Ulusal Kanal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ulusal Kanal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Kasım 2013 Salı
21 Kasım 2013 Perşembe
VELİ KÜÇÜK BİLİNMEYENLERİ ANLATTI
Ergenekon davasının kilit ismi Tuncay Güney'i Amerika'ya kim yolcu etti? Ünlü Dolmabahçe görüşmesinde, neler konuşuldu? Bu soruların yanıtı, piyasaya yeni çıkan "Ben Veli Küçük" adlı kitapta yer aldı. Ankara'nın deneyimli gazetecilerinden Hikmet Çiçek'in kaleminden çıkan kitapta, Emekli Tuğgeneral Veli Küçük'e ait bilinmeyenler ilk kez ele alındı.
2007 yılından bu yana Türkiye'nin konuştuğu Emekli Tuğgeneral Veli Küçük ilk kez konuştu.
Veli Küçük'ün hayatı kitap oldu, bugüne kadar bilinmeyen birçok olay, Hikmet Çiçek'in kaleminden "Ben Veli Küçük" kitabında anlatıldı.
19 Kasım 2013 Salı
Ekrem Ataer besteledi aydınlar yorumladı
Muazzez İlmiye Çığ, Tuncel Kurtiz, Timur Selçuk, Doğu Perinçek ve Ömer Hayyam. Bu isimler bir kitapta bir araya geldi. Ekrem Ataer, Ömer Hayyam'ın rubailerine beste yaptı. Türkiye'nin öncü isimleri ise yorumlarıyla katkı gösterdi.
Ömer Hayyam rubaileri besteleştirildi. Çalışmanın öncülüğünü Ekrem Ataer yaptı.
Rubaileri besteleyen Ataer, Türkiye'nin aydın birikimini bir kitapta buluşturdu.
Muazzez İlmiye Çığ, Doğu Perinçek, Timur Selçuk ve Tuncel Kurtiz gibi öncü isimlerin de bulunduğu, 20 düşün insanı, kendi gözlerinden Ömer Hayyam'ı anlattı.
3 Ekim 2013 Perşembe
'Bu kitap bir Türkiye gerçeğidir'

Süreç içerisinde gazeteciler halkın haber alma ihtiyacını karşılamak ve bilinçli bir kamuoyu oluşturmak için canla başla çalışırlar. Kimi zaman bu hizmet farklı ödül ve unvanlarla taçlandırılırken kimi zamanda bedel ödemek zorunda bırakılır. İşte o bedel ödeyenlerin ülkesi burası. Türkiye.
23 Eylül 2013 Pazartesi
Özdemir İnce'den Yeni Kitap: Cehaletin Rönesansı

Yazar, şair, çevirmen ve gazeteci Özdemir İnce'nin, Ahmet Davutoğlu, AKP ideolojisi ve siyasetleri, Fethullah Gülen ve Cemati, Said Nursi, "İslam Sosyalizmi", Arap Baharı, Cumhuriyet, Laiklik ve Demokrasi gibi konularda yazılmış makalelerinden oluşan kitabı Cehaletin Rönesansı, Kaynak Yayınları'ndan çıktı.
13 Eylül 2013 Cuma
CEMAATE DOKUNAN YANDI

Vatan gazetesi muhabiri Çağdaş Ulus, Kalkavan soyadının karıştığı bir trafik kazasını aydınlatan haberler yaparken, bir anda kendisini KCK'ya üye olmak suçlamasıyla hapiste bulur.
Aylar geçer ve tutuklu gazeteci Çağdaş Ulus, hapishanede çeşitli psikolojik işkencelerle karşılaşır. Önce postasına ambargo konur sonra da gardiyanlar tarafından tuvaletleri temizlemeye zorlanır. Konu TBMM'nin gündemine bile taşınır, sonra da Çağdaş Ulus hakkında ulusal medyada ardı ardına haberler çıkar.
4 Eylül 2013 Çarşamba
“Meçhul“ Gladyo cinayetinin 23. yılı

Dursun, 4 Eylül 1990'da çalıştığı "2000'e Doğru" dergisi binasına gitmek üzere çıktığı evinin önünde Gladyo'nun kurşunlarına hedef oldu.
Turan Dursun Sivas'ın Şarkışla ilçesine bağlı Gümüştepe köyünde dünyaya geldi. Babası tarafında "gavur okulu" denilerek ilkokula gönderilmeyen Dursun, ilk eğitimini din hocaları ve şeyhlerden aldı. İlkokulu dışardan bitirdi.
Dursun, 1958 - 1966 yılları arasında müftülük görevi yaptı. Kendi deyimiyle "alışılmadık bir müftü" olan Dursun, yenilikçi din anlayışı yüzünden kafirlikle suçlandı.
Müftülük yıllarında diğer dinler ve dinleren önceki efsaneler üzerinde yoğunlaştı. Komünizme, sosyal alanda bir ideolojiden çok, bilimsel bir felsefe akımı olarak baktı.
1966 yılında Dini içerikli program yaparak başladığı TRT hayatı emekliliğine kadar sürdü.
Turan Dursun Kürtçe, Çerkezce ve Arapça biliyordu. Hem çok araştırmış hem çok gezmişti. Bu yüzden tüm dinlere ve mezheplere hakimdi.
Mesela biz konuşurken 2000'e Doğru dergisinde yazıyordu görüşünü biliyorlardı. Diyanetten telefon geldi. "Sizin görüşünüz değil de islami kaynaklara göre şunu açıklar mısınız?". Sunucu: Danışma telefonu geldi yani. Perinçek:Tabi. Çünkü o anlamda Türkiye'de tekti
Dursun sürekli araştıran ve sorgulayan bir insandı. Gılgameş Destanı'nı okuduktan sonra, Sümer ve Akat mitolojisinde yer alan tabletlerin, Kuran ve Tevrat ile benzerliklerini gördü. Ve din hakkında derinlemesine araştırmalar yapmaya başladı. Bu incelemeleri sonucunda Kur'an Ansiklopedisi'ni tamamladı. Dinin tarihsel temellerini araştıran bu eseri, 2000'e doğru dergisi dışında, kimse yayınlamaya cesaret edemedi.
Turan Dursun aydınlanmacı ve devrimci kişiliğiyle "Din Bu", "Kuran Ansiklopedisi", "Kutsal Kitapların Kaynakları" gibi birçok eser kaleme aldı. 1987 yılında 2000'e Doğru Dergisi'nde, daha sonra da Saçak, Teori ve Yüzyıl dergileri'nde yazıları yayımlanmaya başladı.
