7 Mart 2013 Perşembe

TERÖRİST DEDİRTENİ TARİH AFFETMEZ


Başbakan Erdoğan artık "İlker Başbuğ'a terörist diyeni tarih affetmez" diyor! Böylece Erdoğan, "uzun tutukluluğa" itiraz ederek başlattığı tutumunu, "yargılayanları affetmem" noktasına kadar getirtmiş oldu!
2008'de "Ergenekon davasının savcısıyım" diyen Erdoğan'ın, 2011'de "Ben bu davanın ne savcısıyım, ne hâkimiyim, ne de avukatayım" noktasına gelmesi, 2013'ün başında ise asker sanıkların safına yanaşması önemli.
Kuşkusuz bu köklü dönüşüm, kimi siyasi hesaplar nedeniyledir. O siyasi hedefi de Erdoğan'dan bir gün önce Cumhuriyet gazetesine açıklama yapan Eric Edelman veriyordu. ABD'nin eski Savunma Bakan Yardımcısı ve eski Ankara Büyükelçisi, "Erdoğan, Ergenekon davasından yararlandı ama şimdi davayı açanlarla çatışıyor" diyordu.
Edelman bu sözlerle, aslında F Tipi Cemaat ile Abdullah Gül'ün arkasında olduklarını da ilan ediyordu!
TSK, 1995'ten sonra 'terörist'
İlker Başbuğ'a, daha doğrusu Türk Ordusu'na, bu davayla birlikte terörist denmedi kuşkusuz... Bu dava bir sonuçtur. Türk Ordusu, Pentagon'a göre 1995'te düzenlediği Çelik Harekâtı ile birlikte "hizadan çıkıyordu" ve dolayısıyla "terörist" oluyordu!
Hayır, ABD'nin Muavenet'i vurmasını, Kuzey Irak'ta 11 subayımızın kafasına çuval geçmesini anımsatmayacağız size.
Ama bugün Türk Subayının, ABD'nin işbirlikçileri tarafından nasıl terörist ilan edildiğini, tanıklıklarla anlatmamız gerekmektedir.
Tanığımız, Hasdal'da bir Amiral, Semih Çetin. Kaynak Yayınları'ndan çıkan kitabında "Bir İhanetin Öyküsü"nü anlatıyor:
Dışişleri Bakanı'na itiraz
Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Hayri Kıvrıkoğlu'nun, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı olduğu yıllar. Yani 2006-2008 yılları arası. Semih Çetin de Genelkurmay'da Yunanistan Kıbrıs Dairesi Başkanı.
Kıbrıs meselesinin ağırlığıyla gündemde olduğu, hem ABD'nin hem de AB'nin Türkiye'yi sıkıştırdığı günler...
Semih Çetin dönemin Dışişleri Bakanı'na bir toplantıda şöyle der: "Sayın Bakanım, kusura bakmayın ama Annan Planı benzeri bir çözüm önerisine, Genelkurmay Başkanlığı olarak bir daha olumlu görüş vermeyiz!"
"Yüzünde devamlı bir gülümsemeyle dolaşan Bakan'ın suratı asılmış, tek bir söz bile etmemiş" bu kuvvetli itiraz karşısında...
Ancak o gün terörist ilan edilmişti Semih Çetin!
Türk Subayı aracını ABD'ye aratmaz!
Yine o günlerde ABD Büyükelçiliği'nin verdiği bir resmi resepsiyona gider Semih Çetin. Ancak girişte resmi arabasını aramak isterler. Onurlu Türk Subayı tepki gösterir ve orayı terk eder.
Büyükelçi yolda telefonla ulaşır, özürler diler ama Çetin'i resepsiyona geri döndüremez.
Oysa o günlerde, İstanbul'a gelen ABD Başkanı'nın korumaları, sıraya dizilmiş AKP'li Bakanların avuç içlerini "güvenlik" gerekçesiyle kontrol bile edebiliyordu...
Subayına terörist dedirtmenin ayıbı
Resmi aracını ABD makamlarına aratmayan onuruna düşkün Türk Subayı, sonrasında "silahlı terör örgütü" üyesi olmak iddiasıyla tutuklandı.
Yoksa siz de Çetin'in kimi "komutanları" gibi hukuk mu dediniz? İşte hukuk: Savcı, "Çok uzatmayın avukat hanım, biz ne savunmalar gördük, sonuç değişmedi" dedi. Savcı odadan çıktı. Semih Çetin koridorda bekliyordu. Emir subayı elindeki telefona gelen mesajı gösterdi. Tutuklanma istemiyle mahkemeye sevk edildiğini televizyon alt yazı olarak geçiyordu!
Semih Çetin de, zindandaki 400 subay ve astsubay da neden "terörist" ilan edildiklerini biliyor: "Cezaevinde bulunmamızın nedeni, Doğu Akdeniz'de ABD ve Batı Avrupa'nın çıkarlarına engel teşkil etmemiz ve artık bölgede en güçlü donanmaya sahip olmamızdı."
Erdoğan şimdi "tarih affetmez" diyorsa da, bu ayıp en başta kendisinindir. Ve Semih Çetin'in Deniz Kuvvetleri Komutanı'na yazdığı mektuptaki şu satırlar, subayına sahip çıkamayan hepimizin utancıdır: "Komutanım, bir asker için en büyük şeref şehit olmaksa, en onur kırıcı olay da herhalde düşmana esir düşmektir. Ancak bu makam ve rütbeyle savaşta düşmana esir düşseydim, inanıyorum ki bana davranışları bu kadar onur kırıcı olmazdı."


Kaynak:  Aydınlık Gazetesi