Milliyet Gazetesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Milliyet Gazetesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ekim 2017 Salı

Homeros’un İzinde İlyada Öyküleri / Milliyet Gazetesi




Troya Savaşları gerçekten oldu. Bu savaşlarla ilgili olarak Egeli halkların belleğinde insanlar ile tanrılar yüzyıllar boyunca
efsaneleşip mayalandı. İşte bu sözlü efsaneleri, İzmirli ölümsüz ozan Homeros, İlyada ve Odysseia adlarında iki mitolojik Kitapta
topladı. Dünya edebiyatının en önemli yapı taşlarından olan bu iki destanla ilgili olarak Batı edebiyatında 50 bin kitap yazıldı! Ya ülkemizde? En iyisi hiç sormayalım!..
Yaşar Atan, işte bu iki destanı, mitolojik öykülere dönüştürdü.

2 Mayıs 2014 Cuma

Malta Yargılaması - Malta’yı sulandırmak


“Ermeni soykırımı”nı savunan lobi, Malta’daki tarihi ve hukuki gerçekleri çarpıtmak için büyük çaba sarf etmektedir. Malta’daki yargılama süreci İngiliz arşivinde belgeleriyle kanıtlıdır. Malta yargılaması lobinin iddia ettiği gibi “esir değişimi yapılarak” kapatılmamıştır. Aksine İngiliz Kraliyet Başsavcılığı, delil bulamadığı için, yargılamayı bugünkü karşılığıyla “takipsizlik” kararıyla sonlandırmıştır.

17 Mart 2014 Pazartesi

EKSİK BİLGİLERİ TAMAMLAMAK


     İhsan Şerif Kaymaz kitabında, İngiltere ve Amerika'nın petrol pazarlıklarım, Abdülhamit'in varisleri meselesini ve Şeyh Sait ayaklanmasının sürece etkisini inceliyor.

     İhsan Şerif Kaymaz'ın ''Musul Sorunu" adlı 600 küsür sayfalık kitabının ikinci baskısı on yıl sonra yayımlandı. Musul meselesi, İngiliz arşivi incelenerek ilk defa bu çapta bir araştırmada ele alınmıştır. Hemen belirtmeliyim: Bu kitabı okumadan tarihteki Musul meselesi üzerine konuşmak kesinlikle yanlış ve eksik bilgilere dayanır. Hatta Lozan müzakerelerini, Kemalist hareketin 'Türkler ve Kürtler' tezinden 'Türkler' tezine geçişini ve bugünkü Kürt sorununun 1920'lerdeki kaynaklarını görmek için bu eser, olmazsa olmazdır.

20 Aralık 2013 Cuma

Türk Devriminin Yayıneviyiz


   1982 yılından beri varlığını sürdüren Kaynak Yayınevi'nin yayın politikasını, sektörde durdukları noktayı, bastıkları ve basacakları kitapları, yayınevinin genel yayın yönetmeni Sadık Usta'yla konuştuk. SELİN SAYAR

23 Eylül 2013 Pazartesi

Gazeteciliği Bırak Oğlum



     Vatan gazetesi muhabiri Çağdaş Ulus, kendisini cezaevine götüren süreci ve sonrasını yazdığı kitapta anlattı. Yaptığı haber amaçlı görüşme nedeniyle KCK üyeliği suçlamasıyla cezaevinde 268 gün kaldıktan sonra tahliye edilen Çağdaş Ulus'un, bir açık görüş ziyaretinde annesiyle geçen diyaloğunun yaşandığı o sahneyi anlatan bölüm, okuyanları duygulandırıyor. Ulus'un kendisini gözaltına almaya gelen polislerle evde yaptığı kahvaltı sahnesini anlattığı bölüm de kitapta yer alan ilginç konulardan biri.

20 Eylül 2013 Cuma

GAZETECİ ULUS HAPİSTE GEÇİRDİĞİ GÜNLERİ YAZDI


Vatan gazetesi muhabiri Çağdaş Ulus, kendisini cezaevine götüren süreci ve sonrasını yazdığı 'Cemaat İsterse' adlı kitabında anlattı.


Yaptığı haber amaçlı görüşme nedeniyle KCK üyeliği suçlamasıyla cezaevinde 268 gün kaldıktan sonra tahliye edilen Çağdaş Ulus, bir açık görüş ziyaretinde annesiyle geçen diyaloğunun yaşandığı sahneyi anlatan bölüm okuyanları duygulandırıyor.