Turan Dursun yazılarından dolayı çok kez ölüm tehdidi aldı, ancak aldırmadı. Dursun, İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Hasan Yalçın'a şunları söylüyordu. .
“Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım?”
Göze aldığı ölümle 4 Eylül 1990'da yüzleşti. Turan Dursun, evinden çıkıp işine giderken düzenlenen silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Bu cinayet, 90'lı yıllarda başlayıp faili hiç bir zaman gerçek anlamda aranmayan Gladyo suikastlarının başlangıcıydı.
Turan Dursun Sivas'ın Şarkışla ilçesine bağlı Gümüştepe köyünde dünyaya geldi. Babası tarafında "gavur okulu" denilerek ilkokula gönderilmeyen Dursun, ilk eğitimini din hocaları ve şeyhlerden aldı. İlkokulu dışardan bitirdi.
Dursun, 1958 - 1966 yılları arasında müftülük görevi yaptı. Kendi deyimiyle "alışılmadık bir müftü" olan Dursun, yenilikçi din anlayışı yüzünden kafirlikle suçlandı.
Müftülük yıllarında diğer dinler ve dinleren önceki efsaneler üzerinde yoğunlaştı. Komünizme, sosyal alanda bir ideolojiden çok, bilimsel bir felsefe akımı olarak baktı.
1966 yılında Dini içerikli program yaparak başladığı TRT hayatı emekliliğine kadar sürdü.
Turan Dursun Kürtçe, Çerkezce ve Arapça biliyordu. Hem çok araştırmış hem çok gezmişti. Bu yüzden tüm dinlere ve mezheplere hakimdi.
Mesela biz konuşurken 2000'e Doğru dergisinde yazıyordu görüşünü biliyorlardı. Diyanetten telefon geldi. "Sizin görüşünüz değil de islami kaynaklara göre şunu açıklar mısınız?". Sunucu: Danışma telefonu geldi yani. Perinçek:Tabi. Çünkü o anlamda Türkiye'de tekti
Dursun sürekli araştıran ve sorgulayan bir insandı. Gılgameş Destanı'nı okuduktan sonra, Sümer ve Akat mitolojisinde yer alan tabletlerin, Kuran ve Tevrat ile benzerliklerini gördü. Ve din hakkında derinlemesine araştırmalar yapmaya başladı. Bu incelemeleri sonucunda Kur'an Ansiklopedisi'ni tamamladı. Dinin tarihsel temellerini araştıran bu eseri, 2000'e doğru dergisi dışında, kimse yayınlamaya cesaret edemedi.
Turan Dursun aydınlanmacı ve devrimci kişiliğiyle "Din Bu", "Kuran Ansiklopedisi", "Kutsal Kitapların Kaynakları" gibi birçok eser kaleme aldı. 1987 yılında 2000'e Doğru Dergisi'nde, daha sonra da Saçak, Teori ve Yüzyıl dergileri'nde yazıları yayımlanmaya başladı.
Turan Dursun yazılarından dolayı çok kez ölüm tehdidi aldı, ancak aldırmadı. Dursun, İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Hasan Yalçın'a şunları söylüyordu. .
“Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım?”
Göze aldığı ölümle 4 Eylül 1990'da yüzleşti. Turan Dursun, evinden çıkıp işine giderken düzenlenen silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Bu cinayet, 90'lı yıllarda başlayıp faili hiç bir zaman gerçek anlamda aranmayan Gladyo suikastlarının başlangıcıydı.
Turan Dursun Kitaplarını Satın Almak için Tıklayın;
3 Eylül 2013 Salı
ABD'NİN DEMOKRASİ (!) SAVAŞLARI
Tecrübeli gazeteci Mustafa Mutlu bugünkü köşesinde ABD’nin demokrasi(!) savaşlarını yazdı.
ABD'nin Suriye’ye askeri operasyon düzenlemeye hazırlandığı haberleri gündemdeyken, köşesinde ABD’nin 1801’den günümüze kadarki askeri müdahalelerinin ele alındığı ABD’nin Askeri Müdahaleleri kitabına yer verdi. Kaynak Yayınları’ndan çıkan kitabı on beş farklı üniversiteden otuz dört akademisyenin yazdığını belirten Mutlu, kitabı derleyen Prof. Dr. Haydar Çakmak’ın sonuç bölümünde yer alan cümlelerini şöyle aktardı:
20 Ağustos 2013 Salı
DİP DALGASI YERYÜZÜNE ÇIKTI
Kaynak Yayınları "Dip dalgası yeryüzüne çıktı!" sloganıyla Gezi Direnişi adlı bir kitap çıkardı. Kitapta en bilinmedik Gezi Direnişi fotoğrafları yer alıyor. 256 sayfalık büyük boy kuşe kağıda basılan fotoğraflar, "ben de oradaydım" dedirtiyor. Fiili olarak içinde olun olmayın, kitap direnişin her anının, her duygunun karelerini içermesi bakımından bir arşiv niteliğinde.
1 Ağustos 2013 Perşembe
Kaynak Yayınları'ndan "5 Ağustos’a 5 kala" kitabı

Kitapta tutuklu komutanların, ziyaret günlerinde çocuklarıyla, eşleriyle, arkadaşlarıyla yaşadıkları anları okuyacaksınız. Naci Beştepe, bayram gibi geçen görüş günlerini şöyle anlatıyor:
27 Mayıs 2013 Pazartesi
Emre Kongar tüyler ürperten kitabı yazdı

Cumhuriyet Gazetesi yazarı Emre Kongar, Kaynak Yayınları’ndan çıkan “Ergenekon Tertibinde Gizli Tanıklar” kitabını köşesine taşıdı ve kitap için “Tüyler Ürperten Bir Kitap” ifadesini kullandı.
“Silivri Edebiyatı”nın gelecek nesillere ışık tutacağını belirten Kongar, bu kitapların tutanaklarla birlikte sonsuza kadar yaşayacağını söylüyor.
Emre Kongar, “Silivri Edebiyatı”nın son kitabı olan “Gizli Tanıklar”ın yazarını “Kıdemli Mahpus” diye nitelendirirken, kitabın sunuşunu Hikmet Çiçek gibi gazeteci olan meslektaşı Soner Yalçın’ın yazmış olmasını da bir yazarın ya da gazetecinin kitabının tanıtılması konusunda erişebileceği en üst mertebe olarak nitelendiriyor.
