Vatan Gazetesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Vatan Gazetesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Eylül 2013 Salı
ESKİDEN BAHANE ‘MEDENİYET’Tİ, ARTIK ‘DEMOKRASİ!’
Son bir aydır Mısır’la yatıp, Suriye’yle kalkıyoruz... Yine bebekler kimyasal silahlarla katlediliyor, meydanlarda toplu cinayetler işleniyor! Ve bu kıyımları önlemek için dünya, ABD’nin önderliğinde bir devletler topluluğunun olaylara müdahale etmesini bekliyor. Komşumuz Suriye’ye, belki bizim de yer alacağımız bir “uluslararası güç”ün müdahale etmesi an meselesi...
KİLİT ADAMDAN DAKİKA DAKİKA SUİKAST NOTLARI!
“Alparslan Arslan, saat 09.30’da Danıştay binasına girdi. Çantasındaki silah, dedektöre yakalandı ama görevliler dikkate almadı.
Doğruca, Danıştay 2. Daire üyelerinin bulunduğu odaya girdi.
Bir an üyelerin yüzlerine baktı ve sonra ardı ardına kurşun yağdırdı. Üye hâkim Mustafa Yücel Özbilgin şehit oldu...”
Bunları hepimiz biliyoruz...
Ya öncesi?
Ve hatta sonrası!
Ergenekon Davası’nın “en uzun süre tutuklu bulunan” sanığı Oktay Yıldırım, Danıştay Suikastı’nı dakika dakika belgeleyen baz istasyonu kayıtlarının izini sürmüş, telefon görüşmelerinin içeriğine ulaşmış...
Hatta Cumhuriyet Gazetesi’ne konulan bombaların, kimler tarafından nasıl temin edildiğini, nasıl taşındığını krokilerle kanıtlamış...
Sonra da tüm bu bilgileri, okurken insanı soluksuz bırakan bir kitapta toplamış...
33 yıl 10 ay!
Oktay Yıldırım, Ergenekon Soruşturması’nın başlamasına neden olan meşhur “Ümraniye’deki bombalar”ın sahibi olduğu öne sürülen kişi...
Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu... 2005 yılında malulen emekli olmuş...
Sonra da Kuvayi Milli Derneği’nde Kurucular Kurulu Üyeliği ve İstanbul İl Başkanlığı görevlerinde bulunmuş...
Ümraniye’deki bombalar nedeniyle 12 Haziran 2007’de tutuklandı ve 5 Ağustos 2013’te açıklanan kararla 33 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı!
Yıldırım bundan önce de “Ergenekon Bombalarının Sırrı”, “Savaşmadan Kaybetmek” ve “Mehmetçik, Tarihsel ve İdeolojik Kökeni” isimli üç kitaba imza attı...
Kitaptaki krokileri hazırlayan ve en son duruşmada bu ilişkileri tek tek mahkeme heyetinin önünde anlatan Avukat Zeynep Küçük, “sunum” yazısında bakın neler söylüyor:
“Her şey, 12 Haziran 2007 tarihinde bulunduğu iddia edilen ‘bomba’ hikayesiyle başladı.
Bu yalandan yola çıkarak hepimize bir cinayet masalı anlatıldı. Bu masal o kadar çok ve ısrarla tekrar edildi ki beyinlerimiz onların yazdığı senaryoya aldandı ve çoğumuz da inandırıldık.
Onların hikayesinin ilk ve esas kahramanlarından biri olan, sözde bombaların sahibi olduğu iddia edilen Oktay Yıldırım’ı duruşma salonunda ilk dinlediğimde hikayeyi yanlış kişinin üzerinden kurguladıklarını anlamıştım.
Titizliği, detaylar üzerindeki hakimiyeti ve mantığıyla komployu daha ilk günden ortaya çıkarmıştı.
Bu kitap da aynı titiz ve duyarlı zekanın ürünüdür. (...)
Bu kitapta katilin cinayete nasıl hazırlandığına, gün be gün nasıl efsunlandığına şahitlik edeceksiniz.
Bu kitapla, yıllardır bize Ergenekon adı altında ezberletilmeye çalışılan cinayet senaryosunun gerçek ‘esas oğlanları’nın kim olduklarını öğreneceksiniz.
Yıllardır esaret altında tutulan onlarca saygın vatanseverin üzerine sürülmeye çalışılan cinayet lekesini kurgulayanların ve bu kurguya taşeronluk edenlerin gerçek yüzlerini bu kitapta göreceksiniz.
Yalan çoktur ve çoğaltılabilir; oysa hakikat tektir ve güçlüdür.
Bu kitapta hakikatin gücüne tanıklık edeceksiniz.”
6 Ağustos 2013 Salı
ERGENEKON KİTAPLARI

Ergenekon'da bugün büyük bir olasılıkla karar günü... Çok sayıda gazetecinin, yazarın, siyasetçinin, subayın, hukukçunun, bilim insanının ve sivil toplum örgütü yöneticisinin yargılandığı Ergenekon Davası, kimilerine göre "derin devlete vurulan" en büyük darbe... Kimilerine göre de "gerçek derin devlet'in muhalifleri tasfiye etmek için kurduğu bir tezgâh! Ergenekon Davası, yayıncılık alanında da yeni bir çığır açtı.