19 Ağustos 2013 Pazartesi

NAZİLERDEN BUGÜNE...


Nazi Almanya’sını yönetenler 6 milyon Yahudi’nin yok edilmesinden ve 50 milyon insanın  savaşta ölmesinden sorumluydular. Nazi liderleri Nürnberg’de savaş suçları mahkemesinde yargılandı.
Mahkeme bir yıldan az sürdü.
Nürnberg’de yargılanan 22 kişiden 11’i ölüm cezasına, 3’ü müebbet hapse çarptırıldı...
Ergenekon davasında 275 sanık Cumhuriyet gazetesine atılan üç el bombası ile Danıştay cinayetinden yargılandılar. Üstelik Danıştay cinayeti sadece bir tek gizli tanığın beyanıyla Ergenekon davasına zoraki eklenmişti.

26 Mayıs 2013 Pazar

Mukaddime yeniden raflarda



     Tunuslu tarihçi Ibni Haldun'un dünya tarihini kaleme aldığı 'Kitâbu'l-İber'in girişi niteliğindeki, modern düşünürler tarafından tarih felsefesi ile sosyoloji, ekonomi gibi sosyal bilimler hakkında yazılmış ilk ve en kapsamlı eserlerden biri kabul edilen 1377 tarihli "Mukaddime"nin Turan Dursun tarafından yapılan çevirisi, KAYNAK YAYINLARI tarafından yeniden yayımlandı.

Tavsiyeler bulunuyor
     Siyaset teorisinden biyolojiye, ilahiyattan kültür tarihine kadar sosyal bilimler ve doğa bilimlerinin birçok alanına değinen "Mukaddime", tarih yazımı konusunda da tavsiyeler içeriyor. 1970'lerde üç bölüm olarak Onur Yayınları tarafından basılması planlanan "Mukaddime"nin ilk bölümü, 1977 yılında Turan Dursun tarafından çevrilmiş, ikinci bölümü çeviren ilhan Erdost'un 12 Eylül Darbesi sonrası tutuklanması ve Mamak Cezaevi'nde hayatını kaybetmesi nedeniyle Dursun bu bölümün de çevirisini üstlenmişti. 1989'da basılan ikinci bölümden sonra, planlanan üçüncü bölümün çevirisi Dursun tarafından bir sene sonra Onur Yayınları'na teslim edilmiş, ancak Dursun'un suikaste kurban gitmesinin ardından kaybolmuştu. KAYNAK YAYINLARI, "Mukaddime" çevirisinin birinci ve ikinci ciltlerini bu kez birlikte, tekrar yayımladı.

----------------------------------------------------------------------------

MUKADDİME I-II %25 İNDİRİMLİ Satın Almak için Tıklayın;








15 Mayıs 2013 Çarşamba

Tutuklu amirale kitap için soruşturma açıldı



Genelkurmay Başkanlığı, Hasdal Askeri Cezaevi’nde bulunan Balyoz tutuklusu Tümamiral Ali Semih Çetin hakkında, yazdığı kitapta “amire hakaret” suçunu işlediği iddiasıyla soruşturma başlatıldığını açıkladı.



Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, halen Hasdal Askeri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Tümamiral Ali Semih Çetin hakkında soruşturma başlatıldığı bildirildi.

Açıklamada, Çetin tarafından kaleme alınan, “Bir İhanetin Öyküsü, Hasdal’da Bir Amiral” isimli kitabın, “amiri konumundaki bir personele yönelik hakaret unsurları içerdiği”nin değerlendirildiği, bu nedenle Askeri Ceza Kanunu’nun 85. maddesinde belirtilen “Amire hakaret” suçunu işlediği iddiasıyla Genelkurmay Askeri Savcılığı’nca Çetin hakkında soruşturma başlatıldığı belirtildi.


-------------------------------------------------------------
Bir İhanetin Öyküsü Kitabını %25 İNDİRİMLİ Satın Almak için Tıklayın;





13 Mayıs 2013 Pazartesi

Askerin savunması bile “suç” oluyor?