Emre Kongar, kitapla ilgili olarak şunları da söylüyor:
“Herhalde gazetecilikten geldiği için, Hikmet Çiçek doğrudan doğruya nesnel belge ve olgulara dayalı bir kitap yazmış:
Gizli tanıkların ifadelerinden oluşuyor esas olarak.“Ergenekon” denilen davada 31 gizli tanık dinlenmiş…
Çiçek’in dosyalardan eriştiği bilgilere göre, sabıkaları bir hayli yüklü insanlar bunlar:
Koyun hırsızları, oto hırsızları, kız kardeşinin kızını satanlar, cinayet, uyuşturucu kaçakçılığı ve benzeri suçlardan hüküm giyenler….
Aralarında PKK, Dev-Sol, DHKP-C ve Hizbullah itirafçıları da varmış.
Kitaptaki ifadeler, davalarda olup bitenler, sorular ve yanıtlar, okurken insanın kanını donduruyor…
Ya bunları yaşayanlar ne hissediyor acaba?”
-------------------------------------------------------------
Ergenekon Tertibinde Gizli Tanıklar Kitabını %25 İNDİRİMLİ Satın Almak için Tıklayın;
İbni Haldun’un Mukaddime’si Kaynak Yayınları’ndan çıktı!

Büyük düşünür İbni Haldun’un Mukaddime’sinin bilim dünyasına yaptığı katkı, bugün bile tartışılamaz. Eserin bulunması ve çevrilmesi dünyanın her yerinde çoşkunlukla karşılanmıştır.
Türkiye’de Aydınlanma denince akla ilk olarak Turan Dursun gelir. Turan Dursun hem Mukaddime’yi en özgün kaynağından çevirmiştir hem de esere okuru aydınlatıcı bir önsözle katkıda bulunmuştur.
Kaynak Yayınları, Turan Dursun’un din ve toplum tarihi konusundaki derin bilgisinin yanı sıra, onun Arap tarihi ve dili konusundaki engin tecrübesinin de bilincindedir. Bu nedenle Kaynak Yayınları, Turan Dursun’un İbni Haldun çevirisini yayımlamadan edemezdi.
MUKADDİME’NİN BİLİMSEL ÖNEMİ
Mukaddime’nin Turan Dursun tarafından çevrilmesinin önemi şuradadır: Bilindiği gibi bu eserin dünya dillerine kazandırılmasında en büyük katkı, Franz Rosenthal’e aittir. Alman asıllı Rosenthal bu eseri, başta Türkiye olmak üzere İslam ülkelerindeki belli başlı elyazmaları inceleyerek, İngilizceye çevirmişti.
İbni Haldun, 1377 yılında kaleme aldığı Mukaddime’yi, 1382 yılında Tunus Prensi’ne armağan etmişti. Şu talihe bakın ki bu eser, yazarın ölümünden önce de birkaç baskı birden yapmıştı. Yazar her defasında yayımlanmış olan baskılar üzerinde düzeltmeler yapmış ve eserini en son 1402 yılında, yani ölümünden dört yıl önce tashihe tabi tutmuştu.
Rosenthal, Mukaddime’nin Türkiye’deki izini sürmüş ve onu ülkemizin önemli kütüphanelerinde bulunan belli başlı 18 elyazmasını incelemişti. Rosenthal, 1402 yılında yapılmış olan ve üst köşesinde İbni Haldun’un özgün bir notu da bulunan en son baskıyı da ortaya çıkarmıştı. Büyük bilim adamı Rosenthal bu eseri İngilizceye çevirirken bütün elyazmaları karşılaştırmış ve bunlardan oldukça faydalanmıştı. Rosenthal’in de önem verdiği gibi çeviride sadece 1402 baskısını esas almak doğru olmazdı.
TURAN DURSUN ROSENTHAL’İN İZİNDE
Turan Dursun da aynı yoldan gitmiş ve çevirisini Mukaddime’nin birçok basımını inceleyerek yapmıştı. Kendisinin de belirttiği gibi bu çeviriyi yaparken daha önceden Osmanlıcaya ve Türkçeye yapılan çevirileri gözden geçirmişti. Onun çevirisinin yetkinliği, toplumların ve dilin gelişimini kavramasındaki derinliğinden gelir. Bu bakımdan ülkemizde Mukaddime’nin Turan Dursun çevirisinin özgün bir yerinin bulunduğu kanaatindeyiz.
Bu eserin başında Tursun Dursun’un uzun bir sunuşunun yanı sıra, eserin anlaşılmasını kolaylaştıran bir de önsöz bulunmaktadır.
Ayrıca okura kolaylık sağlamak için mevcudu ilk kez Türkçede bulunan özgün bir dizin de hazırlanmıştır.
Bunun yanı sıra eser, yıllarca kütüphanemizin başköşesinde kalabilsin diye titiz bir baskıyla, büyük boy ve cilt kapaklı olarak yayımlanmıştır.
----------------------------------------------------------------------------
MUKADDİME I-II %25 İNDİRİMLİ Satın Almak için Tıklayın;
25 Mayıs 2013 Cumartesi
Esaretten kurtuluşa

Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, bir soru önergesine verdiği cevapta, son üç yıl içinde TSK’den emekliliğini isteyen general-amiral-subay-astsubay sayısının 13.751 olduğunu açıkladı.
Bu sayıya Ergenekon, Poyrazköy 1-2, Amirallere Suikast 1-2, Askeri Casusluk, Fuhuş ve Şantaj (İstanbul-İzmir), 28 Şubat vd. soruşturma ve davalarına dâhil edilerek tasfiyesi gerçekleştirilen 2-3 bin subayı da eklersek, Türk Ordusu’nda yapılan tasfiyenin boyutları ortaya çıkar.
Türk Ordusu, tarihinin en büyük saldırısı ile karşı karşıyadır.
Ve yine Türk Ordusu, tek bir kurşun atmadan tarihinin en büyük zayiatını vermiştir.
“Yargıya güvenelim” gafleti
Bu büyük “yenilgi”nin temel nedeni, Ordunun karşı karşıya olduğu düşman saldırısını görememesidir.