10 Temmuz 2013 Çarşamba
HASDAL' DA FUTBOL TAKIMI KURDUK

BALYOZ tutuklusu Albay Mustafa Önsel Silivri Cezaevi'nde kitap yazdı. Beşiktaş'ta Sırtlan Pususu adlı kitabı KAYNAK YAYINLARI'ndan çıkan Önsel, tutuklanma, yargılama süreciyle birlikte yakın tarihin olaylarını da ele aldı. Kitapta cezaevi şartlarına alıştıktan sonra düzenli olarak spor yaptığını anlatan Önsel, cezaevindeki askerlerin en büyük tutkusunun futbol oynamak olduğunu söyledi. Kendisinin de futbol tutkunu olduğunu belirten Önsel, altışar kişilik takımlar kurup maç yaptıklarını söylüyor. Tümgeneral İhsan Balanlı'nın tek başına maç kazandırdığını ve bu nedenle O'na Hasdal'ın Hagi'si ismini verdiğini anlattı.
YETİM DEĞİL AMA BABASIZ!
Balyoz Davası'yla ilgili çok kitap yazıldı ve ben de önemli bir bölümünü okudum. Asker sanıklar, başlarına gelen her şeyi ve uğradıklarını düşündükleri haksızlıkları sayfalara döktüler; bu kitaplar da toplum tarafından büyük ilgi gördü.
Genç psikolog Pelin Çınar ile gazeteci kardeşim Burak Bilge yorucu bir çalışmayı göze almış ve bu kez davanın sanığı olan sekiz asker baba ile onların kızlarının hikâyesini araştırmış...
13 Mayıs 2013 Pazartesi
Urfa sevdalısı kalemden kavruk toprak öyküleri…
Mehmet'i ben de çoğunuz gibi PKK, Hizbullah, El Kaide, aşiretler ve kaçakçılık üzerine yazdığı yazılardan, yayınladığı kitaplardan tanıdım. Zamanla en yakın dostlarımdan biri oldu.
Bu iki kitap, bildiğimiz "gazeteci" Mehmet Faraç'ın, yüreğinde ciddi bir "öykücü" büyüttüğünün kanıtı…
Öyle bir öykücü ki; bütün öykülerin içinde hem var, hem yok!
Ve öyle öyküler ki, dibine kadar yaşanmış…
Klasik öykü kalıbından çıkarak yazılan bu öykülerde çoğu zaman "nefis bir röportaj" tadı alıyorsunuz.
Bildiğiniz tek şey, anlatılan hiçbir şeyin "kurgu" olmadığı…
Bu iki kitap bana "yürüyüş arkadaşım"ın sadece Urfalı olmadığını, çok iyi bir Urfalı olduğunu da öğretti.
Henüz bilmiyor ama şimdi en büyük planım, Urfa'ya yapacağı bir geziye beni de götürmesi için kendisini ikna etmek…
Çünkü daha önce defalarca gidip gezdiğim bu binlerce yıllık kenti, bir de onun rehberliğinde"hissetmek" istiyorum…
Kısacası… Ellerine sağlık sevgili dostum; seninle Urfa'yı sevmek, çok güzeldi!
ÖLÜ AKREPLER ZAMANI / YAĞMUR BEKLEYEN KADINLAR
(Kötüler Mahallesi 1-2) (****)
Türü: Öykü
Yazan: Mehmet Faraç
Yayımcı: Kaynak Yayınları
Baskı tarihi: 2013, Mart
Sayfa sayısı: Ölü Akrepler Zamanı 150, Yağmur Bekleyen Kadınlar 167,
Fiyatı: 10'ar lira
Kişisel not: Yazar meslekteki yakın arkadaşlarımdan biri… Aynı zamanda yürüyüş arkadaşım. Ancak bu arkadaşlık ona yaramadı; çünkü kitaplarını bir ay önce okuduğum hâlde "torpil" yaptığımı sanmasın diye bunca zamandır yazmadım.
VATAN
-------------------------------------------------------------
Ölü Akrepler Zamanı Kitabını %25 İNDİRİMLİ Satın Almak için Tıklayın;
-------------------------------------------------------------
Yağmur Bekleyen Kadınlar Kitabını %25 İNDİRİMLİ Satın Almak için Tıklayın;
10 Mayıs 2013 Cuma
Balyoz’un kitabına da soruşturma!
Balyoz davasında tutuklu yargılanan Tümamiral Semih Çetin yaşadıklarını ‘Bir İhanetin Öyküsü’ adıyla kitaplaştırdı. Askeri savcılık kitap hakkında soruşturma başlattı.
