ya kurulan komplonun mimarlarının ABD (CIA eliyle), Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ve F Tipi Cemaat (TSK içindeki üniformalı hainler-Yargıdaki teşkilatlanma-Emniyet teşkilatı içindeki yapılanma vasıtasıyla) olduğu, komplonun kimlere yarar sağladığı değerlendirildiğinde ortaya çıkmaktadır. ABD/CIA bu komploya senaryo temelinde ve Türkiye'deki komplo elemanlarını yetiştirme anlamında destek sağlamış olmalıdır. Komploda etkin rol oynayan ABD/CIA, irtibat grubu elemanları vasıtasıyla senaryoyu koordine etmiş, Emniyet teşkilatı içinde olduğu değerlendirilen komplo elemanlarını da ABD ya da Türkiye'de, isimleri “Bir vatanseverden nasıl terörist üretilir?” ve “Yeni bir ülke inşa yöntemleri” olabilecek kurslarda eğitmiş gözükmektedir.”
Ege Denizi’nde 1996’da yaşanan ‘Kardak Krizi’nde SAT komandosu olarak adaya çıkan Kurmay Albay Ali Türkşen, yeni kitabında “Balyoz davası”, “Kardak Krizi” ve “TSK içindeki yapılanma” gibi konuları ele aldı. Türkşen’in raflardaki yerini alan kitabı şimdiden beş baskı yaptı.
MEKTUPLARA DİKKAT!
SAT Komandosu Ali Türkşen, TSK’daki köstebeklere ulaşmak için öncelikle Balyoz davasındaki ihbar mektuplarını incelenmesi gerektiğine dikkat çekti. İhbar mektuplarını cümle cümle inceleyen Türkşen, kitabında şunları yazdı: “TSK'ya kurulan komplonun mimarlarının ABD (CIA eliyle), Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ve F Tipi Cemaat (TSK içindeki üniformalı hainler-Yargıdaki teşkilatlanma-Emniyet teşkilatı içindeki yapılanma vasıtasıyla) olduğu, komplonun kimlere yarar sağladığı değerlendirildiğinde ortaya çıkmaktadır. ABD/CIA bu komploya senaryo temelinde ve Türkiye'deki komplo elemanlarını yetiştirme anlamında destek sağlamış olmalıdır. Komploda etkin rol oynayan ABD/CIA, irtibat grubu elemanları vasıtasıyla senaryoyu koordine etmiş, Emniyet teşkilatı içinde olduğu değerlendirilen komplo elemanlarını da ABD ya da Türkiye'de, isimleri “Bir vatanseverden nasıl terörist üretilir?” ve “Yeni bir ülke inşa yöntemleri” olabilecek kurslarda eğitmiş gözükmektedir.”
KOMPLO ŞEMASI
Balyoz davası dosyasındaki ipuçlarını değerlendiren ve tutuklanmadan önce TSK’da yaşanılanları aktaran Albay Türkşen’in, bu bilgileri bir araya getirerek oluşturduğu “komplo merkezinin şeması” şöyle:
*Ana senaryo ve koordinasyon grubu: Büyük yalanı tek merkezden yöneten ve faaliyetleri koordine eden gruptur. Muhtemelen CIA'nın hem kendi adamları hem de CIA tarafından yetiştirilen elemanlar bu grupta görevlidir. Kurgudaki Amerikan etkisi kendini en çok bu grubun faaliyetlerinde göstermektedir.
*Bilgi toplama-değerlendirme-yönlendirme grubu: Bu gruba bilgi temin eden iki önemli alt grup F Tipi Cemaatin TSK içindeki üniformalı hainleri ve Emniyet içindeki teşkilatlanmadır. Bu konudaki en büyük başarıyı Donanma Komutanlığı karargâhında elde etmişlerdir.
*Bilgi işlem ve hacker grubu: Büyük yalanın asıl yükünü çeken gruptur. Elde edilen bilgilerin içerisine büyük yalana uygun tali yalanların monte edilmesi ve dijital sahtekârlıkların CD/DVD/harici bellek ortamına aktarılması bu grup tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu grubun da muhtemelen Emniyet içindeki Cemaat unsurlarından oluştuğu, bir kısmının ABD'de özel yetiştirildiği değerlendirilmektedir.