Tümamiral Semih Çetin’in yazdığı
“Hasdal’da Bir Amiral” kitabı hakkında soruşturma açılmış.
Askere atılan iftiralar “iddianame” olurken,
askerin savunması bile “suç” oluyor?
* * *
“PKK ile yapılan mutabakat sayesinde artık insanlar ölmüyor”
açıklaması terör belasının PKK’dan kaynaklandığının itirafıdır
Akif Kökçe

Yunus Nadi ödülleri sahiplerini buldu




Cumhuriyet gazetesinin kurucusu Yunus Nadi’nin adını yaşatmak için verilen Yunus Nadi Ödülleri’nde altı dalda 11 ödül verildi.


Cumhuriyet gazetesinin kurucusu Yunus Nadi’nin adını yaşatmak için 1946 yılından bu yana verilen Yunus Nadi Ödülleri, önceki akşam Cumhuriyet gazetesinin 89. kuruluş yıldönümü töreni kutlamaları kapsamında sahiplerine verildi. Bu yıl 67’ncisi düzenlenen Yunus Nadi Ödülleri önceki akşam Polat Towers’da bulunan Yapı Endüstri Merkezi’nde düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Cumhuriyet gazetesinin düzenlediği ve 310 kişinin başvurduğu yarışmanın ödül töreninde 6 dalda 11 ödül verildi.

‘İlkelerden ödün yok’
Törende konuşan Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi Orhan Erinç, Cumhuriyet gazetesinin Atatürk ilkelerini savunmak için 89 yıldır çalıştığını belirterek, şunları söyledi: “Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu atlatması için hem sizlere hem de bizlere büyük görevler düşüyor. 7 Mayıs 1924’te başyazarımız Yunus Nadi’nin ilk günkü başyazısında verdiği direktifi biz çalışanlar olarak sürdürmeye gayret gösteriyoruz ve ilkelerimizden ödün vermeden yayıncılık hayatımızı devam ettiriyoruz.”
Erinç’in konuşmasının ardından ödül törenine geçildi. Sibel Türker, roman dalında “Hayatı Sevme Hastalığı” adlı yapıtıyla layık görüldüğü ödülü İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal’dan aldı. “Öykü” dalında da “Öteki Kışın Kitabı” adlı eseriyle Bora Abdo ödüle layık görüldü. Abdo, ödülünü Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk’ün elinden aldı.

Karikatürün en iyisi
Şiir dalında Seçici Kurul bu yıl ödülü Hulki Aktunç ve Gültekin Emre’nin birlikte yazdıkları “Opus” adlı kitabıyla Arzu K. Ayçiçek’in “Talidomit” adlı kitap dosyası arasında paylaştırdı. “Sosyal Bilimler Araştırması” dalında ödül, Doç. Dr. Hüner Tuncer’in “Metternich’in Osmanlı Politikası (1815-1848)” adlı kitabıyla Mustafa Solak’ın “Atatürk’ün Bakanı Şükrü Kaya ve Cumhuriyet Devrimi” adlı kitap dosyası arasında paylaştırdı. Tuncer ve Solak’ın ödüllerini Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Mehmet Atalay takdim etti.
‘Karikatür’ dalında ise ödül Hicabi Demirci ve Halit Kurtulmuş’un karikatürlerine verildi. “Fotoğraf” dalında verilen ödül ise, Hasan Hulki Muradi ve Ömer Yağlıdere’nin yapıtları arasında paylaştırıldı. Bu dalda da ödülü Cumhuriyet Vakfı Başkan Yardımcısı Alev Coşkun verdi.

-------------------------------------------------------------
Metternich'in Osmanlı Politikası Kitabını %25 İNDİRİMLİ Satın Almak için Tıklayın;