İlk tutuklamaların ardından ve daha sonra uzunca bir süre, “Yargıya güvenelim, gerçekler ortaya çıkacak” sözlerinde ifadesini bulan gaflet, birçok Balyoz davası tutuklusunun açıkladığı üzere, bizzat Genelkurmay Başkanı tarafından 2012 yılında bile hâlâ söylenebilmekteydi.
Tutuklamaların sürmesi ve davaların açılması ile birlikte bu görüş yavaş yavaş değişti.
Tutuklu subayların bizzat yaşadıkları ve daha önemlisi tertibe karşı başından beri verilen mücadele gözleri açtı, zihinleri aydınlattı.
Çok sayıda komutan, yaşadıklarından hareketle kitaplar yazdı, yazmaya devam ediyor.
Yazılan kitaplar, ilk başta yaşanan kanunsuzluğu sergilemekten ibaretken, giderek Türkiye’yi hedef alan bu saldırının arkasındaki adresi açıkça ortaya koyan ve saldırının nasıl püskürtüleceğine ilişkin görüşleri içermeye başladı.
Deniz Kurmay Albay Ali Türkşen’in “Kardak’ta Kahraman, Hasdal’da Esir” adlı kitabı, Kaynak Yayınları’ndan çıktı.
Kitap bir yandan TSK’ye saldıran “çete”nin suçlarını somut bilgilerle ortaya koyuyor; diğer yandan çıkış yolunu gösteriyor.
Tertibin arkasındaki güçler: ABD-AKP-F Tipi Cemaat
Albay Türkşen, her şeyden önce TSK’ye yapılan bu saldırıyı gerçekleştiren güçleri netlikle belirlemektedir:
“… kurgu davalar esas olarak üç güce fayda sağlamıştır… Bu üç güç elbette ABD-AKP-F Tipi Cemaattir.” Erdoğan’ın zaman zaman aldığı tavırlar (Başbuğ’la ilgili sözleri, hastane ziyareti vb.) kimseyi yanıltmamalıdır. (s. 34)
ABD ise, kontrolden çıkan, kendi bağımsız gücünü inşa eden, Akdeniz, Ege ve Karadeniz’de ulusal çıkarı esas alan TSK’den rahatsızdır.
Ve operasyon AKP’nin sunduğu olanaklar ile F Tipi Cemaatin, Emniyet, Ordu ve Yargı içindeki elemanları marifetiyle yürütülmektedir. (s. 341-342)
Albay Türkşen, tertibi yürüten bir gizli suç örgütünün varlığını, somut olaylardan hareketle anlatmaktadır. Kitabın 120. sayfasında Komplo Örgütü’nün şemasını da vermektedir.
TSK’ya neden saldırıyorlar?
Ali Türkşen, Türkiye’yi hedef alan komplonun, özel olarak TSK’ye ilişkin hedeflerini de şöyle sıralamaktadır:
1. “Görevde bulundukları zaman icra ettikleri faaliyetlerle hem ABD’yi, hem de komplo çetesinin eleman ve sempatizanlarını zor durumda bırakan, faaliyetlerine engel olan emekli general ve amirallerin tutuklanması ile hem intikam alınmış, hem de hâlâ görevde olanlara ‘yıllar geçse bile Silivri’ye göndeririz’ mesajı ile gözdağı verilmiştir.”
2. Hâlâ görevdeki amirallerin tutuklanması ile tayin ve terfilere fiilen müdahale edilmiştir.
3. Önümüzdeki 15-20 yıl içinde TSK’nin komuta kademesini oluşturacak kurmay albaylara yönelik tutuklamalar ile, Orduya en büyük darbe vurulmuştur.
Türk Ordusunun geleceğini ipotek altına alma hamlesi yapılmıştır.
Çıkış yolu
Albay Ali Türkşen, bu saptamaları yaptıktan sonra, çıkış yoluna da işaret ediyor:
“Türk ulusu artık bağımsız yaşamak ile nohut/makarna/kömür alışverişi arasında bir tercih yapmak zorunda kalacağı noktaya doğru süratle ilerlemektedir. Her gün daha da muhafazakârlaşan günümüz Türkiye’sinde, TSK’nin bu süreçten etkilenmemesini düşünmek mümkün değildir. Bu nedenle Türk askerinin yeniden Mustafa Kemal’in askeri olduğunu hatırlaması için gereken baskı artık kendi içinden değil, Türk ulusunun ortak iradesinden gelmek zorundadır. Ortada bu seçenek dışında bir alternatif kalmamıştır.” (s. 356)
Zorunlu son söz
Örgütlü olmayan bir ulusun, iradesi olmaz.
Daha doğrusu “Ulus”, iradesini Öncü Örgütü ile ortaya koyar.
1920’lerde Türk Ulusunun iradesini hayata geçiren Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti idi.
Günümüzün “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” vardır. Ve Parti olarak, milli Cephe olarak, Gençlik Örgütü olarak, basın ve yayın araçlarıyla (Günümüzün Hâkimiyet-i Milliye gazetesi) mücadele alanındadır.
Bütün sorun her yurttaşın bu mücadele mevzisine bir an önce girmesidir.
Hâlâ görevde olan Albay Türkşen’in yapamayacağı bu çağrıyı, kitabın son sözü olarak biz söylemiş olalım.
Mehmet Bedri Gültekin
ulusalkanal.com.tr
-------------------------------------------------------------
Kardak'ta Kahraman Hasdal'da Esir Kitabını %25 İNDİRİMLİ Satın Almak için Tıklayın;
,
21 Mayıs 2013 Salı
Ergenekon’da gizli tanıklar

Hikmet Çiçek, 28 Gizli Tanık ifadesinden hareketle, Ergenekon davasının bir hukuk davası değil Cumhuriyet’le bir hesaplaşma olduğunu gözler önüne seriyor.
Bu hukuk dışı davada:
• Gizli tanıkların Ergenekon’dan haberleri bile yok!
• Mesleği olan, eli iş tutan bir gizli tanık bile yok!
• İfadelerin çoğu, insanı gizli tanıkların akıl sağlığından şüphe ettiriyor!
• Gizli tanıklar emniyette ne dendiyse onu söylemişler!
• Pek çoğu vaatlerle gizli tanık olmuşlar!
Kitabın sunuşunu Soner Yalçın yazdı:
“Cezaevinde olsa da, daktilo, bilgisayar verilmese de, o zor koşullarda aydınlık Türkiye’yi yeniden inşa etmek için kitap yazmaya devam etmektedir.