Balyoz Davası’ndan 18 yıl hüküm giyen ve Hasdal Cezaevi’nde tutuklu bulunan Tümamiral Semih Çetin’in cezaevinde kaleme aldığı “Bir İhanetin Öyküsü Hasdal’da Bir Amiral” başlıklı kitabı için Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı tarafından soruşturma başlatıldığı öğrenildi. Ankara’daki Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı tarafından Kaynak Yayınları’na gönderilen belgede “Askeri Savcılığımızca yürütülmekte olan 2013/231-178 evrak-esas sayılı soruşturmaya istinaden” ibaresi yeraldı. 29 Nisan tarihli dilekçede Semih Çetin’in “Bir İhanetin Öyküsü, Hasdal’da Bir Amiral” başlıklı kitabın tam olarak hangi tarihte piyasaya sürülmeye başlandığının ilgili belgelerle Askeri Savcılığa bildirilmesi istendi.
Balyoz hükümlüsü Semih Çetin’in cezaevinde yazdığı kitapta; Balyoz sürecinde yaşadıklarını kaleme alırken, Donanma Komutanı Oramiral Nusret Güner’in istifası da Çetin’in kitabında verilen bilgilere dayandırılıyor.
“Genelkurmay’a kırgınız”
Tümamiral’in eşi Nilüfer Çetin soruşturma konusuyla ilgili olarak “Askeri Savcılık, yayınevine dilekçe gönderdi. Eşimin kitabına askerler muvazzaf askerlerden de yoğun ilgi gösterdi. Genelkurmay’ın kendi subayına reva gördüğü bu tutum tarihe kazınacak” dedi.
Nilüfer Çetin şöyle devam etti: “Eşim, kitabında özeleştiri yapıyor. Balyoz sürecinde birçok komutanın yetersiz kaldığını kaleme aldı. En baştan beri ‘Öcalan’a karşılık bizleri afla serbest bırakacaklar. Öcalan’ı çıkarmak için bizi esir tutuyorlar’ diyor. Eşim askeri sırları ifşa etmedi. Eşim, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Murat Bilgel’in savcı Fikret Seçen’e hediye ettiği kravata da değinip kızgınlığını kaleme aldı. Güner’in istifası ve Bilgel’in kravat olayı belli ki rahatsızlık yaratmış.”
“Ne tavsiye edersin?”
Tümamiral Çetin; kitabında Oramiral Güner’in istifa edeceğini şöyle anlatıyordu: “Genel hatlarıyla durumu kendisine özetledim. Komutan ‘Sence ne yapmalıyım, bana ne tavsiye edersin?’ diye sorduğunda ‘Komutanım, yardımcınız, filo komutanlarınız, üs komutanınız tutuklu. Bu şartlar altında yaptığınız Donanma Komutanlığı görevinden zevk almanız, bu görevi gerektiği gibi yapmanız mümkün değil’ cevabını verdim. Karşılığı ilginçti: ‘Aynen öyle, hislerime tercüman oldun.’
-------------------------------------------------------------
30 Nisan 2013 Salı
Mustafa Mutlu: Adaletin Şeytan Üçgeni...
Deniz Kurmay Albay Ali Türkşen’i aslında hepiniz tanıyorsunuz: Hani 1996’daki Kardak krizinde kayalıklara Türk bayrağını diken SAT timi vardı ya... İşte onun komutanı!
Poyrazköy Davası kapsamında tutuklu ve hâlen Hasdal Askeri Cezaevi’nde bulunuyor.
Bu kitapla artık o da Ergenekon ve Balyoz Davası sanıkları gibi, “kitaplı bir asker...”
Önce kendisini, sonra Kardak krizini, donanmaya kurulan tezgâhı, askerlerin tutsak ediliş nedenlerini, Poyrazköy iddianamesini, bu senaryonun hayata konulma nedenlerini, uygulama sürecini ve cezaevi günlerini anlatıyor.
Önsözde şöyle diyor:
“Kurgusu 1990’lı yılların sonlarında yapılan, 12 Haziran 2007 tarihinde Ümraniye’de hayata geçirilen komplo, Türkiye’nin bugün geldiği durum itibarıyla amacına ulaşmış gözüküyor.
Emekli bir astsubayla başlayan Türk Silahlı Kuvvetleri’ni itibarsızlaştırma ve Türk Deniz Kuvvetleri’ni yeniden yapılandırma harekâtı, her adımda bir rütbe daha ilerleyerek, görevdeki orgenerallere ve emekli Genelkurmay Başkanları’na kadar uzanabildi.
Bu süreci 21 Nisan 2009 tarihinden bu yana en ağır şekilde yaşayan Türk Deniz Kuvvetleri’yse, bu kahpe savaşın en fazla zayiat veren tarafı oldu. Bir zamanların denizcileri yutan Bermuda Şeytan Üçgeni’nin modern uyarlaması Adaletin Şeytan Üçgeni: Beşiktaş-Silivri-Hasdal, bahriye personelini de içine alarak her gün daha da genişledi. Yalnız görevdeki değil, emekli personelin de cezalandırıldığı ve yok edilmeye çalışıldığı bu üçgende delil yok, bilim yok, adalet ise hiç olmadı.”
Takas için mi?
Bu sözlerle başlayan kitap şöyle bitiyor:
“Bugün Türkiye, Silivri ve Hasdal başta olmak üzere tüm cezaevlerini dolduran kurgu davalardan mustarip günahsız vatandaşlarından ziyade, kaybetmeye başladığı ulusal çıkarlarına ve adalet duygusuna üzülmelidir. İşlenen bu günahın Türkiye’ye başka neleri kaybettirebileceğini görmek, şu anki en büyük endişemizdir.