3 Mayıs 2013 Cuma

TBMM gizli zabıtlarında Kürtler




27 Nisan’da bu köşede “Vekiller Heyeti’nin Haziran 1920’de aldığı özerklik kararını” yazmıştım.
Kaynak olarak Prof. Dr. Ayşe Hür’ün “Öteki Tarih II” kitabını göstermiştim.
Bu konuda Hukuk Fakültesi’nden arkadaşım, o dönem İdare Hukuku Asistanı olan Doğu Perinçek’ten bir açıklama yazısı aldım.
Doğu Perinçek “Kemalist Devrim-4 Kurtuluş Savaşı’nda Kürt Politikası” kitabında bu konuyu etraflıca anlatmıştı.
Satırlarını yer durumum kısıtlı olduğu için bazı yerlerini atlayarak yansıtıyorum:
..........................
BMM Vekiller Heyeti, “Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal” imzasıyla Elcezire Cephesi Kumandanlığı’na yolladığı yazıda, “iç ve dış siyasetin gereği” olarak “mahalli idareler kurulması” talimatını vermiştir. TBMM’nin 22 Temmuz 1922 günlü gizli oturumunda okunan talimatın, 27 Haziran 1920 tarihinde gönderildiği, Meclis zabıtlarında kayıtlıdır.
Demek ki, Bakanlar Kurulu konuyu görüşmüş ve uygulamaya geçilmek üzere, “Kürdistan hakkında bir düzenleme” yapmıştır.
........ bu düzenleme altı ay sonra anayasa hükmü olmuştur. 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilatı Esasiye Kanunu, mahalli idareler sistemi öngörmüştür. 1920 yılı Haziran’ında, Kürtlerin oturduğu belli bölgelerde mahalli idare uygulamasına geçmek için, özel bir düzenleme yapıldığı anlaşılmaktadır. Uğur Mumcu da, bu talimatın hükümetçe alınmış “gizli bir karar” olduğunu saptamıştır.
Hükümet kararının “Kürdistan hakkında verilen özel bir talimat” olduğunu, bizzat Elcezire Cephesi Kumandanı Nihat Paşa belirtmektedir.


MADDE MADDE İÇERİĞİ
Hükümet tarafından düzenlenen talimatın birinci maddesi şöyledir:
“1. Adım adım bütün memlekette ve geniş ölçüde doğrudan doğruya halk tabakalarının ilgili ve etkili olduğu mahalli idareler kurulması iç ve dış siyasetimizin gereklerindendir. Kürtlerin oturduğu bölgelerde ise, hem iç siyasetimiz ve hem de dış siyasetimiz açısından adım adım mahalli bir idare kurulmasını gerekli bulmaktayız.”
Talimatın ikinci maddesinde, milletlerin kendi kaderlerini tayin hakkı gereği Kürtlerin Türkiye idaresinde yaşamaya talip olduklarını ilan etmeleri ve mahalli idarelerini tamamlamaları istenmektedir.
Üçüncü maddede ise, “Kürdistan’da Kürtlerin Fransızlar ve hele Irak sınırında İngilizlere karşı silahlı çarpışmalara sevkedilmesi” istenmektedir. Kürtlerin Fransızlara ve özellikle İngilizlere düşmanlığının “değiştirile-meyecek bir dereceye vardırılması ve yabancılarla Kürtlerin anlaşmasına engel olunması” görevi belirlenmiştir. Devamla, Kürtlere, “adım adım mahalli idareler kurulması sebeplerinin açıklanması ve böylece bize yürekten bağlanmalarının sağlanması” talimatı verilmektedir.