*Mühimmat toplama ve gömü grubu: İki alt birimden oluşan bu gruptaki mühimmat toplayıcıların bir kısmı, özellikle Güneydoğu'da ve Irak'ta kontrol dışında kalan bir kısım malzemeyi temin eden ve günü gelince kullanmak üzere saklayan gruptur.
*Saha elemanları: En aktif ve dinamik gruptur. Bu grubu oluşturan personelin önemli bölümünün genç olduğu değerlendirilmektedir. Ev ve işyerlerine sahte belge, dijital veri, patlayıcı, mermi ve uyuşturucu yerleştirme gibi önceden hazırlık gerektiren faaliyetlerde kullanılan kişilerdir.
*Basın-yayın ve halkla ilişkiler elemanları: Mehmet Baransu, Ahmet Altan, Yasemin Çongar'ın başrollerde olduğu Taraf Gazetesi liderliği elinde bulundurmak üzere belli bazı yayın organlarında komplonun taşeronluğunu yapan elemanlar, TSK'nın içinde yuvalanmış çeteci bir yapılanma konusunda kamuoyu algısının oluşmasına katkı sağlamıştır.
Balyoz davası dosyasındaki ipuçlarını değerlendiren ve tutuklanmadan önce TSK’da yaşanılanları aktaran Albay Türkşen’in, bu bilgileri bir araya getirerek oluşturduğu “komplo merkezinin şeması” şöyle:
*Ana senaryo ve koordinasyon grubu: Büyük yalanı tek merkezden yöneten ve faaliyetleri koordine eden gruptur. Muhtemelen CIA'nın hem kendi adamları hem de CIA tarafından yetiştirilen elemanlar bu grupta görevlidir. Kurgudaki Amerikan etkisi kendini en çok bu grubun faaliyetlerinde göstermektedir.
*Bilgi toplama-değerlendirme-yönlendirme grubu: Bu gruba bilgi temin eden iki önemli alt grup F Tipi Cemaatin TSK içindeki üniformalı hainleri ve Emniyet içindeki teşkilatlanmadır. Bu konudaki en büyük başarıyı Donanma Komutanlığı karargâhında elde etmişlerdir.
*Bilgi işlem ve hacker grubu: Büyük yalanın asıl yükünü çeken gruptur. Elde edilen bilgilerin içerisine büyük yalana uygun tali yalanların monte edilmesi ve dijital sahtekârlıkların CD/DVD/harici bellek ortamına aktarılması bu grup tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu grubun da muhtemelen Emniyet içindeki Cemaat unsurlarından oluştuğu, bir kısmının ABD'de özel yetiştirildiği değerlendirilmektedir.
*Mühimmat toplama ve gömü grubu: İki alt birimden oluşan bu gruptaki mühimmat toplayıcıların bir kısmı, özellikle Güneydoğu'da ve Irak'ta kontrol dışında kalan bir kısım malzemeyi temin eden ve günü gelince kullanmak üzere saklayan gruptur.
*Saha elemanları: En aktif ve dinamik gruptur. Bu grubu oluşturan personelin önemli bölümünün genç olduğu değerlendirilmektedir. Ev ve işyerlerine sahte belge, dijital veri, patlayıcı, mermi ve uyuşturucu yerleştirme gibi önceden hazırlık gerektiren faaliyetlerde kullanılan kişilerdir.
*Basın-yayın ve halkla ilişkiler elemanları: Mehmet Baransu, Ahmet Altan, Yasemin Çongar'ın başrollerde olduğu Taraf Gazetesi liderliği elinde bulundurmak üzere belli bazı yayın organlarında komplonun taşeronluğunu yapan elemanlar, TSK'nın içinde yuvalanmış çeteci bir yapılanma konusunda kamuoyu algısının oluşmasına katkı sağlamıştır.
22 Nisan 2013 Pazartesi
Mit'in Çiller Örgütü Raporu
MİT'İN 1996 tarihli "Çiller örgütü" Raporu ilk kez tam metin olarak bu kitapta yer alıyor. Rapor, MİT Müsteşarı Sönmez Köksal tarafından imzalanarak "Başbakanlığa" "Kişiye Özel" damgası vurularak teslim edilmiştir. Rapor, Tansu Çiller, Fethullah Gülen, Mehmet Ağar, Mehmet Eymür ve Abdullah Çatlı'nın derin ilişkilerini gözler önüne seriyor. Raporun ortaya koyduğu görüşe göre, Çiller Örgütü'nde görev alanların büyük çoğunluğu şimdi Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Fethullah Gülen ile birlikte..