AKP iktidarı döneminde alışveriş merkezlerinin çoğalması boşuna değildir. Bütün felsefesi alışveriş üzerine kurulu bir iktidarın, Türk subayını da bir alışveriş malzemesi olarak hapislerde tuttuğunu, günü geldiğinde bir takas aracı olarak kullanacağını düşünmek şaşırtıcı değildir. Büyük Ortadoğu Projesi’nin taşeronluğunu yapmaktan öteye gidemeyen, öz evlatlarını emperyal çıkarlar uğruna kurban etmekten çekinmeyen bir zihniyetin, İmralı-Ankara hattındaki anlaşmalara sadık kalarak hareket etmesi de garipsenmemelidir.
Umarım yaşadığımız tutsaklık, bunca masumun çektiği eziyet, toplumsal barış yalanı ardına sığınarak yapılması planlanan Türk subayı-Abdullah Öcalan takasından kaynaklanmamaktadır. Eğer öyleyse bu durumun utancı da bize değil, bizlerin dijital iftiralarla bu duruma düşmesine göz yuman demokrasi havarilerine ve hukuka saygılı tüm şahıslara ait olacaktır.”
KARDAK’TA KAHRAMAN HASDAL’DA ESİR
Türü: Anlatı
Yazan: Ali Türkşen
Yayımcı: Kaynak Yayınları
Baskı tarihi: Nisan 2013
Sayfa sayısı: 396
Etiket Fiyatı: 25 lira
Bu kitapla artık o da Ergenekon ve Balyoz Davası sanıkları gibi, “kitaplı bir asker...”
Önce kendisini, sonra Kardak krizini, donanmaya kurulan tezgâhı, askerlerin tutsak ediliş nedenlerini, Poyrazköy iddianamesini, bu senaryonun hayata konulma nedenlerini, uygulama sürecini ve cezaevi günlerini anlatıyor.
Önsözde şöyle diyor:
“Kurgusu 1990’lı yılların sonlarında yapılan, 12 Haziran 2007 tarihinde Ümraniye’de hayata geçirilen komplo, Türkiye’nin bugün geldiği durum itibarıyla amacına ulaşmış gözüküyor.
Emekli bir astsubayla başlayan Türk Silahlı Kuvvetleri’ni itibarsızlaştırma ve Türk Deniz Kuvvetleri’ni yeniden yapılandırma harekâtı, her adımda bir rütbe daha ilerleyerek, görevdeki orgenerallere ve emekli Genelkurmay Başkanları’na kadar uzanabildi.
Bu süreci 21 Nisan 2009 tarihinden bu yana en ağır şekilde yaşayan Türk Deniz Kuvvetleri’yse, bu kahpe savaşın en fazla zayiat veren tarafı oldu. Bir zamanların denizcileri yutan Bermuda Şeytan Üçgeni’nin modern uyarlaması Adaletin Şeytan Üçgeni: Beşiktaş-Silivri-Hasdal, bahriye personelini de içine alarak her gün daha da genişledi. Yalnız görevdeki değil, emekli personelin de cezalandırıldığı ve yok edilmeye çalışıldığı bu üçgende delil yok, bilim yok, adalet ise hiç olmadı.”
Takas için mi?
Bu sözlerle başlayan kitap şöyle bitiyor:
“Bugün Türkiye, Silivri ve Hasdal başta olmak üzere tüm cezaevlerini dolduran kurgu davalardan mustarip günahsız vatandaşlarından ziyade, kaybetmeye başladığı ulusal çıkarlarına ve adalet duygusuna üzülmelidir. İşlenen bu günahın Türkiye’ye başka neleri kaybettirebileceğini görmek, şu anki en büyük endişemizdir.
AKP iktidarı döneminde alışveriş merkezlerinin çoğalması boşuna değildir. Bütün felsefesi alışveriş üzerine kurulu bir iktidarın, Türk subayını da bir alışveriş malzemesi olarak hapislerde tuttuğunu, günü geldiğinde bir takas aracı olarak kullanacağını düşünmek şaşırtıcı değildir. Büyük Ortadoğu Projesi’nin taşeronluğunu yapmaktan öteye gidemeyen, öz evlatlarını emperyal çıkarlar uğruna kurban etmekten çekinmeyen bir zihniyetin, İmralı-Ankara hattındaki anlaşmalara sadık kalarak hareket etmesi de garipsenmemelidir.
Umarım yaşadığımız tutsaklık, bunca masumun çektiği eziyet, toplumsal barış yalanı ardına sığınarak yapılması planlanan Türk subayı-Abdullah Öcalan takasından kaynaklanmamaktadır. Eğer öyleyse bu durumun utancı da bize değil, bizlerin dijital iftiralarla bu duruma düşmesine göz yuman demokrasi havarilerine ve hukuka saygılı tüm şahıslara ait olacaktır.”