GEREKÇE: İÇ VE DIŞ SİYASET GEREĞİ
İç siyasetle kastedilen, Kürtlerin haklarıdır. Nitekim Atatürk, bu talimatın yazıldığı tarihlerde, 1 Mart 1922 günü yaptığı konuşmada, “ırki hukuka, toplumsal hukuka ve çevresel şartlara saygının iç siyasetin esas noktalarından” olduğunu belirtir.
Kürtlerin oturduğu bölgeler için talimatta, “mahalli idareler” yerine “bir mahalli idare” ibaresi kullanılmıştır. Bu bölgelerin kaderini tayin için halk oyuna başvurulmasının kabul edildiği de dikkate alınırsa, özerk bir yönetim kurmak için adımlar atıldığı saptanır.
Talimatta, Kürtlerin oturduğu bölgelerde mahalli idareler kurulması, aynı zamanda dış siyasetten doğan bir ihtiyaç olarak görülmüştür. O dönemde büyük devletler, özellikle İngiltere, Kürtlere özerklikten bağımsızlığa kadar çeşitli vaatlerde bulunuyordu. Milli Hareket’in bu faaliyeti etkisiz kılmak için, “Kürtlere gelişme serbestliği sağlama” kararında olduğunu, Müdafaai Hukuk Cemiyeti belgelerinden ve Amasya Protokolü’nden biliyoruz. Kürtleri Türkiye’ye “yürekten bağlama” ihtiyacı, “mahalli idareler” politikasının temel nedenini açıklamaktadır.
Hükümetin aldığı karar gereği, Musul ve Irak’taki ihtilalci Kürt örgütleriyle ortak çalışma yürütülmüştür. Nihat Paşa, bölgedeki İngiliz ve Fransız denetimine karşı Kürt aşiretlerine silah dağıtmış, hatta Kürtlerin Necef’te geçici bir hükümet ve Meclis idareleri kurmalarını sağlamıştır.
TBMM Hükümeti, bu amaçla Antep Kuvayı Milliye komutanlarından milis albayı Özdemir Bey’i 1922 baharında Revandiz bölgesine göndermiştir.
Yine eski Musul Valisi Haydar Bey başkanlığındaki bir heyete, Kürt liderleri Simko ve Şeyh Taha ile görüşme görevi verilmiştir. Buluşma, 15 Haziran 1922 günü gerçekleşmiştir. Bu görüşmeden sonra Simko, bölgedeki önemli Kürt aşiretlerini toplayarak daha yoğun direniş kararı alır.
1922 yılı başlarından itibaren Musul’da Türkiye yanlısı eğilimin yaygınlaştığı ve Kürt aşiretlerinin Mustafa Kemal Paşa ile gizli temaslarda bulundukları İngiliz raporlarına da yansımıştır.
Milli Mücadele önderliği, İngilizlere karşı Kürt aşiretlerini harekete geçirmekte başarılı olmuştur. 30 Ağustos 1922 zaferinden bir gün sonra bir zafer de Irak cephesinde kazanılır. Özdemir Bey komutasındaki Kürt kuvvetleri Derbent Savaşı’nda İngiliz kuvvetlerini yener ve   18 Eylül 1922 günü  Şaklava ilçesini işgal eder.
Not: Yukarıdaki satırlarda “Özerklik” başta olmak üzere katılmadığım bazı yorumlar sayın Doğu Perinçek’e aittir.


Kaynak: Mlliyet Gazetesi
-------------------------------------------------------------

         
Kurtuluş Savaşı'nda Kürt Politikası "Kemalist Devrim-4" Kitabını %25 İNDİRİMLİ Satın Almak için Tıklayın;









-------------------------------------------------------------

Kemalist Devrim Seti %25 İNDİRİMLİ Satın Almak için Tıklayın;
  1. DİN VE ALLAH
  2. ALTI OK
  3. KURTULUŞ SAVAŞI'NDA KÜRT POLİTİKASI
  4. KEMALİZMİN FELSEFESİ VE KAYNAKLARI
  5. ATATÜRK'ÜN CHP PROGRAM VE TÜZÜKLERİ
  6. TOPRAK AĞALIĞI VE KÜRT SORUNU









23 Nisan 2013 Salı

‘Komutanlar kendi iplerini çekti!’



Poyrazköy davası sanıklarından Deniz Kurmay Albay Ali Türkşen, Hasdal Cezaevi’nde 2. kitabını kaleme aldı. Türkşen kitabında Balyoz duruşmalarındaki bazı komutanların davranışlarını eleştirdi.



Balyoz davasında 16 yıl hapis cezasına çarptırılan ve aynı zamanda Poyrazköy davasının sanıkları arasında yer alan Deniz Kurmay Albay Ali Türkşen, tutuklu bulunduğu Hasdal Askeri Cezaevi’nde ikinci kitabını yazdı. 17 yıl önce Yunanistan’la yaşanan Kardak krizinde adaya çıkanSAT komandolarından biri olan Türkşen, “Kardak’ta Kahraman Hasdal’da Esir” adlı kitabında, Balyoz duruşmalarında üst düzey bazı komutanların davranışlarını eleştirerek, “Silah arkadaşlığının en üst seviyede sürdürülmesi gereken bir kurumda, mahkeme salonlarında yaptıkları savunmalarla, kendilerine olan güveni ve saygıyı sarsan, hatta yok eden bazı üst düzey komutanlar, adeta rütbe ve makamına uygun olmayan sözleriyle kendi iplerini kendileri çekmişlerdir” dedi.