15 Mart 2013 Cuma
Kelebeğin Kanadında İki Şair
Leyla Şahin: iki turna olup gittikleri yerden iki turna olup döndüler
Rüştü Onur, Muzaffer Tayyip Uslu, Kemal Uluser, Zonguldaklı büyük şair Behçet Necatigil'le şiiri ve arkadaşlığı paylaşmışlardır. Bütün bunlar Rüştü Onur'un şanslarıdır. Elbette Rüştü'nün yetenekli bir genç olması arkadaşlıklarının oluşmasını sağladığı gibi pekişmesini de sağlamıştır GENÇ yaşta dünyamızdan aynlan çok şair var. Bir bölümü yaşamın ağırlığını taşıyamadığı için intihar etmiş, bir bölümü yoksulluk ve yalnızlık sonucu hastalanıp ömrünün baharında terk etmiştir dünyayı. Edebiyatımızın şairler defteri bu anlamda bir hayli kabarık: Rüştü Onur, Muzaffer Tayyip Uslu, Orhan Veli, Cahit Sıtkı Tarana, Nilgün Marmara, İlhami Çiçek, Soysal Ekinci, Zafer Ekin Karabay, Kaan İnce, Cenk Koyuncu, Özge Dirik ilk aklıma gelenler. Buna Sivas'ta yakılardan da ekleyebiliriz. Ne acıdır ki bazan mevcut sistem ve iktidarlar şairi ateşe verebiliyor.
KISA VE TRAJİK
1993 Sivas'ında olduğu gibi. Zonguldaklı şair Rüştü Onur, arkadaşı Muzaffer Tayyip gibi, inci hastalığına yakalanıp 22 yaşında ölmüştür. Rüştü Onur'un şiirlerini ve mektuplannı " Mektubun Avcumda " adı altında kitaplaştırarak (kapak, mizanpaj, iç baskı bağlamında ferah bir çalışma yaparak), unutturmamış olan şair Leyla Şahin'le konuştuk. " Mektubun Avcumda " adlı kitabı İbrahim Tığ ile birlikte hazırladınız. Daha önce Rüştü Onur ile ilgili birkaç çalışma yapıldı. Bunların ilki Salah Birsel'in hazırladığı " Rüştü Onur Kitabı " (1956). Sizin çalışmanızın, ondan ve benzerlerinden aynlan tarafları nelerdir? Rüştü Onur'un hayatı kısa olduğu kadar trajik de bir hayattır. Bu kısa ve trajik hayatın umutlu bir yanı var gene de. Şair İstanbul'a uzanabilmiş ve Türk dilinin has şairleriyle arkadaşlık, dostluk oluşturabilmiştir. Salah Birsel, Necati Cumalı, Oktay Rifat, Behçet Necatigil şairin iletişimde olduğu arkadaşlarıdır. Ayrıca Orhan Veli, M. Cevdet Anday ve 40 Kuşağı'nın pek çok şairi bu gencin farkındadırlar. Günün koşullan gereği bu iletişim daha çok mektuplarla gerçekleşiyor. Behçet Necatigil, şairin Zonguldak'tan lise öğretmeni ve arkadaşıdır.