KARDAK’TA KAHRAMAN HASDAL’DA ESİR
Türü: Anlatı
Yazan: Ali Türkşen
Yayımcı: Kaynak Yayınları
Baskı tarihi: Nisan 2013
Sayfa sayısı: 396
Etiket Fiyatı: 25 lira
Kişisel not: Yazarla tanışmadım.
Kaynak: Vatan Gazetesi
-------------------------------------------------------------
Kardak'ta Kahraman Hasdal'da Esir Kitabını %25 İNDİRİMLİ Satın Almak için Tıklayın;
25 Nisan 2013 Perşembe
Hasdal’da yazılan Kardak anıları!
Yunanistan’la yaşanan Kardak krizinde adaya çıkan SAT komandolarından ikisi Deniz Kurmay Albay Ali Türkşen ile Deniz Yarbay Ercan Kireçtepe şimdi Hasdal Cezaevi’nde yatıyor. “Yan yana ranzalarda yatmamız bize büyük güç veriyor” diyen Türkşen’in iki kitabı piyasaya çıkmak üzere.
Türkiye ile Yunanistan’ı savaşın eşiğine getiren Kardak krizinin üzerinden 17 yıl geçti. Kardak kayalıklarına çıkan ekibin başında yer alan Deniz Kurmay Albay Ali Türkşen, 1990’lı yıllara damgasını vuran iki önemli olayın baş aktörlerinden biriydi. SAT komandosu Türkşen, 1993 yılında gerçekleşen Lucky-S gemisinin 14,5 ton uyuşturucuyla Mısır açıklarında ele geçirilmesi operasyonu ile 1996’da gerçekleştirilen Kardak harekâtında tim komutanı olarak görev aldı. 1987-2010 yılları arasında birçok önemli görevde bulunan Türkşen, NATO Hizmet Madalyası, Üstün Cesaret ve Feragat, Üstün Başarı Kıdemi, Yurt İçi Öğrenim Başarı ve Üstün Birlik Yetiştirme Şerit Rozetleri almaya hak kazandı. Ancak Türkşen’in kaderi Poyrazköy davasında değişti. Terör örgütü üyeliğinden 15 yıl, İkinci Poyrazköy iddianamesinde hükümeti yıkmaya teşebbüsten iki kez ağırlaştırılmış müebbet ve ilave olarak 36 yıl hapis cezası istendi. Balyoz davasından 16 yıl hüküm giydi. 11 Şubat 2011 tarihinde Hasdal Cezaevi B2 koğuşuna konan Türkşen, cezaevinde Poyrazköy kazıları ve Deniz Kuvvetleri davalarını konu alan ‘Adaletin Şeytan Üçgeni Beşiktaş-Silivri-Hasdal’ ve SAT komandolarının 50 yıllık tarihi Lucky-S ve Kardak görevlerini anlattığı ‘1963’ten günümüze SAT Komandoları ve Anılarım’ isimli kitapları kaleme aldı.
Mehter rötarı!
VATAN, Türkşen’in avukatı İbrahim Şahinkaya aracılığıyla yakında piyasaya çıkması beklenen kitapların içeriğine ulaştı. Türkşen’in kitabında Kardak operasyonunda daha ilk anda sorun yaşadıklarını anlatıyor: “Saat 08.15’te vardığımız Yeşilköy Havaalanı’nda ne bizi bekleyen bir uçak ne de personel vardı. İşi daha da vahim hale getiren ise hava meydanındaki nöbetçi personelin bizlerden haberinin olmamasıydı. Saat 09.00 sıralarında bizi göreve götürecek C160 piste iniş yaptı. C160 personelini indirmeye başladığında gelenleri ve gecikmenin nedenini hayretle gördük. ABD’deki Türk Günü’ne katılan Mehter Takımı ve görevli diğer personel şaşkın bakışlar içinde uçaktan inerken biz de uçağa bir an önce yerleşmek için koordinelere başladık.”
Masraflar cepten
Komandolar Dalaman’da da ilginç sorunlar yaşamış: “Dalaman’a adımımızı attığımız andan itibaren karşılaştığımız manzara, benzinden önce başka sorunlarımız olacağınız gösteriyordu. Bodrum Askeri Kampı’na varır varmaz bu sorunu belirtmiştik ancak kamp müdürünün ne bir benzin deposu vardı ne de bize benzin temin etme şansı. Ercan’ın kredi kartı vardı ve en yakındaki benzin istasyonuna yolladığımız personelimiz görevde kullanılacak tüm benzini temin etti. Eksiklerimiz benzinle de bitecek gibi değildi. Kumanya hazırlanması konusunda da kimseye bir talimat verilmemişti. Bu sorun da yine Ercan’ın kredi kartıyla, kampın karşısındaki bakkaldan, ekmek arası peynir yaptırarak temin ettik.”
Düşman keçi!