Çünkü bilir ki, kitaplar vatanları inşa eden tuğlalardır…”
İŞTE SİZE GİZLİ TANIKLAR:
Ergenekon davası kapsamında 60 gizli tanık topladılar ama bunların sadece 31’i dinlendi. Aralarında koyun hırsızı da var, oto hırsızı da. Yeğenini satan da var, “gayrimeşru âlemde” tanınmak için çabalayan da. Cinayet, uyuşturucu kaçakçılığı, gasp, tecavüz, adam yaralama, adam kaçırma, dolandırıcılık, fuhuş hükümlüleri , PKK, Dev-Sol, DHKP-C ve Hizbullah itirafçıları da var.
GİZLİ TANIKLAR ERGENEKON’U BİLE BİLMİYOR
Gizli tanık “Huzur”: “Yorum sadece… televizyondan, basından takip ettiğim kadarıyla duyduklarım yoruma dayalı ifadeler onlar…
Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel: “Ergenekon diye bir şey duydunuz mu?”
Gizli tanık “Selçuk”: “Ergenekon, bunların yer almış olduğu, daha sonraki kendilerine koymuş oldukları isim hani.”
Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel: “Hayır, siz bir yerde duydunuz mu, herhangi bir ortamda Ergenekon ismini?”
Gizli tanık “Emek”: “Türkiye’deki bu Ergenekon, Ergenekon yapılanmasının adını ben sonradan duydum. Bir yapılanma var, ama Ergenekon muydu bilmiyorum.”
Gizli tanık “17”: Bu davanın temelinde bir Ergenekon olayını ben bir Ergenekon’u ben ilk defa gazeteden duydum, bu haberlerden duydum, bir de Metal Fırtına diye bir kitaptan okudum, ben yani Ergenekon’u biliyordum desem yalan olur.”
Gizli tanık “Akdeniz”: “Bunun adı Ergenekon’dur, bunun adı başka bir şeydir bilmiyorum, ben Ergenekon’u da bilmiyorum… Onun haricinde Ergenekon nedir, ulusalcılık nedir, vatan sevmek nedir, bu konulara hiç merakım olmadı.”
HİKMET ÇİÇEK KİMDİR?
Gazeteci yazar Hikmet Çiçek, 1968 sonrasında devrimci gençlik mücadelesine katıldı. Aydınlık saflarında yer aldı. 12 Mart 1971 döneminde AÜ İletişim Fakültesi öğrencisiyken, “Anayasayı İhlal” iddiasıyla idam talebiyle yargılandı. 1974 affıyla 30 yıla hüküm giydi. Cezaevinde iken Halkın Sesi, Aydınlık, Bora ve Türkiye Gerçeği’nde yazıları yayımlandı. 14 yıl 4 ay cezaevinde kaldıktan sonra 1986’da tahliye oldu. Tahliye olduktan sonra Gökyüzü için yazdı. Daha sonra 2000’e Doğru, Yüzyıl, Siyah-Beyaz ve Aydınlık’ta muhabirlik, haber müdürlüğü, Ankara Temsilciliği ve Genel Yayın Yönetmenliği gibi görevlerde bulundu. Aydınlık’ın Haber-Araştırma Müdürü ve İşçi Partisi Basın Bürosu sorumlusu iken 25 Mart 2008’de Ergenekon Tertibi’nde tutuklandı. O günden beri Silivri Cezaevi’nde tutuklu olan Çiçek’in “Ergenekon Terör Örgütü üyeliği” iddiasıyla 7,5-15 yıl hapsi isteniyor.
-------------------------------------------------------------
Ergenekon Tertibinde Gizli Tanıklar Kitabını %25 İNDİRİMLİ Satın Almak için Tıklayın;
9 Mayıs 2013 Perşembe
Bir İhanetin Öyküsü Hasdal’da Bir Amiral kitabına ikinci kez soruşturma
Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı, Kaynak Yayınları'ndan çıkan Semih Çetin’in “Bir İhanetin Öyküsü Hasdal’da Bir Amiral” başlıklı kitabı hakkında soruşturma başlattı.
İlk yayımlandığında da Deniz Kuvvetleri’nin özel ilgisine mahzar olan söz konusu kitap, yayımlandıktan kısa bir süre sonra içerdiği bilgiler nedeniyle kamuoyunda ciddi tartışmalara neden olmuştu.
Adı 2012’de Deniz Kuvvetleri Komutanı olarak geçen Oramiral Nusret Güner’in istifası, basın ve kamuoyunda ilginç bulunmuş ve bu istifa Semih Çetin’in kitabında verilen bilgilere dayandırılmıştı.
Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı, dün (7 Mayıs, Salı) Kaynak Yayınları’na soruşturma niteliğinde bir dilekçe gönderdi. Dilekçenin 29 Nisan 2013 tarihinde gönderildiği anlaşılıyor.
Balyoz davası kapsamında Hasdal’da tutuklu bulunan Tümamiral Semih Çetin’in, yayınevimizce yayımlanan Bir İhanetin Öyküsü Hasdal’da Bir Amiral başlıklı kitabı, ikinci kez soruşturmaya neden oldu.
29 Nisan 2013 tarihli soruşturma yazısında görüldüğü gibi Genelkurmay Başkanlığı Ankara Askeri Savcılığı, Kaynak Yayınları’na başvurarak, Semih Çetin’in “Bir İhanetin Öyküsü, Hasdal’da Bir Amiral” başlıklı kitabının hangi tarihte yayımladığını ve dağıtıma sokulduğunu soruşturmaktadır.
İlk yayımlandığında da TSK Deniz Kuvvetleri’nin ilgisini üzerine çeken ve acilen 2 nüshası istenen söz konusu kitap, yayımlandıktan kısa bir süre sonra kamuoyunda ciddi tartışmalara neden olmuştu. Tümamiral Çetin kitabında Ergenekon ve Balyoz davası nedeniyle Gölcük’teki Donanma Komutanlığı’nda yapılan aramalara ilişkin ayrıntılı bilgiler vermişti. Deniz Kuvvetleri’nin ikinci adamı olan Donanma Komutanı Nusret Güner, Deniz Kuvvetleri’ni hedef alan soruşturmalardan rahatsız olmuş ve görevinden istifa etmişti. Bu istifa Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nı oldukça zora sokmuştu, çünkü Oramiral Güner’in adı muhtemel Deniz Kuvvetleri Komutanı olarak geçiyordu.