ARKADAŞLIK
Rüştü Onur, Muzaffer Tayyip Uslu, Kemal Uluser, Zonguldaklı büyük şair Behçet Necatigil'le şiiri ve arkadaşlığı paylaşmışlardır. Bütün bunlar Rüştü Onur'un şanslandır. Elbette Rüştü'nün yetenekli bir genç olması, gündem deki edebiyatı yakından izlemesi, sanat / edebiyat sorunlan üzerine düşünmesi ve yazması, arkadaşlıklannın oluşmasını sağladığı gibi pekişmesini de sağlamıştır. Daha önce Rüştü Onur üzerine yapılan çalışmalar şiirlerinin toplamını, şairlerle olan yazışmalarını ve Rüştü için son yıllar yazan şairlerin de eklenmesiyle oluşan bir bütünü içeriyor. İbrahim iki yıl önce böyle bir çalışma yaptı; " Rüştü Onur " 1 anmamış, bilinmeyen mektuplan içeriyor. 1942'de evlenip yalnızca kırk gün evli kalan bu iki gencin daha uzun yaşamalarına hayat izin vermiyor. Evliliklerinden kırk gün sonra Mediha Hanım Mediha Hanımın ölümünden on beş gün sonra da Rüştü Onur dünyamızdan aynhyorlar. Biri 19, biri 22 yaşındadır! Mektuplann yanı sıra Rüştü'nün daha önce yayımlanmamış şiirlerini, fotoğraflannı da içeriyor Rüştü Onur ile Muzaffer Tayyip Uslu 40 Kuşağı şairlerinden olup, bu geniş yelpazede, ömürlerinin kısa olmasından ötürü kalın bir çizgi oluşturamamışlardır elbette adlı kitap bu alanda kapsamlı bir çalışmadır. " Mektubun Avcumda " ise, Rüştü Onur'un sevdiği kadına yazdığı mektuplardır. Rüştü, İstanbul'dan Zonguldak'a dönerken vapurda Mediha Sessiz'le tanışıyor. Mediha Sessiz Beşiktaş doğumlu ve Beşiktaş'ta yaşayan bir ailenin kızı. Lise sonrası memurluk sınavlanna girip kazanmış ve Karabük Demir Çelik Fabrikası'nda çalışmak üzere Anafartalar vapuruyla Zonguldak'a gitmektedir ailesiyle. »
MEKTUPLAR
Karabük'e Zonguldak'tan karayoluyla geçeceklerdir. Bu yolculuk iki gencin aşkını başlatır. İki turna olup uçarlar Zonguldak'a! Bu yolculuktan sonra başlar mektuplaşmalan. işte " Mektubun Avcumda " şimdiye kadar hiçbir yerde yayım kitap. İlk kez ortaya çıkan bu yeni malzemeler bize şairin hayatı hakkında, şiiri hakkında daha ayrıntılı bilgiler veriyor.? Yılmaz Erdoğan, Rüştü Onur ve arkadaşı Muzaffer Tayyip Uslu'nun hayatını " Kelebeğin Rüyası " adıyla beyaz perdeye aktardı. Kitabın raflarda yerini alması, filmin gösterimi ile eş zamanlı tarihe (22 Şubat'a) denk geldi... Siz Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip gibi iki şairin beyazperdeye aktanlmasını nasıl buldunuz; kitabın ilgi görmesinde etkili oldu mu? Hazırladığımız kitabın Yılmaz Erdoğan'ın filmiyle zaman bakımından örtüşmesi işin ticari boyutudur. Sonuçta bir yayınevi ticari bir kuruluştur ve piyasanın koşullarıyla davranmak durumundadır.
EVRAKLAR
Rüştü Onur'un baldızı yani Mediha Hanımın kız kardeşi Sabahat Sessiz, halen yönetiminde bulunduğum Türkiye Yazarlar Sendikası'nın bürosunda, biz iki şaire dosyayı teslim ettiği gün Kaynak Yayınlan'na gittik. Yayınevi önce kendi şiir dosyalanmı getirdiğimi zannetti (Kerem Tarihi ile Tuz Dağlan). Yayınevinin Genel Yayın Yönetmeni Sadık Usta ve çalışma arkadaştan kitapla ilgili yoğun bir çalışmaya başladılar. Kitap bir hafta içinde hazır oldu; bütün aşamalannı takip ettim. Rüştü Onur gibi hayatın zalim davrandığı genç ve yetenekli bir şairin edebiyat dünyamıza yeniden hatırlatılması söz konusu olduğu gibi, bana güvenmiş olan Sabahat Sessiz Hanıma da bir sorumluluğum vardı; kitabın bütün aşamalannda bulundum. Yılmaz Erdoğan'm " Kelebeğin Rüyası " adlı filmin vizyona girmesiyle kitap raflardaki yerini aldı. Hatırlatmaya gerek yok ama söylememde bir sakınca da yok: Yayınevinin bana verdiği iki nüsha telif sözleşmesine elimi bile sürmedim. Bu telif benim hakkım olamazdı.