‘Komplo çetesi’
Türkşen TSK’da disiplin anlayışının da değiştiğini anlattığı kitabında yargılanan komutanların duruşmalardaki tavırlarını eleştirdi. Türkşen, şunları yazdı:
“(...)TSK bu süreçte disiplin anlamında da önemli yaralar almış, bu yaraya sebep olanlar da yine TSK’nın geleneğine aykırı hareket eden kendi personeli olmuştur. Silah arkadaşlığının en üst seviyede sürdürülmesi gereken bir kurumda, mahkeme salonlarında yaptıkları savunmalarla, kendilerine olan güveni ve saygıyı sarsan, hatta yok eden bazı üst düzey komutanlar, adeta rütbe ve makamına uygun olmayan sözleriyle kendi iplerini kendileri çekmişlerdir. Bu anlamda tutuklu personel arasında Hasdal ve Silivri’de olmayı hak etmeyenler vardır ve bu personelin komplo çetesi tarafından iyi tespit edilemediği değerlendirilmektedir.”

‘Mahkemeye methiyeler’
Albay Türkşen, “TSK’nın disiplin ve onur anlayışına en büyük zarar veren gruplar ve hareketleri” başlığı altında da duruşmadaki bazı askerlerin tutumları şöyle sıraladı:
-  Mahkeme heyetine şiirler yazan, methiyeler düzenler.
-  Dini inancını öne çıkararak adaletten medet uman, ‘Ben de sizdenim’ havası yaratmaya çalışan “mütedeyyin” vasıflılar.
-  Davada yargılanan bir diğer silah arkadaşını/komutanını suçlayarak kendini aklamaya çalışan, “Ben yapmadım, ama o yaptıysa bilemem” diye savunma yapanlar.
-  2010 yılı Şubat ayındaki ilk tutuklamaların ardından Hasdal’da 4 ay tutuklu kalan, 102 kişilik yakalama listesinde adı bulunan, ancak hapisten çıktıktan sonra “Ben bir daha hapse girmeyeceğim” diyerek “nefesi kuvvetli bir hoca” bulan, davanın ilerleyen safhasında önce tutuklanmaktan kurtulan, ardından da hakkında beraat kararı çıkartmayı becerenler.
-  Önemli sayıdaki sanık avukatı adaletsizliği protesto ederek mahkeme salonuna dahi girmezken, avukatını zorla salona sokan, son savunmasını yapan, her duruşmaya takım elbise-kravatla gelerek, karar sonrasında iyi hal indirimi almaya razı olanlar.
-  Bu gruplar içinde en anlaşılmaz olanları da son gruptakiler oluşturmaktadır. Bir insan işlemediği bir suç için neden iyi hal indirimine razı olur, anlamak mümkün değildir. Acaba bu silah arkadaşlarımız işlemedikleri bir suç için 16 yıl yerine 13,5 yıl hapis yatmayı içlerine nasıl sindirebilmişlerdir?

Esra ALUS
Kaynak: Milliyet Gazetesi

7 Mart 2013 Perşembe

YARIM KALAN BİR AŞK ŞİİRİ


     ‘Kelebeğin Rüyası’nı izlediğimden beri, Rüştü Onur ile Muzaffer Tayyip Uslu benimle beraber gittiğim her yere geliyor sanki

Evet, etkileyici bir hikayesi var Yılmaz Erdoğan’ın ‘Kelebeğin Rüyası’nın... Evet, dünya çapında oyunculukları... Hele Kıvanç Tatlıtuğ’la Mert Fırat, ikisi tam da ‘şiir gibi’ oynuyor karşılıklı. Görüntüler müthiş, Gökhan Tiryaki’ye ne desek az. Yedi yıllık emek kendini gösteriyor, her şeyiyle çok özenli, birinci sınıf... Ama asıl önemlisi, bir duygusu var ki filmin, o insanı terk etmiyor sonrasında... Şöyle ki, filmi izlediğimden beri Rüştü Onur ile Muzaffer Tayyip Uslu benimle beraber gittiğim her yere geliyor sanki.
Zonguldaklı iki şair, Onur ile Uslu... Hocaları, Behçet Necatigil ki filmde onu da Yılmaz Erdoğan oynamakta. İki arkadaş, iki güzel delikanlı. Hep de öyle kalmışlar, çünkü birinin yaşamı 1920-1942 arasına sıkışmış, diğerinin 1922 -1946... Kelebeğin ömrü kadar... Gencecik yaşta verem alıp götürüyor ikisini de... ‘Kelebeğin Rüyası’ bu iki delikanlının, Turgut Uyar’ın Rüştü Onur’un arkasından dediği gibi “Dünyayı şiirden seven” iki çocuğun hikayesini anlatıyor.
Ama ben bugün Rüştü Onur’dan söz edeceğim daha çok. Çünkü Onur’un mektupları ve şiirleri elimde... Kaynak Yayınları’ndan çıktı, kapağında filmde Onur’u oynayan Mert Fırat’ın duvarlara şiir yazdığı sahne var. Rüştü Onur, hastalığının tedavisi için geldiği İstanbul’da Mediha Sessiz diye bir genç kıza aşık olmuş. Mektuplar ona... Öyle dokunaklı ki... 22 yaşında “Allah nesi varsa esirgemiş benden” diye isyan edip hemen ardından, “Acı patlıcanı kırağı çalar mı hiç?” diye de avutuyor kendini... Sitemleri var, çocukça, aralarındaki uzaklık kırılmalara yol açtığı zaman. Diyor ki: “Mediha Sessiz Hanım her ne kadar Rüştü Onur’a inanmadığını iddia etmişse de, işbu iddianın huzurumuzda kurulan fevkalade mahkemede yalan olduğu anlaşılmağla mumaileyhe ceza olarak uzun mektup yazması tebliğ olunur. Reis: Zeka, Aza: Kalp, Aza: Gönül, Aza: Ruh.”