Basında yankılar:
Askeri kulislerde Oramiral Güner’in istifasına gerekçe olarak şu iddialar konuşuluyor:
Bu iddialar Semih Çetin’in kitabında şu şekilde yer alıyor:
- Güner, Donanma Komutanlığı’nın bulunduğu Gölcük’e yapılan baskın ve savcıların Balyoz davasında kullanılan belgeleri elleriyle koymuş gibi bulmaları, kendisinden önce Donanma Komutanı olan şimdiki Deniz Kuvvetleri Komutanı olan Oramiral Bilgel’in de hiçbir şekilde karşı koymayıp aksine savcılara kravat hediye etmesinden ciddi şekilde rahatsızlık duydu.
- Oramiral Güner bu rahatsızlığını birçok kez Kuvvet Komutanı Oramiral Bilgel’e iletmesine rağmen söylediklerinin ciddiye alınmadığı izlenimi edindi.
- Oramiral Güner, istifa konusunda kararlı olduğunu göstermek için istifa dilekçesinin suretini bazı yakın çalışma arkadaşlarına da verdi.
Semih Çetin kitabında söz konusu baskını şöyle anlatmıştı:
Savcılara kravat hediye edilmesi olayını Balyoz davasında 18 yıl hapis cezasına çarptırılan Donanma Komutanlığı Kurmay Başkanı Tümamiral Semih Çetin, Bir İhanetin Öyküsü-Hasdal’da Bir Amiral kitabında anlatmıştı. Kitaptan o bölüm özetle şöyle:
- “Tutanaklar imzalandı. Saat neredeyse gecenin 2’si olmuştu. Üs Komutanı’na savcılarla birlikte Komuta’nın makamına geçmelerini, benim de birazdan geleceğimi söyledim. Durumu Ankara’ya rapor edecektim. Konuşmamı bitirip dışarı çıktığımda Genel Sekreteri Donanma Komutanlığı amblemli hediye torbalarından biriyle görünce şaşırdım:
- Hayrola, nedir bunlar
- Kravat komutanım. Donanma Komutanı savcılara hediye edecek.
- Emin misin? Bir yanlışlık olmasın?
- Emir subayı şimdi telefonla söyledi. Komutan emretmiş...Adeta nutkum tutulmuştu. Kimliği belirsiz bir ihbar mektubu ile gecenin bir yarısı Donanma Karargâhını yerle bir eden savcılara, bugünün anısına denizci motifi taşıyan kravat hediye edecektik. Yapacak bir şey yoktu. Savcılar Komutanın odasındaydı. Tartışmanın bir olanağı yoktu. Donanma Komutanı ‘Sizi biraz üzdük bu akşam’ diyerek gülümseyen savcıya, ‘Gerçekten çok üzüldüm’ diyerek hediyesini takdim ederken sinirden ağlamamak için zor tutuyordum.”
-------------------------------------------------------------
Aydınlanma yolunda her kadının okuması gereken kitap!
Kaynak Yayınları, “İz Bırakanlar” serisinden Cumhuriyet Kadınının Aydınlık Yüzü Necla Arat kitabını yayımladı. Kitap, Tansu Bele’nin özgün üslubuyla kaleme alındı. Atatürk’ün yolunda, Atatürk’ün Devrimlerini savunan, kadının ailedeki, toplumdaki, siyasetteki yerinin önemini yaşamının her alanında vurgulamış Cumhuriyet kadını Necla Arat’ı, yine aydın Cumhuriyet Kadını Tansu Bele’den okuyoruz.
Kaynak Yayınları'ndan yapılan açıklama;
Yalın, saydam, tutarlı.
Necla Arat’ı tanımlayan en anlamlı üç sözcük.
Arat, bir Cumhuriyet kadını olarak öylesine saydam ve tutarlı ki...
Temel düsturu “Cumhuriyet, kadının Rönesansıdır” düşüncesi olmuş ve günümüze değin “Atatürk Devrimlerinin bütünlenmesi” gerektiği fikrini usanmadan tekrarlamış, vurgulamıştır.
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe-Sosyoloji Bölümü'nü bitirdi. Doktorasını aynı fakültenin Felsefe Bölümü'nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nden doçent ve profesör unvanını aldı. Sistematik Felsefe Anabilim Dalı Başkanlığı görevini yürüttü.
Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi'ni kurdu ve Merkez Müdürlüğü ve Kadın Çalışmaları Kürsüsü’nün başkanlığı görevlerini yaptı.
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Çağdaş Eğitim Vakfı, ANAÇEV, Türk Kadınlar Konseyi, Felsefe Derneği, Öğretim Üyeleri Derneği ve Kadın Araştırmaları Derneği gibi kuruluşlarda kurucu üye oldu.
İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği'nin kurucu başkanı oldu.
Kadın Araştırmaları dergisinin editörlüğünü yaptı.
Yayımlanmış 14 kitabı, çevirileri ve birçok bilimsel makalesi var.
22 Temmuz 2007 seçimleriyle birlikte Meclis’te 23. Dönem İstanbul milletvekili olarak bulundu.
SES GETİRMİŞ BAZI FAALİYETLERİ
• 1990 yılında Bahriye Üçok’un öldürülmesini protesto için Çağlayan’da düzenlenen Büyük Yürüyüş Mitingi.
• ÇYDD ve Hukukçu Kadınlar Derneği ile Kadın Araştırmaları Derneği’nin ortaklaşa düzenledikleri “İrticaya Hayır” ve “Düşünceye Saygı Şiddete Son” mitingleri.
• 1990’lı yıllardan itibaren, kadınlarımızın Meclis’te ve siyasetin her alanında yer almalarına sağlamaya dönük paneller ve konferanslar.
MÜCADELE ALANLARINDAN SEÇMELER
• 1991-1993’te hükümetten aktif bir bakanlık isteyerek bu kurumun adının da “Kadın ve Aileden Sorumlu Bakanlık” ya da “Kadın ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı”, “Kadın Bakanlığı” olmasını talep etmiştir.
• Medeni Kanun, TC Kanunu, vergi vb. yasalarda değişiklik yapılması mücadelesi yürütmüştür.
• 1996’da RP hükümetine karşı muhafazakâr kadınlara seslenmiştir:
“Adil Düzen’in kadınları, uyanın! Gönüllü kulluğa katlanmayın! Hakkınız olanı isteyin ve alın. Adil Düzen’in erkekleri inanç kılıfına büründürmeye çalıştıkları bencilliklerini gerici ve bağnaz bir ideoloji ile birleştirerek size bin yıldır oynadıkları oyunu oynamaya devam ediyorlar.”