ÖNEMLİ
Sabahat Sessiz Hanımefendi varken, Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip için çaba gösteren Zonguldaklılar, Devrekliler varken; benim böyle bir şeyi kabul etmem mümkün dolamaz. Edebiyat dünyamız için önem taşıyan bir çabanın içinde oldum ve sonuçlandırdım. Hepsi bu. Yılmaz Erdoğan'ın filmi kuşatıcı bir çalışma. İçerik olarak, biçim olarak yüksek kalitede bir sinema dilme ulaşmış Yılmaz Erdoğan " Kelebeğin Rüyası " nda. Rüştü Onur'u oynayan Mert Fırat ve Muzaffer Tayyip'i oynayan Kıvanç Tatlıtuğ çok başanlı bir oyunculuk sergilemişler. Behçet Necatigil rolündeki Yılmaz Erdoğan'a övgü bile az kalır! Siz bir oyun yazdınız: " Lirik ve Hüzünlü Bir Hayat: Rüştü Onur ". Şair için yazılmış yazılarınız var. 2011'de Kurgu Yayınlan'ndan çıkan " Rüştü Onur " adlı kitapta bir yazınızı hatırlıyorum.
ŞAİR LEYLA SOKAĞI
Rüştü Onur'u çok uzun yıllardan bu yana düşünmekteyim. Gençlik yıllarımdan aklımda " Şair Leyla Sokağı " adlı şiiri kalmıştı. Bu şiiri Cahit Sıtkı'nın " Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan / Gençliğimi yaşamak istiyorum yeni baştan " dizeleriyle birlikte hatırlarım hep nedense. Ayrıca benim gençliğimin de bir bölümü Beşiktaş'ta geçti. Rüştü Onur'la Muzaffer Tayyip'in genç Karabük'e Zonguldak'tan karayoluyla geçeceklerdir. Bu yolculuk iki gencin aşkını başlatır. İki turna olup uçarlar yaşta ölmeleri bir şair olarak içimde sızı bırakmışür hep. Ama ben onlan ve özellikle Rüştü Onur'u 1990'lann başında düşünmeye başladım daha çok. Hem şair, hem insan, hem kadın, hem de anne olarak onun hayatında içimi sızlatan şeyi daha sonraları kavrayabildim. " Şarkısı Yanm Kalmış Bir Şair " adlı yazımı 1990'lann başında yazdım. " Lirik ve Hüzünlü Bir Hayat: Rüştü Onur " adlı oyunu ise şairin 70. Ölüm Yıldönümü'nde hazırladım.? Yürek yakan şürler ve mektuplar yazmış olan Rüştü Onur, 1940 şiirinin önemli bir şairi. Orhan Veli, Oktay Rifat, Necati Cumalı, Melih Cevdet Anday ve Salah Birsel'le aynı kuşaktan geliyor olmasına rağmen, şiir dünyamızda bugüne kadar önemsenmemiş, değerinin anlaşılamamış olmasını nelere bağlıyorsunuz? 40 Kuşağı şairlerini konuşalım kısaca. 1940 Kuşağı Türk edebiyatında ve Türk şiirinde ayn bir yere ve öneme sahiptir. Diyebilirim ki şair ve şiir yelpazesi en geniş kuşaklardan biridir. Bunu yazılanmda, benimle yapılan daha önceki röportajlarda da belirtmiştim. İçinde yer aldığınız 80 Kuşağı şairleri için de bunu düşünür müsünüz? 80 sonrası yazılan şiirde de geniş bir yelpaze görünüyor. Bu belirlediğiniz yer bana anlamlı geldi. Evet, Türk şiirinde iki geniş yelpaze vardır. Bunlardan biri 40 Kuşağı şiiri ise öbürü 1980'lerin şiiridir. Ama önce 40 Kuşağını konuşalım. Garip hareketi (Birinci Yeni) şairleri şiirimize başka bir soluk başka bir eda getirmişlerdir. Orhan Veli, Melih Cevdet Anday, Oktay Rifat bu hareketin temsilcilerinden olup zaman içinde şiirlerini başk ^ bir yere taşıdıklarını görüyoruz. »
ERKEN ÖLÜM