Kayalıklara 1.5 saat geç çıktıklarını anlatan Türkşen, kayalıklardaki ilginç anları da aktarıyor: “5 metre mesafede birinin hızlı adımlarla sıçrayarak bir taşın arkasına geçtiğini gördüm. Hemen etrafımdakileri kısık bir sesle, Her an ateş yiyebiliriz, kendiniz koruyacak bir sütre gerisi bulun, diyerek ikaz ettim. Tüfeğimin emniyet mandalı açıktı. Ancak karşımda ne olduğunu bilmiyordum ve hareket eden karaltı tek başınaydı. Diğer personel de çıt çıkarmadan ne olup bittiğini anlamaya çalışıyordu. Bir süre sonra karaltı açığa çıkarak kendini gösterdi. Sessiz karaltının iki kol iki bacak yerine dört bacağı olduğunu ve sesinin de ‘meeee’ şeklinde çıkmasında adanın asıl sakinleri keçilerden biri olduğunu anladık. Tarih sayfalarına keçi vuran SAT’lar olarak yazılmaktan kıl payı kurtulduk.”
Ve bayrak gönderde
Albay Ali Türkşen, Kardak kayalıklarındaki Yunanistan bayrağının yerine Türk bayrağını diktikleri anları “Al bayrağımız rüzgârın da etkisiyle dalgalanmaya başlarken Hakan’la kenara çekildik ve esas duruşta selamımızı verdik” diye anlatıyor.
‘Güner önce istifa etmeliydi’
“Nusret Güner’in istifası gecikmiş ancak oldukça anlamlı
bir istifadır” diyen Türkşen, şöyle devam ediyor: “Oramiral rütbesinde bir subayın bütün meslek yaşamı süresince hedeflediği Kuvvet Komutanlığı makamına ulaşması kesinken istifası büyük bir irade isteyen son derece onurlu bir davranıştır. Öte yandan bu istifanın komplolar kendi ailesine ulaşma ihtimali baş göstermeden önce yapılmasıysa belki de istifayı çok daha anlamlı kılabilirdi. Böylece İzmir merkezli başlatılan İkinci Askeri Casusluk davası bambaşka bir yöne de gidebilirdi. Bu yeni kurgu dava Türk Deniz Kuvvetlerinde idareyi ele alma yolunda büyük aşama kaydeden bir çıkar grubunun, kendi istedikleri dışında komuta kademesine gelme ihtimali olan son subayların da tasfiyesinden başka bir şey değildir.”
Deniz Kuvvetleri darbe yapabilir mi?
Türkşen’in davalarla ilgili tepkisi ise şöyle: “365 sanıklı Balyoz Davası’nda ceza alan 325 kişi değerlendirilmeli. 101 karacı subay, 145’i subay 7’si astsubay olmak üzere 152 Deniz Kuvvetleri personeli, 41 havacı subay, 29 jandarma subayı, 1 Hava Kuvvetleri mensubu bayan daktilo memuru ve 1 sivil ülkede darbe yapmaya niyet etmişler. Ancak bu dağılımın baş aktörü, TSK içerisinde en az personel mevcuduna sahip Deniz Kuvvetleri’nin nasıl olup da darbe yolunda bütün yükü sırtlandığı açıklanmaya muhtaçtır. Toplam mevcudu 50.000’li rakamlarda olan ve hemen hemen tüm üsleri deniz kıyısında konuşlu bir kuvvetin bu darbede nasıl bir icrayı fiil kabiliyeti olduğu da belirsizdir.”
Hasdal’da duyulan ezan sesleri...
Türkşen, kendisi gibi hapiste olan emekli Albay Levent Bektaş’tan aldığı bilgilerle Silivri ile Hasdal cezaevlerini karşılaştırdı. Türkşen, şunları söyledi:
“Hasdal daha insani bir cezaevi. Öncelikle üç tarafı çam ağaçlarıyla çevrili. Yataktan kalkar kalkmaz pencereden dışarı baktığımda güneşi ve çam ağaçlarını görebiliyorum, kokularını duyabiliyorum. Özellikle Hasdal’ın ana yola bakan batı kenarındaki koğuşlar bu yönden çok şanslı. Yaz boyu sabahları etraftaki ormandan gelen kuş sesleri yataklarından kalkanlara eşlik ederken, kışın da kar yağdığı günlerdeki ağaçların görüntüsü hayata dair hâlâ ümit beslememizi sağlıyor. Çok rahat duyulan ezan sesleri Silivri’yle karşılaştırıldığında Hasdal’ı daha yaşanır bir yer haline getiriyor. Bir de Hasdal tek kat olarak inşa edildiğinden ve çevresinde yüksek duvarlar olmadığından gökyüzünün görebildiğiniz metrekaresi oldukça fazla. Sular 24 saat akıyor. Yemekler güzel. En büyük avantajımız koğuş düzeninde kalıyor olmamız. Gün içinde sohbet edecek dertleşecek birçok silah arkadaşımız oluyor. Ancak özellikle dört SAT Komandosu olarak ben, Deniz Yarbay Ercan Kireçtepe, Deniz Binbaşılar Eren Günay ve Erme Onat yan yana ranzalarda yatmamız bize büyük güç veriyor. SAT Komando vasfımızı ve formumuzu koruyabilmek üzere dördümüz de mutlaka her gün spor yapıyoruz. Hem de öyle pek hafif spor da değil. Günün kalan kısmı mutlaka kitap, ayrıca gazete okumak ve televizyon seyretmekle geçiyor. Eren profesyonel seviyede gitar ve saksafon çaldığı için onun vaktinin bir kısmıysa müzikle geçiyor.”