• 1990’lı yılların feminist hareketlerini eleştirmiştir:
“Ülkemizde proje feminizmi ve demokrasisi biçimindeki ABD fonları, 1990’larda girmeye başladı. Radikal ve sosyalist feministler, Kürtçü hareket içine çekildiler ya da Fethullahçı oldular. Oysa onlar, Aydınlanmamızın kadınlarıydı. Bu fonların Güneydoğu kadın derneklerince çekildiği de bilinen bir gerçek. Hepsi için direkt suçlama yapamam. Ama aralarında BDP ve PKK için çalışanlar var. Apo’yu destekledikleri gözlemlenmekte…”
• 1996’da “Siyaset-Mafya-Emniyet Üçgeni” saptamasıyla Başbakan Tansu Çiller’i eleştirmiştir. “Türbanlı Demokrasi”, “Böcekli Demokrasi” benzetmeleriyle “Tarikat-Siyaset-Ticaret” ağı içinde giderek yozlaşan iktidarı hedef almıştır.
• 14 Nisan 2007’de, Ankara Tandoğan’da ilk Cumhuriyet mitinginin kadın lideri olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin, “sinsi bir değişim, gizli bir savaşım, bir yok ediliş süreci” yaşadığını belirterek, buna karşı ülkemizin aydın, akademisyen, gazeteci, patron, işçi, memur, vali, kaymakam, yargıç, savcı vb. demeden tüm insanlarını içine gömüldükleri görülmemiş suskunluk ve devinimsizlikten silkinmeye çağırmıştır:
“Türk Silahlı Kuvvetleri, içeriden ve dışarıdan yapılan olumsuz propagandalarla yıpratılmak isteniyor. Avrupa Birliği parlamenterleri her fırsatta ordumuza çatıyorlar. AB ve ABD’den yükselen sesler, Cumhuriyet’in dayandığı temellerin tartışmaya açılmasını amaçlıyor. Örneğin anayasamızdaki laiklik ilkesi yerine ‘dinsel özgürlük’ söylemi kullanılarak cemaatlere dayanan bir din-siyaset süreci, yani din ağırlıklı bir siyasal yapı kurulması düşleniyor. Ayrıca Lozan’ı aşan bir azınlık yaklaşımı önerilip Güneydoğu sorununun bireysel haklar çerçevesinde değil de azınlık hakları çerçevesinde ele alınıp çözümlenmesi dayatılıyor. Adeta üniter yapıdan vazgeçmemiz isteniyor. Kemalist Cumhuriyet artık ekonomik anlamda tam bağımsız değil. Çünkü Mustafa Kemal’in temellerini attığı kurumların hemen hepsi, küresel sermayenin eline geçmiş durumda. (…) Artık bütün bu olumsuzluklara ‘dur!’ demenin zamanı gelmedi mi?”
• 29 Nisan 2007’de İstanbul-Çağlayan’da ikinci Cmhuriyet mitinginin kadın lideri olmuş ve mitingin açış konuşmasında “Cumhuriyet için birleşin, yarın çok geç olabilir”, “Şeriata Karşıyız” çağrısı yapmıştır:
“14 Nisan’da Tandoğan’da yükselen dip dalgası, bugün Çağlayan Meydanı’nda daha bir coşuyor. Bir tsunamiye dönüşüyor. İstanbul, İstanbul olalı böyle bir coşku görmedi. Bugün İstanbul’dan, Avrupa’dan ve Anadolu’nun her yöresinden, Çağlayan Mitingi’ne katılmış olanlar, ulus devletimizin temel değer ve ilkelerini, ulusal onur ve bağımsızlığımızı savunma kararlılığımızı göstermek üzere buradayız. ‘Küresel efendilere’ ve yerli işbirlikçilerine ‘hayır’ demek için buradayız (…) İşte BİZ HALKIZ! BİZ CUMHURUZ diyoruz. Ve biz MUSTAFA KEMAL’E ‘DEVRİMLERİNİN SAHİBİ VE KORUYUCUSUYUZ’ demek için buradayız.”
-------------------------------------------------------------
Cumhuriyet Kadınının Aydınlık Yüzü Necla Arat Kitabını %25 İNDİRİMLİ Satın Almak için Tıklayın;
7 Mayıs 2013 Salı
Atatürk'ün hiç bilinmeyen teşkilatçılığı bu kitapta
Öğrencilik yıllarından ölümüne kadar Atatürk’ün teşkilatçılık anlayışını gözler önüne seren kitapta yakın tarihsel sürecin olaylarına da tanık oluyoruz. Kitapta ayrıca Atatürk’ün teşkilatçılığından/particiliğinden günümüze ışık tutan sonuçlar çıkarılmış.
Şen’e göre dün olduğu gibi bugün de Atatürkçülükten anlaşılması gereken tek bir şey vardır. O da Atatürk’ün yaşamının teşkilat yaşamı olduğudur.
“Atatürk’ün hayatı, baştan sona teşkilatlıdır ve teşkilatçı bir devrim önderinin hayatıdır.
Harbiye sıralarında başlayan teşkilatçılığını vefatına kadar sürdürür.
Her türlü görevinden, Cumhurbaşkanlığından bile vazgeçebilir; ancak teşkilatlı olmaktan asla vazgeçmez.
Varını yoğunu başka bir yere değil, teşkilatına, partisine bırakmıştır.
Bugün Atatürk Devrimcisi olmak, teşkilatlı olmaktır.
Devrim, yeni toplumu ve yeni devleti örgütlemektir!”
HENÜZ 1906’DA PROGRAMI TÜRK DEVLETİ İDİ
Mustafa Kemal, genç yaşlarında bile bir program etrafında teşkilat hayatı sürdürmektedir. 1906 yılında bizzat açıkladığı gibi, Mustafa Kemal’in programı henüz o yıllarda bile “bir Türk devleti” kurmaktır:
“Arkadaşlar! Gerçi bizden evvel birçok teşebbüs yapılmıştır. Fakat onlar muvaffak olamadılar. Çünkü işe teşkilatsız başladılar. Biz kuracağımız Teşkilat ile bir gün mutlaka, ne olursa olsun muvaffak olacağız. Vatanı, milleti kurtaracağız.”