Orhan Veli erken ölmüştür. Ama onun son dönem şiirlerinde bu evirilmenin bu dönüşümün izlerini görüyoruz. Behçet Necatigil, Salah Birsel, Cahit Külebi, Necati Cumalı, Sabahattin Kudret Aksal, İlhan Berk ve daha pek çok şair kendi başına bir okul gibi varlık göstermişlerdir. Garip hareketinin temsilcileri Orhan Veli, Melih Cevdet, Oktay Rifat'la sınırlı değildir elbette. Cahit Saffet İrgat, Suat Taşer, Orhon Murat Anburnu ve daha pek çok şair Türk dilinin en güzel şiirlerini yazmışlardır. Örneğin Cahit Irgat'ın şiiri önemli bir şiir olup üzerinde düşünülmesi gerekiyor ve henüz bu şiir üzerinde bir çalışma yapılmadı. 40 Kuşağı şairlerinin bir başka kanadı toplumcu, devrimci şairlerin oluşturduğu bir delta var. Enver Gökçe, Ahmed Arif, Niyazi Akınaoğlu, Atilla İlhan, Hasan İzzetin Dinamo, Rıfat İlgaz, Ö. Faruk Toprak ve bu kuşağın daha genç temsilcileri olan Arif Damar (Arif Barikat), Şükran Kurdakul. »
DERİNLİKLİ
Rüştü Onur ile Muzaffer Tayyip Uslu 40 Kuşağı şairlerinden olup, bu geniş yelpazede, ömürlerinin kısa olmasından ötürü kalın bir çizgi oluşturamamışlardır elbette. Düşünün Cemal Süreya ilk kitabını 27 yaşında çıkarıyor. Metin Alhok sanıyorum 40 yaşına yaklaşmışta ilk kitabını çıkardığında. Enver Gökçe'nin Ahmed Arifin kitaplan da öyle. Kendi adıma söyleyeyim yayınlanan ilk şür kitabım " Kırlangıç Yıldızı " Enver Gökçe Şiir Ödülü'nü aldığında 33, kitap yayınlandığında 34 yaşındaydım. Rüştü Önur yalnızca 22 yıl yaşamış bir şair. Bu kitapla Rüştü Onur'u daha derinlikli görebiliyorum. Mediha ile Rüştü bu kitapla aramıza döndüler. İki turna olup gittikleri yerden iki turna olup döndüler!
7 Mart 2013 Perşembe
"NE YAPALIM BİZİ DE TUTUKLARLAR"
BALYOZ davasında 18 yıl hapse mahkûm edilen Tümamiral Semih Çetin'in eşi Nilüfer Çetin'le eşinin yeni kitabı "Bir İhanetin Öyküsü" üzerine konuştuk. Nilüfer Çetin, kitabın yazım sürecini ve Balyoz davası duruşmaları boyunca üst düzey komutanlarla aralarında geçen konuşmaları YURT'a anlattı.
Eşiniz Tümamiral Semih Çetin'in öncelikle tutuklanma sürecinden bahseder misiniz?
Eşim, Şubat 2010'da tutuklandı. Gözaltına alınacağını televizyondan öğrendik. İlk tutuklanan muvazzaf su-baylardan üçüncüsü. İlk tutuklamadan bir ay sonra çıktı. Tekrar çağrıldı ve tutuklandı. 3 ay sonra tahliye edildi. 18 Haziran 2010'da 102 kişi hakkında yakalama kararı çıktı; fakat karar kaldırıldı. Sonra Şubat 2011'de tutuklandı ve o günden itibaren toplam iki buçuk senedir cezaevinde.
"Bir İhanetin Öyküsü" kitabını yazmaya ne zaman başladı, yazım süreci nasıl gelişti?
Eşim, ilk girdiği günden itibaren yazmaya başladı. "Yazmak bana iyi geliyor" diyordu. Yaşadıklarını, ilginç olayları ve davaya ilişkin önemli gelişmeleri yazıyordu.
»'SİZ DE BÖYLE DERSENİZ../
CANER TAŞPINAR HABER MERKEZİ
Kitapta, Hasdal'da tutuklu olan komutanların Deniz Kuvvetleri Komutanı Murat Bilgel'e yazdığı mektup ilk kez yayımlandı. Bu mektupta tutukluların ai-lelerine destek olunduğu fakat Donan- ma'daki "işbirlikçilerin" ortaya çıkarılması konusunda herhangi bir çalışma ya-pılmadığından söz ediliyor. O dönemde neler yaşandı?