Naif ve olgun satırlar
“Sana anadan üryan geldim” diye söze başlayıp “Nişanlın, kocan, sevgilin! Sen ne dersen de. Manton, eşarbın gibi senin olan bir şey” diyebilen, sevmekten, birine ait olmaktan korkmanın moda olduğu bir çağda büyüklüğüyle ürküten yüreği var... “Hayat! İki yanı salkım söğütlerle gölgelenmiş namütenahi akan bir nehir. Ben artık yalnız kürek çekmekten usandım. Bana arkadaş olur musun?” gibi naif ve olgun satırları... Bir yandan o küçücük yaşta yaşam nehrinde kendine yoldaş ararken ölümün nefesini de hep hissedişi...
Zaten, okuduğumuz satırlar 1942’ye ait... Aşkın filizlenişi... Nişan, evlilik, Mediha ve Rüştü’nün
15 gün arayla yaşama veda edişi... Hepsi hepsi sekiz ay. 19 Mart 1942’de yazılıyor ilk mektup...
12 Kasım 1942’de ölüyor Mediha...
2 Aralık’ta da Rüştü... Bu kadar.
Bütün gelecek hayalleri, sinemada, tiyatroda, sokakta hep el ele olmak olan, “Benim babam annemle 24 yıldır evli, bir gün bile bıkmadı, ben o babanın oğlu değil miyim?” diyen güzel yürekli çocuk, şu satırları yazıyor: “Bir avuç toprak sana / Bir avuç toprak bana / Dünyada değilse de / Mezarlıkta yan yana.” Mediha’yla Rüştü Ortaköy Mezarlığı’nda yan yana yatarlarmış... Mektubunun birinde güller istiyor mezarına... En çok gülleri seviyor...
Yılmaz Erdoğan, önsözünde “Siz ve biz artık ebediyen akrabayız” diye sesleniyor Rüştü ile Mediha’ya. Ve bu filmi çifte gecikmiş düğün hediyesi olarak sunuyor... Bilmem mutlu olurlar mıydı, 70 yıl sonra insanların aşklarını izleyeceğini bilseler... O aşkı yaşamış olmayı tercih ederlerdi herhalde... Yine de güzel hediye, çok güzel... Bir buket gül gibi... Bir de şiirinden parça yazayım, Zonguldak’a yazdığı bir şiir... Yarım kalmış bir şiir, hayatı gibi:
“Nedense balık yerine / Yıldız yüzer / Bizim sahilde geceleri... / Ve mavnalar körkütük sarhoştur... Ve nedense bu deniz şiiri, / yıldız, balık pulu, yosun / Satılamadığı için bu kasabada / Yarım kalmıştır.”


Kaynak:  Milliyet Cadde

"KELEBEĞİN RÜYASI'NIN ŞAİRİ" MEKTUBUN AVUCUMDA'YLA DA ÖLÜMSÜZLEŞİYOR!


     Rüştü Onur, 1920’de doğmuş 1942 yılında hayata veda etmiş bir şairimiz. Kısacık bir ömür yaşamış ama yürek yakan mektuplar ve şiirler yazmış.