Mustafa Kemal’in teşkilata, yani partiye verdiği önem, savaş dönemi için de savaş sonrası devletin/milletin yeniden inşası dönemi için de geçerli olmuştur.
Ve ölmeden önce de her şeyini teşkilatına/partisine bırakmıştır.
-----------------------------------------------------------------------------
Atatürk ve Teşkilatçılık Kitabını %25 İNDİRİMLİ Satın Almak için Tıklayın;
6 Mayıs 2013 Pazartesi
Samed Behrengi’nin bütün eserleri ilk kez Farsçadan çevrildi
Kaynak Yayınları, ilk kez Samed Behrengi’nin öykü ve masallarının tamamını anadilinden çevirerek yayımlıyor. 12 kitaptan oluşan çocuk kitapları serisinin ilk iki kitabı Telhun ve Küçük Kara Balık, geçtiğimiz günlerde okurlarıyla buluştu.
HALKÇI VE ÖZGÜRLÜKÇÜ YAZAR SAMED BEHRENGİİran edebiyatının en önemli çocuk hikâyeleri yazarı ve halk masalları derleyicisi Behrengi, 29 yıllık yaşamı, 1968 yılında zamanın baskıcı Şah yönetiminin gölgesi altında son bulmuştu. Behrengi’nin öldürülmesi, onun halkçı ve özgürlükçü bir eğitimci olarak dünyaca tanınmasını engelleyememişti. O, birçok çocuğun/gencin dünyasını değiştirecek güçte masallar ve öyküler vererek, insanlığın düş gücünü zenginleştirmişti.
BÜYÜK DENİZLERİ MERAK EDENLERE KÜÇÜK KARA BALIK
12 Eylül döneminde Türkiye’de yasaklı kitaplar listesinde bulunan Küçük Kara Balık okurlara başka bir hayatın mümkün olduğunu gösteriyor...
Hikâye de “başka hayat mümkün mü” sorusuyla başlar. Küçük Kara Balık başkadünyalarıve hayatları merak eder… Öğrenme arzusu, cesareti ve zekası, önüne çıkan tüm engellere karşın güçlü bir kararlılık yaratır onda.
“(…) Ben bilmek istiyorum; gerçekten de yaşamak dediğimiz şey şu bir avuç yerde yaşlanıncaya kadar dolaşıp durmaktan mı ibaret; yoksa dünyada başka şekilde yaşamak da mümkün mü?”
YÜREK VE CİĞER NE İŞE YARAR?
Samed Behrengi’nin İran halk masallarından derleyerek kaleme aldığı Telhun, vicdan, cesaret, sevgi, dürüstlük gibi insani değerlerin önemine vurgu yapıyor.
“ (…) Günlerden bir gün tüccar bir eğlence düzenlemeye karar verir. Bu eğlence için şehre inip alışveriş yapacaktır, kızlarına ondan neler istediklerini sorar. Kızlar, havuzlu hamamlar, altından ve gümüşten yapılmış ayakkabılar, ışıltısı bir fersah öteden fark edilen mücevherler, hizmetçiler isterler babalarından. Telhun ise ona bir yürek ve bir ciğer getirmesini ister yalnızca. Ama Telhun ne yapacaktır yürek ve ciğer ile?”
Özgün resimli, şık tasarım ve kaliteli kağıda basılan 12 eseri Ramin Cabbarlı ve Türkan Urmulu Farsçadan çevirdi.Kitaplar kitapçı raflarında okurlarını bekliyor...
-----------------------------------------------------------------------------
Küçük Kara Balık Kitabını %25 İNDİRİMLİ Satın Almak için Tıklayın;
7 Mart 2013 Perşembe
“HEM SANATÇI OLURUM HEM SİYASETÇİ“
Prof. Dr M. Şehmus Güzel yeni kitabı “İnsan Yılmaz Güney” ile karşımızda. M. Şehmus Güzel‘in, Hurda bisikleti ve paslı film kutuları ile her gece yazlık sinemalara gelen esmer, ince, uzun ve çok güzel gülen genç bir adam... Sinemaya gidecek parası olmayan yoksul mahalle çocukları, kendilerine arka kapıyı açan o genç adamı, her gece sabırla beklerdi. Derin ve etkileyici gözlemleriyle izlediği her filmden geleceğe dair ders çıkaran bir insan, günün birinde elbette çok büyük bir sinemacı olacaktı." Kelimeleriyle kaleme aldığı “İnsan Yılmaz Güney” adlı kitabında, Güney'in devrimci yönünü, devrime bakış açısını, 68 kuşağı devrimci hareketinde Deniz Gezmiş, Yusuf Küpeli, Ulaş Bardakçı ve diğerleri ile olan ilişkileri, vermiş olduğu desteği okuyacak, artı ve eksileri ile o yılların Türkiye'sinde politik ortamın analizini yapacaksınız.Yılmaz Güney’in bambaşka bir pencereden yansıtıldığı kitapta Güney’in, Cezaevinden Cannes Film Festivali ve Altın Palmiye'ye uzanan taşlı yola ve "YOL" filminin serüvenine katılacaksınız. Türkiye'deki cezaevlerinin kanayan yarasına ve cezaevlerinde çocuk mahkûmların yaşadığı sıkıntılara beyaz perdeye taşıdığı "Duvar" filminin çekim aşamalarında dahil olacaksınız Güney'in doğup büyüdüğü topraklardan beslenen tükenmeyen bir güç olduğunu anlayacaksınız.
Ve siz, kitabı okurken, Güney'in "Adım Yılmaz, zorluklar karşısında eğilmez, umutsuzluğa kapılmaz, yılgınlığa düşmez ve baş eğmez anlamına gelir... Halktan sanatımdan kaçamam. Ben artık halka aidim. Ben kendimi sınırlamam. Hem sanatçı hem siyasetçi olurum." sözleri ete kemiğe bürünüp can bulacak.
PROF. DR. M. ŞEHMUS GÜZEL KİMDİR
Prof. Dr. M. Şehmus Güzel, bildiğiniz gibi Erganilidir. Eylül 1982'den beri Fransa'da yaşıyor. Öğretim üyesi, yazar ve gazeteci. 1978'den beri değişik gazete, dergi ve ansiklopedilerde Türkçe ve Fransızca pek çok makalesi, köşe yazısı, incelemesi yayınlandı. Onlarca kitaba imza attı.
Kaynak: Ulusal Kanal
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