Ailelere destek gösterdiler ilk za-manlarda.. Eşim ilk tutuklandığında hemen İstanbul'a geldik. O süreçte birlikte çalıştığı Donanma Komutanı araması gerekirken aramadı. "Bir haftadır neredesin, ne oldu, ne yapıyorsun sen?" diye aramalıydı. Bu anlamda eşim hayal kırıklığına uğradı. Donanma Komutanının eşi aradı. Ama onun da aramak için aradığı düşüncesindeyim. Sonra ben çok isyan ettim. Eşim tutuklandıktan sonra eve döndüğümde beni ziyarete geldiler. Önce eşi geldi. Düşüncelerimi kendisine ilettim. O da herhalde Murat Amiral'e (Murat Bilgel) iletmiş. Bu kez o geldi eve. Ellerini açıp "Ne yapayım, elimizden gelen bir şey yok. Bizi de tutuklayabilirler" dedi ve ben çok büyük bir hayal kırıklığına uğradım. Ben de şöyle dedim: "Komutanım siz de böyle diyorsanız biz ne yapalım?" Çok çaresiz hissettim. Çünkü onlar bizim büyüğümüz, bir silah arkadaşlığı var, komutanlann sahip çıkması gerekiyor.
KRAVAT OLAYI...
• Kitapta Semih Çetin bahsediyor. Oramiral Murat Bilgel'in Gölcük Donanma Komutanlığı'nda arama yapan savcılara kravat hediye etmesini nasıl de-ğerlendirdiniz?
Bize çok garip geldi. Hiç hoş değildi. Aramalar yapılıyor, tutuklamalar oluyor. Böyle bir süreçte hiç hoş olmadı. Normal bir ziyaret mi bu? Elbette hayır.
• "Bir İhanetin Öyküsü" kitabı, Donanma'daki bazı kişilerin sahte olduğu belirtilen dijital belgelerin üretilmesinde ve "komplonun" kurgulanmasında rol oynadığı iddiasını öne sürüyor. Bu araştırıldı mı?
KOMPLO İÇERDEN Mİ?
Göstermelik soruşturma yapıldı. Çünkü Donanma'da kalanlara da gözdağı verdiler. "Onları tutukladık sizi de tutuklarız" mesajıydı bu. Mesela Denizci Hakim Albay Onur Uluocak Donanma'daki bu soruşturmayla çok ilgiliydi. Onu da tutuk- ladılar. Kalanlar da bu tutuklamalardan korkuyor elbette. Bu soruşturmalarda ini-siyatif Donanma Komutanfndadır. O, "Ne yapılması gerekiyorsa yapın" emri verirse bu soruşturma çözülür. Eşimin tespiti şuydu; "Bu komployu kuranlar Donanma'daki birilerinden yardım almadan bunu yapamaz." Donanma öyle çok kalabalık bir yer değil.
Kızı evlenirken o içerdeydi!
TÜMAMİRAL Semih Çetin'in eşi Nilüfer Çetin, eşinin tutuklanmasını "Hayatımızın kırılma noktası olarak" tarif ederken kızlarının evliliğiyle ilgili yaşadıkları duygusal anları şöyle anlattı: "O günden sonra her şey değişti. Hasdal'a gitmeye başladık. ilk kez camın ardından konuştuk. O gün gerçekten çok etkilenmiştim. "Camın ardında nasıl dayanacağım" diye düşündüm ama dayanıyorsunuz işte. Birbirimize rol yaptık. O hep şakalar yaptı. Semih, ilk tutuklanıp çıktıktan sonra kızımıza söz yaptık. "Evimizin bahçesinde nişan yaparız" diye düşünüyorduk.
Tekrar tutuklandı... Eşim "Siz yapın" dedi. "Bekledik. 24 Eylül'de nikah yaptık. Damadımızla beraber eşime gittik. Kitabında o günkü duygularını da yazmış. Kitabın taslağını okuduğumda gördüm ve çok duygulandım. Simdi bir bebeğimiz olacak.