Rüştü Onur’un Muzaffer Tayyip Uslu’yla yarenlik ederek geçirdiği 22 yıllık ömründe kaleme aldığı özlemlerinin ve Mediha’ya derin aşkının ürünü mektupları, şiirleri ve resimleri 70 yıl boyunca gözlerden uzak kalmış.

‘Kelebeğin Rüyası’na konu olan Rüştü Onur’un karısına yazdığı hususi mektuplarının yanı sıra bilinmeyen aile arşivinde kalmış şiirleri ve özel fotoğraflarının tamamı, Kaynak Yayınları tarafından ilk kez bir araya getirilmiş.

Filmin önemli sahnelerinden birini kapağında kullanan bu özgün eser, Garip Şiiri’nin önemli temsilcilerinden sayılan Rüştü Onur’u ve o dönemi daha iyi anlamak adına dikkate değer bir çalışma.

Filminde, şair yanını konuşturup ‘Şiiri yayımlanmayan her şair dergi çıkartmak ister’ gibi yazın dünyasına yönelik gerçekçi saptamalar yapan Yılmaz Erdoğan’ın ‘önsöz’le katkıda bulunduğu ‘Rüştü Onur Mektubun Avcumda’ kitabı, Ortaköy mezarlığında ‘Boğazın lacivert sularına bakan’ bir sırtta eşiyle yan yana yatan Rüştü Onur’un duygu seline kapılmak ve hayatla ölümü bir arada hissetmek isteyenlere tavsiye edilir.

Hem belki böylece kaçınılmaz ölümü kabullenmek zorunda kalan, ancak yüreklerinde yaşam özlemiyle isyanlar taşıyan Rüştü’nün ve Muzaffer’in ölümle uyandıkları rüyanın özüne varmak daha kolaylaşır! Filmleri izlemek kadar okuyarak hissetmek de güzeldir.


Kaynak:  Milliyet Gazetesi

YILMAZ GÜNEY


Prof. Şehmuz Güzel'in ilk baskısı 1994 te yapılan "İnsan Yılmaz Güney" kitabı Kaynak Yayınevince yeniden basıldı.
Kitap Yılmaz Güneye yol arkadaşlığı yapmış ünlü-ünsüz kişilerin tanıklığından oluşuyor. İkinci eşi Nebahat Çehre, O nu anlatıyor: "Yılmaz, Adana'da sinemalara film taşıyan bir çocukken izlediği filmlerden sonra notlar tuttuğunu anlatırdı. Ve bileyim, Ayhan Işık'ın şu filminde seyirci şu sahnelerde alkışladı. Seyirci¬nin tepkisini, çocuk yaşında tespit eden biri elbette büyük sinemacı olacaktı..." Hapishanelerden eşi Fatoş Güneye 178 mektup yazmış. Birinde diyor ki:
"Asıl hapishane insanın kafasında yarattığı hapishanedir. Hayatı sınırlayan hapishane odur ki, ilk fırsatta yıkılmalıdır... Hapis olan benim fiziğim, kafam hapis değil onu kimse durduramaz..."
Yol filmi Fransa'da büyük gişe yapar. Duvar beklenen etkiyi göstermez. Yılmaz para sıkıntısı çeker. Ama her dara düşen onun kapısını çalar. Yılmaz borca da batsa kimseyi eli boş çevirmez. Dostu Bekir Yunus ona bu bonkörlüğün sebebini sorduğunda:
Biz onlara parasız olduğumuzu anlatamayız, der...

M- ŞEHMUS GGZEL
İnsan Yılmaz Güney
Yılmaz Güneyin sineması da, bilinci de. gönlü de zengindi... Ama ah o tabanca merakı...



Kaynak:  Milliyet Gazetesi

GÜNÜN KİTABI - BİR İHANETİN ÖYKÜSÜ

Tümamiral Semih Çetin, Balyoz Davası’nın hem Hasdal’da hem de TSK’nın en üst kademesinde nasıl karşılandığını, kendi tanıklığıyla anlatıyor. Balyoz Davası’nı ilk kez bir amiralin gözünden okuyoruz. Donanmanın kurmay başkanı da olan Tümamiral Çetin, kitabında, yaşadıklarını ve komutanlarla görüşmelerini de ayrıntısıyla kaleme alıyor.