Kaynak: Vatan Gazetesi
7 Mart 2013 Perşembe
"KELEBEKLERİN HİKAYESİ" KİTABI TARTIŞMA YARATTI
" KELEBEĞİN Rüyası " nın gösterime girmesiyle yayınevleri de harekete geçti. KAYNAK YAYINLARI Rüştü Onur'un karısına yazdığı mektupları ve şiirleri " Mektubun Avucumda " adıyla yayımladı. Ancak İş Bankası Kültür Yayınları tam da bu yüzden Rüştü Onur'un " Kayıp Şairler " dizinden yayımlanacağını duyurduğu şiir kitabını basmama kararı aldı. Çünkü artık " Kayıp şairliği kalmadı " diyor yayınevi. Muzaffer Tayyip Uslu'nun kitabı ise üç ay içerisinde bu diziden cıkacak.
Kaynak: Vatan GazetesiÇAĞDAŞ BEKİRAĞA BÖLÜĞÜ'NÜN ÖYKÜSÜ…
Tümamiral Semih Çetin, Deniz Kuvvetleri'nin kariyeri ve geleceği en parlak komutanlarından biriydi. Balyoz soruşturması kapsamında tutuklandı ve o gün bugündür cezaevinde…
Peki; bu kitapta neyi anlatıyor? Hiç araya girmeden, sözü ona bırakıyorum… Çünkü kitabın başında bu sorunun yanıtını çok net bir şekilde veriyor:
***
"Balyoz davasıyla ilgili onlarca kitap yazıldı. Hepsi de yoğun emek ürünü, birbirinden değerli inceleme kitapları. Yazılma amaçları da çok açık:
Uğradığımız büyük haksızlığı, yapılan hukuk ihlallerini okuyucuya anlatmak, gelecek nesillere taşımak. Bir anlamda tarihe not düşmek…
Benim böyle bir amacım ve iddiam yok. Bu kitabı yazma nedenlerim çok farklı.
Düşünsenize; ailenizle birlikte çok mutlu bir yaşantınız var. Askerlik mesleğinin zirvesindesiniz. Bir gün alçakça bir iftiraya uğruyorsunuz. Ne olduğunu anlamadan, üzerinize atılan suçun delillerini bile görmeden hapse atılıyorsunuz.
Kızıyorsunuz…
Daha sonra bazı sözde suç delilleri ortaya çıkmaya başlıyor. İçiniz rahatlıyor. Çünkü öyle bulgular var ki, suçsuzluğunuzu kanıtlamak için avukata bile ihtiyacınız yok. Komplo, korktuğunuz kadar mükemmel değil.
Seviniyorsunuz...
Üstelik sizin arkanızda devlet var. Bu ülkede sizin gördüğünüzü görecek savcılar, yargıçlar var. Hakkınızı koruyacak komutanlar var.
Yanılıyorsunuz…
Hiçbir şey değişmiyor. Haksızlık sürüyor. Sanki herkes, gerçeklerle arasına duvar çekmiş. Kimse umursamıyor.
Kırılıyorsunuz…
Hayal kırıklığına uğruyorsunuz, umudunuz azalıyor. Devlete güveniniz sarsılıyor. Bu arada günler geçiyor. Tutukluluk sürüyor. Sevdikleriniz aklınıza geliyor.
Özlüyorsunuz…
Yıllarca hizmet ettiğiniz devlet, size sırtını dönüyor. 'Bir emriyle gözü kapalı ölüme giderim' diye düşündüğünüz komutanlarınız suspus oluyor. Medya suskun. İnsanlar sinmiş. Ülkede garip şeyler oluyor.
Üzülüyorsunuz…
Çıkış yolu arıyor, bulamıyorsunuz. Aklınızı kaçıracak gibi oluyorsunuz. Haksızlığa katlanmak zorlaşıyor. Haftada bir saatlik görüşler, duygularınızı aktarmaya yetmiyor.
Sıkılıyorsunuz…
Ne yapardınız?
Ben yazmaya başladım. Bu süreçte yaşadıklarımı, duygularımı kâğıda döktüm. Yaşadıkça, günü gününe, karakterleri gerçek bir roman gibi yazdım, yazdım, yazdım.
Bazen zamanda geriye gittim. Bu zor meslekte yaşadıklarımı anlattım. Yeri geldi ülke sorunları hakkında değerlendirmeler yaptım. Özlem ağır bastı, ailemden bahsettim. Kızdım, öfkelendim, küfredeceğime uygun dille kâğıda dökmeye çalıştım.
Köşe yazarlarını okudum. Bazılarıyla yazıştım. Değerlendirmelerinden alıntılar yaptım. Bana iyi geldi. Dayanma gücümü artırdı. Sonunda elinizdeki kitap ortaya çıktı.