Milli Gemi Projesi
İSTANBUL Cumhuriyet Başsavcılığı Tümamiral Semih Çetin'in kitabı yayıma verildikten hemen sonra yani önceki gün yayınevi Kaynak Yayınlarından 'acil1 bir şekilde kitabı istedi. 'Bir ihanetin Öyküsü/ Hasdal'da Bir Amiral' adlı kitap ilginç birçok yeni konuyu barındırıyor. Kitabı okuyunca geçen günlerde tahliye edilen Soner Yal- çın'ın Silivri'de yazdığı 'SA- MtZDAT'ın tadını bir askerin ağzından alıyorsunuz.. 'Balyoz davası emperyalist bir darbedir' diyen komutanın piyasaya çıkan kitabı, bir muvazzaf subayın cezaevinden yazdığı ilk kitap!
SAVCININ BOMBALARI...
Milli Gemi Projesi
... İfademi imzaladıktan sonra avuka-tıma 'Çok uzatmayın avukat hanım, biz ne savunmalar gördük, sonuç değişmedi' de-mişti Savcı Mehmet Berk.... Savcı son bombasını patlattı: 'Avukat Hanım! De-mokrat Parti zamanında ezan tekrar Arapça okunmaya başladı diye ihtilal yaptılar. Ne oldu? Her seferinde daha güçlü olarak halk onları yine iktidara getirdi' diyerek bana döndü: Daha sonra bana sanki başka ülkeden gelmişim gibi 'Siz Yassıa- da'yı bilir misiniz?' diye sormuştu. Cevap vermedim. Sadece alaycı bir ifadeyle Sav- cı'nın gözlerinin içine baktım ve o müthiş nefreti gördüm.
DARBEYİ NE ZAMAN YAŞADI
... Asıl görkemli darbeyi, taraflı dedi-ğimiz mahkemeden bile önce karar vererek, 4 Ağustos 2012 tarihinde, terfi sırasındaki tutuklu 37 amiral ve generalin emeklilik kararma imza atan Yüksek Askeri Şûra üyeleri vurdu. Bunu çıkaracağı bir kanunla hükümet yapabilirdi.
MİLLİ GEMİ PROJESİ...
Materyal olarak Türk Donanması Cumhuriyet tarihinin en iyisiydi ve gerçekten altın çağını yaşıyordu. Son yıllardaki atılımlarla Akdeniz'in en güçlü donanmalarından biri olmuştuk. MÎLGEM (Milli Gemi) ve GENESIS (Milli Gemi Entegre Savaş idare Sistemi Projesi) projeleri sadece Türk kamuoyunda değil, yabancı basın yayın organlarında bile övgüler alıyordu. MILGEM projesinin ilk gemisi TCG Heybeliada 2011 yılında hizmete girecekti. Aklıma yerli bir giyim firmasının televizyonlarda beğenerek izlediğim reklamı gelmişti: 'Bu Türk Deniz Kuvvetleri de artık çok oluyordu.
Sorguda Feneri i sordu: Maç kaç kaç
TÜMAMİRAL Çetin kaynak Yayın-larından çıkan kitabın tasarımını 'TCG Hasdal Ekibi'yle hazırlamış. Kitabın tasarım bölümünde aynen bu ifade var! 'TCG Hasdal', geminin ismi! 'Ekip' de tutuklu subaylardan oluşuyor. Tasarıma baktığınız zaman kitabın kapağı 'Sarı ve lacivert' renk-lerden oluşturulmuş. Çünkü komutan ileri derecede Fenerbahçeli! İşte kitaptan o bölüm:... 'Savcı Bey birkaç dakika ara talep ediyorum' dedim. Savcı, 'Az kaldı Amiralim, bitiriyoruz' dediyse de ben ısrar ettim. Bunun üzerine Savcı bu kez 'Tuvalet mi?' diye sordu. 'Hayır bu akşam Fenerbahçe- Lille maçı var da.' Dışarı çıkıp Umut'a maçın sonucunu sordum. Verdiği cevap bu uğursuz günün en iyi haberiydi. 'Fener 1-0 galip komutanım. Ama maçın bitmesine 6 dakika var.' Çok iyi bir Galatasaray taraftarı olan emir astsubayım 'Fazla sevinmeyin, daha maç bitmedi' der gibi söylemişti bunu, ama olsun...
Kaynak: Yurt Gazetesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