Bu bir anı kitabı değil. Günlük hiç değil. Okurken, günümüzdeki Bekirağa bölüğünü, yani Hasdal'ı ve sakinlerini yakından tanıyacağınız, Balyoz sürecinde ailece yaşadığımız üzüntülere, sevinçlere, kırgınlıklara, kızgınlıklara; çokça da hayal kırıklıklarına şahit olacağınız gerçek bir öyküdür. Bir ihanetin öyküsü…"
***
Eğer sözüm ona bir çağdaş hukuk devletinde, hayatını devlete adayan insanların uğradıkları ihaneti tüm detaylarıyla, belgelere boğulmadan ve sıkılmadan anlamak istiyorsanız, bu kitap tam size göre…
BİR İHANETİN ÖYKÜSÜ ****
(HASDAL'DA BİR AMİRAL)
Türü: Gerçek öykü
Yazan: Tümamiral Semih Çetin
Yayınlayan: Kaynak Yayınları
Baskı tarihi: Ocak 2013
Sayfa sayısı: 478
Fiyatı: 25 lira
İnternet fiyatı: D&R 18.49, İdefix 20 lira.
Kişisel not: 17 Mart 2011'de kızları Simay ve Gökçe'nin, babaları Tümamiral Semih Çetin'e yazdığı çok duygusal bir mektubu sizinle paylaşmıştım. Bunun üzerine Semih Bey'den iki kez mektup aldım. Bu kitabı da bana Semih Bey'in sevgili eşi Nilüfer Çetin getirdi.
*****
Kaynak: Vatan Gazetesi
O KRAVAT BİR MESAJ MI?
Donanmada arama yapan savcılara hediye edilmişti
Görevinden istifa eden Oramiral Güner, veda ziyaretlerinde ’Donanma Komutanlığı amblemli kravat taktı. Aynı kravat eski komutan tarafından, Donanmada arama yapan savcılara hediye edilmişti.
Donanma komutanlığı görevinden istifa eden Oramiral Nusret Güner, Kocaeli’deki veda ziyaretlerinde,üzerinde ’Donanma Komutanlığı amblemi bulunan kravat taktı. Donanmanın aranması sırasında eski komutan Oramiral Murat Bilgel, savcıya aynı kravattan hediye etmiş ve istifada bu konunun da rol oynadığı savunulmuştu.Deniz Kuvvetleri Komutanı olması beklenirken istifa eden Oramiral Güner, Kocaeli Valisi Ercan Topaca ve Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu’nu ziyareti sırasında, lacivert renkli ve üzerinde Donanma Komutanlığının forsu bulunan kravat taktı.
KRAVATIN ÖYKÜSÜ
Donanma Komutanlığının aranması ve Savcılara kravat hediye edilmesi olayını, Balyoz davasında 18 yıla mahkum edilen Kurmay Başkanı Tümamiral Semih Çetin, “Bir İhanetin Öyküsü-Hasdal’da Bir Amiral” kitabında anlatmıştı.
Kitaptaki o bölüm şöyle:
“Tutanaklar imzalandı. Saat neredeyse gecenin 02’si olmuştu. Üs Komutanına savcılarla birlikte Komutanın makamına geçmelerini, benim de birazdan geleceğimi söyledim. Durumu Ankara’ya rapor edecektim. Konuşmamı bitirip dışarı çıktığımda Genel Sekreteri Donanma Komutanlığı amblemli hediye torbalarından biriyle görünce şaşırdım:
- Hayrola, nedir bunlar?
- Kravat komutanım. Donanma Komutanı savcılara hediye edecek.
- Emin misin? Bir yanlışlık olmasın?
- Emir subayı şimdi telefonla söyledi. Komutan emretmiş...
Adeta nutkum tutulmuştu. Kimliği belirsiz bir ihbar mektubu ile gecenin bir yarısı Donanma Karargâhını yerle bir eden savcılara, bugünün anısına denizci motifi taşıyan kravat hediye edecektik. Yapacak bir şey yoktu. Savcılar Komutanın odasındaydı. Donanma Komutanı “Sizi biraz üzdük bu akşam” diyerek gülümseyen savcıya, ‘Gerçekten çok üzüldüm’ diyerek hediyesini takdim ederken sinirden ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.”
Kaynak: Vatan Gazetesi
4 Mart 2013 Pazartesi
HASDAL'DA BİR DÜĞÜN ALAYI!
Balyoz davasında 18 yıl hapis cezasına çarptırılan Donanma Komutanlığı Kurmay Başkanı Tümamiral Semih Çetin, “Bir İhanetin Öyküsü-Hasdal’da Bir Amiral” adlı kitabında, kızı Gökçe’nin düğününe gidemediği için Hasdal Cezaevi’nin Açık Görüş Salonu’nda organize edilen 1 saatlik düğünü anlattı. İşte kitaptan duygusal satırlar: “Eşim, kızlarım ve damadım 24 Eylül 2011 günü kızımın nikah töreninden sonra Hasdal’a beni ziyarete geliyordu. Hazırlıklar daha sabahtan başlamıştı. 15 kişilik “T” şeklinde bir masa düzeni hazırlandı. Masanın gelinin oturacağı tarafına zarif bir çiçek konmuştu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










